• 17.02.2018 00:00
  • (1231)

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile önceki gün 3 saat 15 dakika süren -yanında sadece Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bulunduğu- görüşmesi, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini belirleyecek önemde görünüyor. Muhtemelen bundan sonra çokça atıf yapılacak olan 15 Şubat tarihli bu zirve, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki ülke arasında iplerin tümden kopmaması adına ABD’ye son bir şans daha verme isteğini de yansıtıyor.

Zira iki ülke arasındaki ilişkiler son derece gerdin. Dikkat edilirse Türkiye ve ABD’nin, Münbiç’te karşı karşıya gelmesinden, çatışmasından ve birbirini vurmasından bahsediliyor bugünlerde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, mevkidaşı olmamasına rağmen ABD Dışişleri Bakanı’na 3 saat 15 dakika zaman ayırması işin vahametini, ciddiyetini zaten yeterince gösteriyor.

Türkiye, ABD’yle ilişkilerde hiç bu kadar ciddi olmamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, diplomatik tüm yolları tüketmeden, son sözü söylemeden, akıllarda “acaba aceleci mi ettik” şüphesini bırakmadan ABD’yle ipleri koparacak adımlar atmamaya çalışıyor. Herkesin fark edeceği gibi ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Türkiye ziyareti, çok ciddi bir havada geçti. Erdoğan ile Tillerson arasında gerçekleşen görüşmeden yansıyan işte bu “ciddi” hava, Türk-Amerikan ilişkilerinde kopmadan bir önceki aşamayı işaret ediyor sanki.

İki ülke ilişkilerinin ne yönde seyredeceğini ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın ülkesine döndükten sonra göreceğiz. ABD’nin Afrin ve Münbiç’teki tavrına bakarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajlarının Washington’a doğru ulaşıp ulaşmadığını anlayacağız. Ankara, şu ana kadar tüm diplomatik yolları deneyerek, sonuna kadar tüm kapıları zorlayarak doğru bir yol izledi. ABD artık ya terör örgütünü tercih edecek ya da Türkiye’yi. Bunun arası yok. Türkiye’nin olmazsa olmazları, kırmızı çizgileri belli; Ankara, ülkenin bekasından geri adım atamaz, taviz veremez; ama diğer tüm konular müzakere ve pazarlığa açık.

EY FATİH EFENDİ!

Fatih Altaylı, önceki günkü yazısında “Ey Kurtuluş efendi” diyerek şarlamış. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a nasıl olur da “askerlikten anlamıyor” demişim! Yazı boyunca “Bu eski PKK’lı” sakızını çiğneyip durmuş. Sıkıntı yok, bu sakızı çiğneyip dursun ama ben görüşümü tekrar belirteyim: Başbuğ askerlikten, sen de ey Fatih Altaylı gazetecilikten anlamazsın, hiç anlamıyorsun. Bunu ikimiz de, ortalama akla sahip olan herkes de görebiliyor zaten. İşinin aslında bu olmadığını da biliyoruz. Ha İlker Başbuğ’u gaza getirip 2019’da cumhurbaşkanı adayı olacakmış gibi şişirir ve Erdoğan’ın üzerine salmaya kalkarsanız bundan en çok kendisi zarar görür, ona yazık edersiniz; çünkü kendisi siyasetten de anlamıyor.

Şimdi gelelim şu “eski PKK’lı” meselesine. Eski defterleri açmaya kalkarsak senin yerin 17-25 Aralık darbesine kalkışan savcı ve polis şeflerinin yanı olur. Kirli çamaşırların pazara çıkmasın diye başında olduğun medyayı FETÖ’cü polis şeflerine nasıl peşkeş çektiğini, 17-25 Aralık darbesinin medya ayağına döndüğünü unuttuk sanma. Tabii kime laf söylüyorum; adam olsan zaten FETÖ şantajına boyun eğmez, bir defa ölmeyi göze alır ve hâlâ FETÖ’nün o sakızını çiğnemeyi sürdürmezdin.