• 3.11.2014 00:00
  • (4032)

 Diyarbakır ve Hakkari'de askerlere yönelik saldırılarda militanların maskeli olması dikkat çekmişti. Bunun nedeni, örgütün ilk kez bu tür bir saldırıda maske kullanmasından kaynaklanıyor. Burada maske, tedbir amaçlı olmaktan daha fazla bir anlama sahip; Kandil'in bulaştığı, bulaşacağı kirli işleri gizlemeyi amaçlıyor. 

Bu kirli işlerin ne olduğunu anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok. 6-7 Ekim olaylarıyla birlikte cereyan eden bütün şiddet olayları, örgütün yeni dönemdeki yönelimini yansıtıyor. Kobani bahanesiyle sokakların yangın yerine çevrilmesi, sivillerin infaz edilmesi, Hizbullah'ı yeniden savaşa çekme çabası ve sokağa çıkan askerlerin öldürülmesi...

Maskeli eylemlerle, siyaset dışı aktörleri yeniden sahaya çekmek istiyorlar. Maske, burada "siyaset dışı"nı simgeliyor, siyaset dışı süreçlere ve aktörlere karşılık geliyor. Güneydoğu'yu yeni bir şiddet sarmalının içine çekerek, askerin yeniden güçlenmesini istiyorlar. Karşılaştığımız olaylar, rastgele tepki hareketleri biçiminde gelişmiyor, sistemli ve amaçlı olarak tırmandırılan bir süreç.

Cemaat'in "dersaneler" bahanesiyle yapmak istediği neydiyse Kandil ve HDP'nin de "Kobani" bahanesiyle yapmak istediği aynı şey. Kitle tabanını konsolide etmek için meşru bir gerekçe etrafında toparlamaya, hükümetle girişilecek daha büyük bir savaşa hazırlamaya çalışıyorlar. Burada tuhaf olan, bu farklı görülen süreçleri yöneten üst aklın benzerliği ve neredeyse aynı taktiği izliyor olması.

Cemil Bayık'ın "Gerillayı Türkiye'ye yeniden gönderdik" ifşaatı, Kandil'in, siyaset dışı yeni bir süreci geliştirmek için çoktan karar verdiğini gösteriyor. Bu oyunu geçen 30 yıllık dönemden biliyor ve tanıyoruz; silahlı unsurları yeniden sahaya sürmek, askeri yeniden oyuna davet etmek anlamına gelir. Siyasi yöntemler siyasi muhatapları, silah ise askeri muhatapları öne çıkarır. 

Geçen 30 yılda sivil siyaset bu biçimde devre dışı bırakıldı. Silahlar, askeri vesayetin varlığını güçlendirdi, sivil hükümetleri ise zayıf  ve askere mahkum kıldı. Bu kısır döngüyü çözüm süreci kırdı. Devlet, Öcalan ile masaya oturarak, silah ve şiddet rantıyla sistem içinde güçlenen güvenlik bürokrasisini zayıflattı. Bu adım, vesayet odaklarının ve onlar üzerinden sistemi kontrol eden uluslararası güçlerin de devre dışı kalması anlamına geliyordu. Cemaat'in çözüm sürecine bu kadar karşı olmasının ve süreci sabote etmeye çalışmasının sebebi, sivil siyaseti esir alabilecekleri önemli bir enstrümanın aradan çıkmasıydı. Silahların susması, hükümet üzerindeki etkilerinin zayıflamasına yol açtı.

Kandil, Suriye ve Irak'taki son gelişmelerin ardından silahları devreye sokarak tekrar eski oyuna dönmek istiyor. Askerin sistem içinde yeniden güçlenmesinin yolunu   açarak hükümeti  zayıflatmayı, hatta oyun dışı bırakmayı hedefliyor. Bu süreç, Kobani ile başladı. Kobani üzerinden Türkiye'deki siyasal dengeleri değiştirmeyi amaçlayan bir operasyon yürütülüyor. Böyle büyük bir hesabın arkasında tek başına Kandil'in veya yerli bir güç odağının olamayacağı gayet açık; siyasal sistemi dizayn etme tasarrufu, küçük güçlere bırakılmayacak kadar stratejik bir meseledir. Yerli güçler arka plandaki uluslararası güçlerin ancak enstrümanı olabilir. 

Burada Aysel Tuğluk'un bahsettiği "AK Parti'nin çözüm sürecinin partneri olmaktan çıktığı" sözleri üzerinde durmak gerekiyor. AK Parti'yi "partner" olmaktan çıkarma fikri büyük bir iddiadır. Böyle büyük iddiaları da küçük güçler değil, daha büyük güçler ortaya koyabilir. Burada önemli olan bu iddiayı Kandil ve HDP'nin kulağına kimin fısıldadığıdır. Bu gücün, Kobani rüzgarını başlatan güç olduğu açık. Kandil ve HDP burada sadece "maskeli taşeron" pozisyonunda. O maskeler açık talepleri değil, gizli amaçları ele veriyor. Makul iddialara sahip olanların maskeli eylemi olur mu?