• 21.06.2013 00:00
  • (5711)

 Gezi fırtınasının içinde durmadan kulaklara fısıldayıp durdular; “Erdoğan barış yapamaz”, “Barış tehlikede, farkında mısınız!”

Taksim muharebesi sırasında, toplumun bir kesimi can havliyle “yaşam tarzını” savunurken, bazı kabiliyetli yazarlarımız, araya “barış sürecini” de sıkıştırmayı başardı.

Bir cepheyi zar zor takip ederken, zihnimizde “endişelenmek” için ikinci bir cephe daha açtılar.

Bir anda Başbakan’ın aslında hem hayat tarzımıza düşman olduğunu hem de Cumhuriyet tarihinin en hayırlı projesini, yani çözüm sürecini berbat edeceğini öğrenmiş olduk.

Bu arada Gezi rüzgarının arasına sıkıştırdıkları korsan sözleri kulaklara fısıldamayı sürdürdüler;

“Uludere’yi unutma…”

“Cezaevinde yatan binlerce masum Kürt siyasetçiyi unutma…”

“Erdoğan’ın hakaretlerini unutma…”

“Bak Öcalan’a terörist başı dedi, unutma…”

Beyaz Türklerin gözyaşları ve ağıtları eşliğinde (Bu çok pekiştirici oluyor) geçmişin bütün kötü hatıralarını aklımıza ve kalbimize üfleyip durdular.

Toplumu neye ikna etmeye çalışıyorlar?

Erdoğan’ın barış gibi hayırlı bir süreci başlatacak kadar “iyi” bir insan, lider olmadığına…

Amaçları ne?

Kürtleri savaş sürecindeki Erdoğan karşıtı çizgiye çekmek…

Türklerin ise barış süreciyle birlikte Erdoğan’a verdiği desteği en aza indirmek…

Beyaz Türkler, ulusalcılar ve laik elit, Gezi rüzgarını arkasına alıp Erdoğan’a karşı büyük bir iktidar savaşı başlatırken, bazı liberal kalemler aracılığıyla Kürtleri de yanına çekmeye çalışıyor.

Kürt barışını Erdoğan’a kaptırırlarsa tümden kaybedecekler.

Gezi rüzgarını arkalarına alıp Erdoğan’ın barışını vuracaklar.

Geçmişte de aynısını yaptılar ve başardılar.

Öcalan’la barış yapmak isteyen Özal’ı zehirlediler.

Öcalan’la barış arayışına giren Erbakan’ı devirdiler.

Öcalan’la barış için anlaşan Erdoğan’ı da aynı şekilde bitirmek peşindeler.

Erdoğan, Oslo sürecinde 7 şubat darbesiyle karşı karşıya kaldı. Kellesini istediler. MİT Müsteşarı Hakan Fidan için hazırlanacak olan iddianamede Erdoğan’ın da adı yer alacaktı. Büyük ihtimalle siyasi hayatı bitirilecek ve Yüce Divana gönderilecekti.

Başaramadılar.

İmralı süreci başlatıldığında Erdoğan’ın parti genel merkezindeki odası roketle vuruldu.

Şimdi de Gezi ayaklanmasını arkasına alan güç merkezleri tarafından, dört bir cepheden sıkıştırılarak iktidardan uzaklaştırılmak isteniyor.

Beyaz Türklerin safına geçen bazı liberal kalemlerin Erdoğan’ın akıl sağlığını kaybederek ülkeyi ateşe verecek bir diktatör olduğunu ilan etmesi boşuna değil; bu saldırıların amacı Kürt barışını Erdoğan’ın inisiyatifinden çıkarmak…

Son zamanlarda Kandil’de kamp kuran, hareketin röntgenini çekecek kadar olaya hakim olduğunu iddia eden gazetecilerin de aslında Kürt hareketinin önde gelen isimlerini markaj altında tutmaktan gayrı bir amaçlarının olmadığı ortaya çıktı.

