• 24.12.2014 00:00

 Rusya ile Türkiye, daha doğrusu Putin ve Erdoğan arasındaki gaz alışverişi farklı bir boyuta evrildi…

Putin, artık öyle boru hatlarına falan gerek kalmadan, direk birinci ağızdan, o kadar doğal olmasa da gazın hasını Erdoğan’a verdikçe veriyor: “Erdoğan sert adamdır, sağlam adamdır, delikanlı adamdır…”

Bizimki ve dalkavukları da aldıkları gazla itibarlarına itibar kattıklarını zannedip, “Titre Avrupa”, “AB bizi almazsa almasın” gibi postalarla “kaybeden atın” peşine takılıyor, ülkeyi de Batı’dan iyice uzaklaştırıp “kaybedenler 5’lisi”ne doğru sürüklüyor…

Artık Erdoğan’la birlikte Putin güzellemelerine de sık sık rastlıyoruz havuz medyasında ve iktidarda…

Tabii her işlerinde olduğu gibi burada da kurnazlığı elden bırakmıyorlar…

Örneğin Erdoğan’ın “can düşmanı” Esad’la Rusya arasındaki işbirliği milli iradeden özenle gizleniyor, Esad’ın hala devrilememiş olmasında Putin’in haddinden fazla emeği canla başla gözlerden kaçırılıyor…

Öyle ya nereden bilecek milli irade bunları? Nasılsa onları biraz “Paralel” masalları, biraz Osmanlıca, biraz karma eğitimin zararları, biraz darbe feryatları, bir çay kaşığı kadar da “başörtülü bacı” edebiyatıyla gönüllerince idare edebiliyorlar…

Ayrıca bilseler ne olacak ki?

Tıpkı hırsızlığı sandıkta onayladıkları gibi liderlerinin bu ikiyüzlülüğünü de görmezden geliverirler, olur biter…

Bu arada Moskova’da gelen son haberlere göre, Erdoğan’ı, çok hoşlanacağını düşündüğüm tatlı bir rekabet bekliyor önümüzdeki günlerde…

Yeni Şafak’ın yazdığına göre Putin, Kuzey Kore’nin “milli iradesi” Kim Jong-un’u Moskova’ya davet etmiş… Bu davetin amacı ise, Rusya’nın Batı dışında bir ittifak arayışıymış ve eğer ziyaret gerçekleşirse bu Kim’in ilk yurtdışı ziyareti olacakmış…

Kim, “illa Erdoğan da gelsin, kimmiş bakalım bu hevesli?” diye tutturur mu bilinmez ama bu davet bana, Putin’in Batı dışında bir ittifak arayışından ziyade, bir diktatör heveslisi ya da diktatörlüğünün çıraklık döneminde olan bir “taze yetenek” ile değil de şöyle daha hakiki, daha tecrübeli, aileden bir diktatörle yakınlık kurma arayışına benziyor…

Tabii bir yandan da Doğu’da daha çok konjonktür gereği artan itibar Batı’da mütemadiyen ayaklar altına alınıyor…

Amerikan Kongresi’nden Hollywood yıldızlarına, Avrupa’nın ve Amerika’nın önde gelen gazetelerinden televizyon programlarına, itibarları Erdoğan ve dalkavuklarını fersah fersah aşan karikatürist veya sayısız uluslararası kuruluşa kadar tüm Batı dünyasında Erdoğan için, içinde ister konuşan klozetleri, ister müzik çalan kadehleri olsun, hiçbir sarayın kurtaramayacağı itibarıyla ilgili utanılacak kanaatler çoğaldıkça çoğalıyor…

Bu kanaatlerin bizimkiler için pek bir önemi yok gibi görünüyor… “Umursamıyoruz, yok hükmündedir, o aklı kendilerine saklasınlar, siz kendinize bakın” gibi laflarla bildiklerini okumaya devam ediyorlar…

Utandırdıkça da utandırıyorlar…

İnternet özgürlüğünde dibe vurmak da…

TÜBİTAK’ta dereceye bile giremeyen bir öğrencinin, uluslararası fizik yarışmasında dünya birincisi olması da…

Bir yılda iki bin kişinin insan hakları ihlalleri sonucu hayatını kaybetmesi de…

Dünya çapında yılın en kötü insan hakları olayları arasında Türkiye’nin internete getirdiği kısıtlamaların yer alması da…

En fazla tutuklu gazeteci bulunduran ülkeler arasında 10. sırada olmak da…

Gelir eşitsizliğinde dünya sıralamasında ikinciliğe oturmak da…

Eğitimde 34 ülke arasında sonunculuğa yapışmak da…

Hatta Avrupa’nın en kirli havasını solumak da…

Yeterince utanç verici olmalı aslında ama bizimkiler bu tip “iç ve dış düşman” raporlarıyla haberlerine de pek aldırış etmiyor…

Putin gazı veriyor, bizimkiler coştukça coşuyor…

Fakat son günlerimizin gözde kahramanı Rusya’da bile başbakanlık düzeyinde dalga konusu olunmaktan kaçılamıyor…

Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev kalkıp, içinde Türkiye’yi oldukça gülünç duruma düşüren fakat acı bir gerçeği gözlerimize sokan şu sözleri dile getirebiliyor: “Ukrayna ne zaman AB’ye girecek? Türkiye’den sonra… Türkiye ne zaman AB üyesi olacak? Hiçbir zaman…”

Eğer bu bir temenni ise, bizimkilerle Rusya Başbakanı’nın aynı umutlara sahip olması bir hayli ilginç bir durum…

Dünyanın “üst akılları”nın sert mi sert geçen “savaş”ında, gülünç mü gülünç bir efelenmeyle masanın yanlış tarafında kendimize yer bulmaya çalışıyoruz…

Erdoğan’ın ağzına kadar dolu bir silahla Rus ruleti oynayacak kadar körleşmesinin, “gaza gelmesi”nin ve çoktan yitirilmiş bir akılla hareket etmesinin bedeli hepimiz için ağır olacak…

Geleceğimiz de birkaç görgüsüz ve açgözlü aklın iradesinde heba olup gidiyor…

Tek tesellimiz, mutluluğu AB’den kopmakta arayan askeri vesayetin de aynı tuzağa düşerek kendi sonunu getirmiş olması…

Geçmişten hiç ders alınmamış olması da utandırıyor ama ne yalan söyleyeyim insanı epey bir umutlandırıyor da…