• 26.07.2013 00:00
  • (4210)

 Abdullah Öcalan, 24 Haziran’da Kandil’e gönderdiği sekiz sayfalık mektupta örgütten çekilmeyi hızlandırmalarını istedi. Ancak Öcalan’ın bu mektubunda uzun uzunTurgut Özal’dan bahsetmiş olması, benim daha çok ilgimi çekti. Öcalan, Özal’dan beri başlatılan barış girişimlerinin hep “provokasyonla” karşılaştığını hatırlatarak, örgütü uyarma ihtiyacı duymuş. 

Hatırlarsınız; PKK ile diyalog kapısını aralayan ilk isim Özal’dı. PKK’nın ilk ateşkes ilanı, Özal’ın isteği üzerine gerçekleşmişti. Ancak bu girişim, Özal’ın hayatına mal oldu. Turgut Özal’ın ölüm haberini aldığında Öcalan’ın “Bu bir suikast, cinayet” diye tepki gösterdiği söylenir. Aradan geçen yıllar maalesef Öcalan’ı doğrular nitelikte çıktı. Bugün devletin tepesi Özal’ın zehirlendiğinden kuşku duymuyor. 
Sonraki yıllarda Özal gibi hareket etmeye çalışan liderlerin akıbeti de pek farklı olmadı. Belki suikasta uğramadılar ama siyasi olarak mevta haline getirildiler. Öcalan ile diyalog kuran, örgütün silahlı unsurlarını sınır dışına çıkarmasını isteyen Ecevit hükümeti, tepetakla edildi. PKK’ya bir aracıyla mektup gönderen Necmettin Erbakan, 28 Şubat’ta düşürüldü. 
Öcalan, Gezi olayları sonrası yaptığı değerlendirme de oldukça ilginç: “Hangi lider bizimle ilişki kurduysa bir şekilde götürüldü. Bu süreç de 7 Şubat’taki yargı darbesi girişimin bir devamı!” 
Öcalan’ın Kandil’e uzun uzun Özal’ı anlatması boşuna değil. Çözüm süreci iç dengeleri değiştirdi. Türkiye’deki güç merkezleri, Erdoğan’ı devirmek için harekete geçti. Özal’ın,Ecevit’inErbakan’ın başına getirilenler, çözüm sürecini başlatan ve bunda kararlı olanErdoğan’ın da başına getirilmek isteniyor. Gezi olayları sırasında Erdoğan’ın evinin ve İstanbul’daki çalışma ofisinin basılmak istenmesi, partisinin genel merkezindeki odasının LAW silahıyla vurulması, çözüm süreciyle bağlantılı saldırılardı. Erdoğan’ın “Gerekirse baldıran zehri içerim”, “Çözüm sürecinde ortaya canımızı koyduk” demesi, kendisine yönelen tehditlerin düzeyini göstermesi bakımından önemlidir.  
Umarım tarih tekerrür etmez ve Türkiye bu kez özlediği barışa kavuşur. 

***
 Suriye ve Mısır’da yaşananları bugüne kadar hep akademisyen ve politikacılardan dinledik. Onlar aklın sesi oldular; peki ya yüreğin sesi? Yanı başımızda yaşanan bu insanlık trajedisini bir de şairlerden dinleyelim, istedim. Şair Cahit Koytak’ın gönül gözüyle: 

ÖNDEN YIRTILAN GÖMLEK ( II ) 
Ferisiler, senin elinle her yerde 
İsa’yı çarmıha geriyorlar, Amerika; 
Sen de, utanmadan seyrediyorsun olanları 
Yüzünü gizleyerek lobide, gazetenin arkasında. 
Gergedan derisinden mi yüzün senin, 
Fil derisinden mi, nedir? 
Kör müsün, sağır mısın yoksa, sen Amerika? 
Kuyu diplerinde kervan bekleyen 
Genç kardeşlerinin ve uzak kuzenlerinin 
Yeniyetme demokrasi taleplerine 
Hesapsız kol kanat geren 
Bir Kenanlı Yusuf  olabilirdin oysa 
Kahire’de, Gazze’de, Dimeşk’te 
Ve dünyanın her yerinde, sen Amerika. 
İnsanlığın büyük şiirine, 
Bahar Rönesansına ilham taşıyan 
Gazzeli Musa’ya, Mısırlı İsa’ya, 
Humuslu Muhammed’e, 
Ve bu kervana katılmak için, çocukluğu 
Geciktikçe geciken bütün Bünyaminlere 
Kol kanat gerebilirdin oysa, sen Amerika; 
Ama kalkıp onurunu, vicdanını 
Ve kısacık tarihinin bütün müktesebatını 
Yakup’un evine kanlı gömlekle dönen 
Üvey kardeşlere oynamayı seçtin sen 
Ve kaybettin işte gökçe borsada; 
Gömleğin önden yırtık senin, Amerika 
Ve yüzün tanınmaz halde tırnak izinden.