İmralı’da mutabakata varıldığı haberini duyar duymaz Hakkari ve Diyarbakır’a koştular; “Kürtler kuşkulu”, “Kürtler ihtiyatlı”, “Kürtler İmralı’ya mesafeli”, “Kandil olmadan olmaz” yazıları döktürüp durdular.

Kırk dereden su getirip Kürtleri barışın olamayacağına inandırmaya çalıştılar. Olsa bile bu çok uzun yıllar alırmış; İRA uzmanı gazeteciler –üstelik büyük bir iyimserlik içinde- bunun yarım asır alacağını ve boşuna umutlanmamamızı tavsiye ediyordu.

Anlaşma hayata geçip PKK militanları sınır dışına çekildiği bugünler de hala Kürtleri “Erdoğan’ın barış yapamayacağına” inandırmaya çabalıyorlar.

İmralı’yı, Kandil’i baskı altına almaya çalışıyorlar.

Yıllarca Erdoğan’ı savaştığı için eleştiren bu isimler, bugün neden barışan Erdoğan’a karşı savaşıyorlar?

Mesleki bir neden bulamıyorum.

Çünkü daha makul, daha sağduyulu ve daha insaflı olmaları gerekirdi.

Savaş döneminde gösterdikleri toleransı, bu isimler barış döneminde göstermediler.

Erdoğan’ı sokaktaki ayaklanmacılara “Mussolini” diye hedef gösterdiler.

Göstericiler Başbakanlık ofisine saldırırken internet sitelerine yıldırım baskı yazılarla “Erdoğan Hitler gibi diktatör, “Tek mesele Erdoğan” diye kışkırtıcılık yaptılar.

“Uyanın ey Kürtler, Erdoğan barışı çöpe attı, haydi meydanlara” mesajıyla yüklü, son dakika kamuoyu açıklamalarıyla Kürtleri kışkırtmayı sürdürüyorlar.

Belki de bu eski Türkiye’nin hastalığı; gazeteciler, akademisyenler eskiden iktidar yapma-bozma oyununa katılırlardı. Zaten kulak verin, bütün hatıraları geçmişte hangi liderin nasıl iktidara getirildiği ve götürüldüğü üzerinedir. Bu hayatlarına fazlaca mana katmış ve bundan vazgeçemiyor da olabilirler.

Ama asıl sorun bence arkalarındaki dünya; yani Türkiye’nin eski muktedirlerinin dünyası, sırtlarını onlara dayayıp Erdoğan’a karşı bir savaş başlattılar, AKP’nin 11 yıllık iktidarı sürecinden hoşnut olmayan toplum-devlet içindeki güç merkezleri gömdükleri baltaları yeniden çıkardı.

Meselenin özü bu. Ne demokrasi, ne barış umurlarında. Tek dertleri varsa yoksa kendi iktidarları.

Bizim beyaz Türkler, Roma soyluları gibiler; demokrasi anlayışları sadece “makbul vatandaş”ları kapsıyor.

Yani Cumhuriyet’in dışladığı toplumun çok büyük bir bölümü bu potanın dışında kalıyor.

AKP hükümetinin 11 yıllık iktidar serüveni yeterli demokratik dönüşümü yaratamamış olabilir.

Hükümetin Cumhuriyet’in resmi toplumu olan ulusalcıları, Kürtleri, Alevileri, azınlıkları, diğer kimlikleri kucaklayacak bir sistemi yaratamadığı ortada. Buna elbette muhalefet edelim. Kimsenin kendi cemaatini “toplum” haline getirmesine izin vermeyelim.

Ama öncelikle barışı koruyalım, beyaz Türklerin barışı vurmak için hazırladığı tuzağa düşmeyelim. Çünkü özlediğimiz demokratik Türkiye barıştan geçiyor.

http://kurtulustayiz.wordpress.com/2013/06/19/gezinin-ruzgariyla-barisi-vurmak/