• 11.07.2014 00:00
  • (2529)

 Ekmeleddin İhsanoğlu ve muhalefet cephesi bu sıralar en çok, seçimin eşit ve adil şartlarda gerçekleşmediğinden şikâyet ediyor. CHP ve MHP'nin ortak adayı İhsanoğlu dün seçim bildirgesini açıkladığı basın toplantısında, cumhurbaşkanı adaylarının seçime eşit giremediğinden yakındı. TRT'nin kendilerine yeterince yer vermediğinden şikâyet etti. Bazı köşe yazarları bu durumun seçim sonuçları üzerinde "şaibe" yaratacağını bile ileri sürdü. 

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun öncelikli sorunu keşke bir aday olarak seçim kampanyasını eşitsiz şartlarda yürütmesi olsaydı; İhsanoğlu'nun bence asıl sorunu aday olarak atanmasında, vitrine konu mankeni olarak konulmasında. Adaylığı siyasetin arka odalarında siyaset dışı gruplar tarafından belirlenen bir ismin, öncelikli sıkıntısı bu olmalıydı bence. 

Aday olarak ismi kamuoyuna açıklandığı günden bu yana Ekmeleddin İhsanoğlu'ndan daha çok etrafındaki gazeteci grubunu görüyoruz. Kendisi adına daha çok bu gazeteciler konuşup, etrafa fotoğraflar veriyor. Kendisinin kişiliğine son derece saygı duyuyorum, ancak şunu söylemem gerekir ki karşımızda özgür iradeli bir cumhurbaşkanı adayı yok; Doğan grubunun yaşam koçluğunu üstlendiği, atacağı adımı önceden gösterdiği, söyleyeceği sözü belirlediği, reklamını yaptığı bir aday var karşımızda. Bu adaya, İhsanoğlu'na karşı saygılı olmayı, onun düşüncelerini öğrenmeyi, Türkiye'ye neler vaat ettiğini bilmeyi gerçekten istiyorum; ama ben İhsanoğlu'nu Taha Akyol, Murat Yetkin, Ertuğrul Özkök, Mehmet Yakup Yılmaz, Cengiz Çandar, Eyüp Can, Mümtazer Türköne gibi vesayet artığı, statükocu, mesleğini gayri meşru güç odaklarının emrine sunan gazeteciler aracılığıyla bilmek, öğrenmek, anlamak istemiyorum. Ne var ki aday olarak ismi açıklandığı günden beri İhsanoğlu'nu kendisinden değil, daha çok bu isimlerin tercüme ettiği İhsanoğlu'ndan dinliyoruz. Medyanın karşısına çıkıyor ama karşımızda İhsanoğlu'nun kendisi değil, hologramı duruyor sanki. 

Gerçek bir cumhurbaşkanı adayını doğrudan tanımak, düşünce ve görüşlerini dolaysız bilmek kamuoyunun en temel hakkı olmalı. Ama kamuoyu günlerdir Doğan grubunun kıdemli algı mühendislerinin yarattığı İhsanoğlu'nu görüyor, dinliyor; henüz hologramını aşıp doğrudan kendisiyle karşı karşıya gelecek fırsatı kimse yakalamış değil. 

Kuşkusuz bir adayın danışmanlar ordusuyla seçime katılması çok yanlış değil; ama o adayın bir görüntüden ibaret olmasını da kimse kabul etmez. Halk, sesi ve sözüyle, öfkesi ve sempatikliğiyle karşında kendini yansıtan bir insan-aday görmek ister; Doğan grubunun etrafını çevirdiği, ön aldığı, onun yerine konuştuğu, düzeltmeler yaptığı, onun yerine davrandığı bir cumhurbaşkanı adayını görmek istemez. Bunu kendisine yapılmış bir hakaret sayar. Halk yönlendirilebilir bir küme değildir. Seçmenleri süslü sözlerle kandırmak, görüntülerle aldatmak isteyebilirsiniz; Doğan grubu geçmişte de hep siyasetin içindeydi, istediği hükümeti atadı, istediği lideri parlattı, istemediğini karalayıp gözden düşürdü. Geçmişte az çok işe yarayan bu yöntemin yarattığı güç sarhoşluğuyla bugün de siyaset mühendisi gazeteci ve yorumcu takımıyla Türkiye'nin cumhurbaşkanını belirleyebileceklerini sanıyorlar. 

Ekmeleddin İhsanoğlu, eğer cumhurbaşkanlığı makamına gerçekten aday ise, önce ellerindeki sihirli değnekleriyle etrafını çeviren, kendisine ve halka nesne muamelesi yapan bu yaşam koçlarından kurtulmalıdır. Kendi iradesine, kişiliğine sahip çıkma gücünü göstermeden, bu algı mühendislerinin güdümünden kurtulmadan Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanlığını yapmak mümkün değildir. Unutmayın, bu yaşam koçları holdinglerinin geleceği için yarışıyor, Türkiye'nin geleceği için değil.