• 13.03.2015 00:00
  • (1939)

 Yakın zamana kadar ülkedeki siyasi cepheleşmeyi Cemaat'in yönlendirdiği soruşturmalar belirliyordu. Ergenekon, Balyoz, Kafes, Askeri casusluk, Kozmik Oda soruşturmaları bunlardan sadece birkaçı. Muhalefet, bu davalar üzerinden iktidar partisini ve sorumluluğunu eleştirirken bir yere kadar haklıydı. Yargı'ya, Emniyet'e ve bürokrasinin her kademesine sızan Gülen çetesi, paralel devlet inşa ediyordu. "Temiz eller operasyonu" adı altında kendi derin devletini kuran Gülen çetesi, Türkiye'yi hızla polis devletine dönüştürüyordu. 2011 yılının aralık ayında Başbakanlık ofisinde bulunan dinleme cihazları, 12 Ocak 2012'de emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un "Terör örgütü kurma ve yönetme" suçlamasıyla tutuklanması, 7 Şubat 2012 MİT darbesi siyasi iktidarın yeni derin devletin farkına varmasını sağladı. Bu farkındalık, hükümete yönelik daha büyük bir darbenin gerekçesi oldu aynı zamanda. Hükümetin, devlet içinde ayrı bir devletin varlığını keşfetmesi üzerine düğmeye basıldı; Gülen, "Baskın basanındır" misali, hükümetin harekete geçmesini beklemeden saldırıya geçti. Gezi'yle başlayan ve 17-25 Aralık'ta Yargı darbesine dönüşen süreç, böyle gelişti. 

Paralel yapının darbe girişimi, 2000'den sonra oluşan resmi tarihin yerle bir olmasını sağladı. Darbe başarılı olsaydı Ergenekon ve Balyoz gibi büyük soruşturmalarla ilgili kanaatlerimiz zayıflamayacak, aksine daha da pekişecekti. Burada bir parantez açarak Avrupa ve ABD'nin, bu süreçteki tavrına dikkatleri çekelim. 17-25 Aralık darbesi başarılı olsa AB ve ABD, ülkeyi kurgu davalarla ele geçiren bu çeteyi Mısır darbesinde olduğu gibi şimdi destekliyor olacaktı. Avrupa Birliği ve Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin "Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda büyük mesafeler aldığını" okuyor olacaktık.  Avrupa Birliği ve ABD'nin, Gülen çetesinin operasyonlarıyla açık cezaevine çevrilen dönemin Türkiye'sine tek bir eleştiri getirmediğini ve o dönemi basit uyarılarla geçiştirdiğini de hatırlatalım. Türkiye ile ilişkiler darbe başarısız olunca kötüye gitti. Birdenbire eski defterleri açmaya, Türkiye'ye kötü karne vermeye başladılar. 

17-25 Aralık darbesi başarılı olsa yakın tarihe ilişkin kanaatlerimiz haliyle farklı olacaktı. Daha doğrusu resmi bir tarih anlayışı oluşacaktı. Fakat darbe başarısız olunca yakın geçmişteki bütün siyasi olayları, bu yeni durumun süzgecinden geçirerek değerlendirmeye başladık. Bugün artık kamuoyunun yüzde 99'a varan büyük çoğunluğu Gülen çetesinin, yakın geçmişimizi şekillendiren büyük soruşturmaları devletin güç yapısını değiştirmek için kullandığını düşünüyor. Darbeci çetenin dışında kalan herkes bu konuda hem fikir. 

Ancak muhalefet, geçmişte bu derin yapıyla mücadele etmediği gerekçesiyle eleştirdiği siyasal iktidarı, bugün, mücadele ettiği için eleştiriyor. Burada bir çelişki yok mu? Evet; AK Parti iktidarından, Gülen Cemaati'yle mücadele etmediği için hesap sormalıyız. Yargı'yı, Emniyet'i bu gruba bıraktıkları için eleştirmeliyiz. Bu çete yüzlerce, hatta binlerce insanın hayatını gözaltı ve tutuklamalarla, iftira, andıç ve şantajlarla kararttığı için birileri hesap vermeli. Sorumluların başında da hükümet geliyor elbette.

İyi de, iktidar geçmişte yapılmayanı yapmaya, yeni derin devletle mücadeleye başlamışken muhalefetin rol değiştirip Gülen çetesiyle birlikte davranmasını nereye koyacağız? Bir dönem Ergenekon ve Balyoz davalarına  karşı yayınlarıyla öne çıkan Hürriyet'in, Zaman'la aynı gazeteye dönüşmesini nasıl açıklayacağız? Öyle ki, bu örtüşme Hürriyet, Cumhuriyet ve Zaman'ı birbirinin kopyası haline getirdi. Ergenekon operasyonlarına düne kadar karşı çıkan CHP'nin hali de içler acısı; CHP Genel Merkezi, Gülen'ci savcı ve polislerin karargâhına dönüşmüş durumda. Koskoca CHP, istihbaratçı polislerin attığı tweetlerle hareket etmeye başladı. CHP yönetimi, uzun süredir siyaset üretmeyi bıraktı, paralel yapının sağladığı  istihbaratla politika yapıyor. Kılıçdaroğlu yönetimi, CHP'yi siyasi bir parti olmaktan çıkarıp, istihbarat şebekesinin parçası haline getirdi.  

Kısaca özetlersek; Ergenekon, Balyoz, Kafes, Kozmik Oda gibi onlarca soruşturmada yaşanan sahteciliği  açığa çıkaran, adil yargılamanın önünü yeniden açan, derin devletle mücadele eden muhalefet değil, iktidar partisidir. İktidar partisi paralel yapıyla mücadele ederken, muhalefet düne kadar karşı çıktığı bu yapıyla müttefik haline geldi. AK Parti süreç içinde pozitif bir değişim geçirirken, muhalefet her gün daha fazla çamura batıyor. Bu akılalmaz değişimi anlamak aslında zor değil; çünkü muhalefetin pozisyonunu iç dinamikler değil, üst aklın ihtiyaçları belirliyor.