• 19.07.2013 00:00
  • (3243)

 Çözüm sürecinin üç aşamadan oluştuğu konusunda taraflar hemfikir.  Ama hangi aşamada olduğumuz konusunda farklı görüşler var.

 

Kürt tarafı ısrarla birinci aşamanın bittiğini, ikinci aşamanın başladığını; örgütün kendi üzerine düşen adımları attığını ancak hükümetin söz verdiği adımları atmadığını savunuyor.

Hükümet ise birinci aşamanın henüz bitmediği görüşünde.

Çözüm sürecinin üç aşamalı bir plan üzerinden yürüdüğü biliniyor. Bu aşamaların ayrıntıları da aslında sır değil.

Kürt tarafı, çözüm sürecinin başladığı ilk günlerde sürecin aşamalarını oldukça şeffaf bir biçimde kamuoyuna açıklamıştı.

Gerçeği öğrenmek için dönüp o açıklamalara bir göz atalım.

Haberin tarihi 29.04.20013. Kaynak Fırat Haber Ajansı. Açıklama yapan KCK’nın eski başkanı Murat Karayılan. Bakın Karayılan ne demiş: “Bizimle İmralı arasında BDP heyetinin gidiş gelişleri oldu. Mektuplar gidip geldi. Bunların üzerine biz bir sonuca ulaştık. Süreç üç aşamadan oluşuyor. Birinci aşama ateşkes ve güçlerimizin geri çekilmesidir. İkici aşama ise Türk devleti ve hükümetin sorumluluklarını yerine getirmesidir. Üçüncü aşama normalleşme ve özgürleşme sürecidir. (...) Bu bilinsin ki bu geri çekilmeyi tamamlarsak ikinci aşama başlayacak.”

Murat Karayılan’ın yanı sıra BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da bu konuda kamuoyunu aydınlatmış.

Tarih 15 Nisan. Kaynak Reuters. Demirtaş: “Çözüm süreci için üç aşamalı bir plandan söz edilebilir. Geri çekilme, bu planın birinci aşamasını oluşturuyor; çekilme sorunsuz tamamlanırsa ikinci aşamaya sonbaharda geçilmesi planlanıyor.”  Ne olduysa Gezi’den sonra oldu.

Kürt tarafı birden ağız değiştirdi.

Israrla birinci aşamanın çoktan bittiğini, ikinci aşamanın başladığını, fakat hükümetin plana sadık kalmadığını iddia etmeye başladılar.

Bu tavır değişikliğini elbette kötüye yormamaya çalışıyorum.

Beyaz Türklerin ve liberallerin Gezi olaylarıyla birlikte “Hükümet sizi kandırıyor, oyalıyor, niye çekiliyorsunuz” türünden geliştirdiği düşük yoğunluklu psikolojik harekâtın Kürt siyasetçiler üzerinde etkili olduğunu sanıyorum.

Birden güven krizine girmelerini başka türlü açıklayamıyorum. Fırsatçılık yapmaya çalıştıklarını düşünmüyorum. Zira Gezi’de sokağın çağrılarına prim vermediler, sorumlu davrandılar; “Fırsat bu fırsat, hükümeti kıstırmanın vakti” de demediler.

Fakat Kürt tarafının ağız değiştirmesiyle birlikte Güneydoğu’da sürece zarar verecek görüntüler gelmeye başladı. Şantiye baskınları arttı, iş araçları yakıldı, dağdakiler köylere inerek silahlı poz vermeye başladılar, “KCK asayiş gücü”yle gösteri ve şov yaptılar...

Çözüme karşı olan çevreler bu hareketleri pas olarak değerlendirip toplumsal tepki üretmeye koyuldu. Bu görüntüleri kullanarak hükümeti çözüm politikasından vazgeçirmeye çalıştılar, çalışıyorlar.

Oysa bu gerginliğin tırmanmasına neden olacak hükümet kaynaklı herhangi bir “sinyal” gelmiş değil.

Başbakan her fırsatta çözüm sürecini yürütmekte kararlı olduğunu açıklayıp duruyor. Süreç çökerse, daha önce olduğu gibi, bunun bir sır olarak kalmayacağını biliyoruz.

KCK ve BDP yöneticileri artık şu “süreç bitti-bitiyor” üslubundan, dilinden vazgeçmeliler.

Öfke ve hezeyan içeren bu dil, Kürt tarafının korkularını, endişelerini yansıtıyor, olabilir. Ama bilinmeli ki; müzakere evreleri soğukkanlı davranmayı ve ümitli olmayı gerektirir. Sürekli şiddet kozunu kullanarak, tehdit ederek negatif bir hava yaratıyorsunuz; eski dil ve üslupta ısrar ederek yeni süreci götürmek mümkün değil. Çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını istiyorsak, bu siyaset dilini değiştirmek gerekiyor.

Bir gün öyle, bir böyle olmaz.