• 2.07.2014 00:00
  • (2621)

 Erdoğan'ın konuşmasını dinliyorum. Salonda bambaşka bir hava var. Grup toplantılarına benzemiyor. Mehmet Ali Şahin, kürsüye çıkarak AK Parti'nin cumhurbaşkanı adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıklıyor. Şahin, Erdoğan'ın tüm AK Parti milletvekillerinin imzasıyla cumhurbaşkanı adayı olarak gösterildiğini belirtiyor.

Sahneye Erdoğan'ın yaşam hikâyesi ve siyasi mücadele yıllarından kesitler yansıyor. Sonra kürsüye Erdoğan geliyor. Sözünde, sesinde, yüzünde bambaşka, yeni bir ifade var. Önceki Erdoğan'dan biraz farklı, tarihi bir görevi başarmak üzere olan bir komutan gibi zaferinden emin, rahat ve huzurlu...

Erdoğan'ın üç yerde ses tonunun değiştiğini, daha doğrusu sözlerinin vurgusunun arttığını fark ediyorum. Birincisi cumhurbaşkanlığı seçiminin önemine değindiği kısım. Erdoğan, halkın cumhurbaşkanını seçecek olmasının karanlık vesayet tarihinin sona ermesi anlamına geldiğini söyledi. Mustafa Kemal Atatürk'ün 11 Kasım 1938'de vefat etmesinin sonraki günü askerin Meclis'i kuşattığını hatırlatan Erdoğan, İsmet İnönü'nün askerin Meclis'i kuşatması altında cumhurbaşkanı seçildiğini belirtti. Cumhurbaşkanlığı makamının o günden sonra devletin millete karşı iktidarını simgelediğini söyleyen Erdoğan, 10 Ağustos ile birlikte artık karanlık bir dönemin sona ereceğini, vesayet parantezinin kapanacağını vurguladı.

Erdoğan'ın konuşmasında ses tonunun değiştiği ikinci kısım ise paralel devletle mücadeleydi. Cumhurbaşkanı seçildiğinde Erdoğan, "Bu kirli yapıyı, hukuk içinde tamamıyla ve hızlıca tümüyle tasfiye edeceğini" söyledi.

Erdoğan'ın çözüm süreciyle ilgili kararlılık mesajı da önemliydi: "Çözüm sürecini bedeli her ne olursa olsun sürdüreceğimizi defaatle ifade ettim. Allah nasip ederse, cumhurbaşkanlığımızda da çözüm sürecinin sekteye uğramasına asla müsaade etmeyiz, edemeyiz. Türkiye'nin çözümden, barıştan ve kardeşlikten başka hiçbir seçeneği yoktur." 

Dış politikayla ilgili olarak da dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu Erdoğan. Seçilmesi halinde mevcut Türk dış politikasının değişmeyeceği mesajını verdi. Filistin davasına duyarlılığın devam edeceğini, Suriye'deki insanlık dramına sessiz kalmayacağını, Mısır'a ilişkin tutumun farklı olmayacağını vurguladı. Kısacası hükümetin mevcut politikalarına yönelik eleştirilerin aksine bundan sonra da daha etkin bir dış politika izleneceğini söyledi. 

Kısaca dünkü konuşma Erdoğan'ın ilk seçim konuşmasıydı. Burada Erdoğan, "Bir kesimin değil, tüm Türkiye'nin cumhurbaşkanı" olacağının altını çizdi. Erdoğan'ın konuşmasını dinlerken bir an yepyeni bir Erdoğan ile karşı karşıya olduğumuzu düşündüm. Yazının başında da anlatmaya çalıştığım gibi Erdoğan'ın sesinde, sözünde bir farklılık vardı, derin bir bilgelik, olgunluk, gerçek bir ustalık gibi. Tam olarak adlandıramadığım bu yeni ruh hali, galiba Erdoğan'ın tam da şu sözlerinde ifade buluyor: "Bu bir veda değildir, bir kapanış bitiş değildir. Bu, bu ifadeyi çok çok önemsiyorum. Bizim için çok farklı bir an. İşte bu bir hatime değil, inanıyorum ki bir Fatiha’dır bir açılıştır."