Türkiye’nin en temel sorunu, siyasetteki tıkanıklık.

Bu sorunu daha da kalıcı hale getirmekten başka hiçbir anlamı olmayan tartışmalara girmemeye dikkat ediyorum.

Fakat son günlerde çok tartışılan müfredata ‘cihat’ eğitiminin girmesimüftüye nikah kıyma yetkisi verilmesi gibi konularla ilgili birkaç cümle etmek gerekiyor.

Kimileri iktidarın attığı bu ve benzeri adımlara bakarak Türkiye’nin giderek şeriata kaydığı endişesi taşıyor.

Ben öyle görmüyorum.

Müfredata cihat eğitimi koyma, müftüye nikah kıyma yetkisi verme gibi adımlar esasında İslamcıların, yani dinle, dindarlıkla bütün yaşamı dizayn edeceğini düşünenlerin ideolojik iflasını gösteriyor.

Neden mi?

Anlatayım.

Siz “Bir davamız var” deyip, o dava için yaklaşık bir asırdır mücadele edin.

Bu amaçla vakıflar, okullar, TV’ler, gazeteler kurup siyasi organizasyonlar yapın.

Yaşadığınız ülkeyi beğenmeyin, “Daha iyisini yapacağız” diye bir iddianız olsun.

Sonra medyada, akademide, eğitimde… Bütün ülkede tek yetkili siz olduğunuz halde yapıp edeceğiniz en esaslı, en artistik işler müftüye nikah kıyma yetkisi vermek, müfredata cihat dersi koymak, başörtülü hakim, başörtülü büyükelçi, namaz kılan genelkurmay başkanı, Kur’an okuyan cumhurbaşkanı…

Başka? Cumhuriyete yönelttiğiniz onca itiraz, onca yerme, onca burun kıvırmanın karşılığı bunlar mıydı?

Eğitim çökmüş.

Çocuklara matematik, fizik, kimya öğretemiyorsunuz. Eğitimde bütün dallarda dünya sıralamasında en geri ülkelerden biri haline gelmişiz.

Bırakın matematiği, kendi dilinizi, Türkçe’yi bile öğretemiyorsunuz.

OECD ülkeleri arasında kendi dilinde okuduğunu anlayanlar sıralamasında 65 ülke arasında Türkiye 42’nci olmuş.

Yani çocuklara Türkçe öğretemiyorsunuz ama cihat eğitimi vereceksiniz, öyle mi?

Dış politikanız bütünüyle iflas etmiş.

Yıllarca ‘Yurtta barış, cihanda barış’ ilkesine burun kıvırmışsınız.

Vardığınız nokta bütün dünyada ‘istenmeyen ülke’ muamelesi görmek.

Yıllarca eleştirdiğiniz ulusalcı, Avrasyacı kimi kesimlerin savunduğu ‘Rusya ve Çin’le bir olup Batı’ya sırtımızı dönelim’ tezini büyük bir dış politika fikri olarak satıyorsunuz.

Bütün medya sizin kontrolünüzde.

Fakat doğru düzgün bir gazeteniz, itimat edilen yazarlarınız yok.

Gazeteci hapsetmekte dünya birincisi olmuşsunuz.

Gerçeklerden, haberlerden kaçıyorsunuz.

15 yılda esaslı tek bir sinema filmi çekmeyi bile başaramamışsınız.

Sinemayı, siyasi propagandanın aracı sanıyorsunuz.

Filmleriniz, IMDB’de gelmiş geçmiş en kötü 100 film arasında gösteriliyor.

“İslam medeniyeti kuracağız” diye büyük laflar ediyorsunuz ama yaptığınız en önemli iş müftüye nikah kıyma yetkisi vermek.

Bu, dram değil de ne?

Yönettiğiniz ülkede adalet yerle yeksan olmuş.

İnsanlar ülkedeki hukuksuzluktan, adaletsizlikten inim inim inliyor.

Sizin söyleyebildiğiniz tek şey, “Ama geçmişte de hukuk yoktu.”

İktidarınızda adam kayırma, haksızlık, hukuksuzluk ayyuka çıkmış, söylediğiniz tek şey, “Ama geçmiş iktidarlar da böyle yapıyordu.”

Diyeceğim o ki 15 yıldır yönettiğiniz ülkenin hali bu ama siz müfredata cihat eğitimi koymakla meşgulsünüz.

Çünkü sözünüz yok. Çünkü ne yapacağınızı, ülke sorunlarını nasıl çözeceğinizi bilmiyorsunuz.

Bu çaresizlik, bu tıkanıklık İslamcılığın dramı değil de ne?

İşin en acı yanı, kendi yenilginizi ülkenin yenilgisi haline getiriyorsunuz.

Kendi ideolojik iflasınızı, Türkiye’nin iflasına dönüştürüyorsunuz.

Kendi çaresizliğinizi ülkenin çaresizliği kılıyorsunuz.

Gelelim müftüye nikah kıyma yetkisi verme meselesine.

Nereden çıktı müftüye nikah kıydırmak? Nedir amacınız? Bununla somut ne kazanç elde edeceksiniz?

Ülkede bunca sorun var ama sizin uğraştığınız işlere bakın.

Üstelik bu anlamsız işi, “Hristiyanlar nikahı kilisede kılıyor, biz de niye müftü kılmasın” cümlesiyle savunuyorsunuz.

Nedir bu aşağılık kompleksi? Kutlu doğum haftası gibi, Hristiyanlığa özenerek uydurduğunuz bu tür saçma ritüellerle nereye varacaksınız?

İslamda ‘Nikahı müftü ya da filan kişi kıysın’ diye bir kural var mı? İmam nikahı ya da resmi nikah diye bir ayrım var mı?

Söyleyin de bilelim.

Nikahta esas olan, duyurulması. İslam, ‘Evlik şartlarını belirle ve topluma duyur’ diyor. Bugünkü Medeni Kanun bu ihtiyacı en iyi şekilde karşılamıyor mu?

Kaldı ki Medeni Kanun’da kadına verilmiş haklar teminat altına alındığı sürece nikahı müftü de kıyabilir öğretmen de.

Fakat mesele nikahı kimin kıydığı değil.

Esas sorun iktidarın, toplumu kandırmak, oyalamak, kutuplaştırarak siyaseti tıkamak, bu tür tartışmalarla zamanımızı boşa harcamak ve tüm bu adımların sonunda daha iyi bir ülke olacakmışız izlenimi yaratmak için böyle sakil yollara başvurması.

İdeolojik iflasını örtmek için böyle anlamsız işlerle uğraşması.

Saraylarda yaşayıp 5 milyonluk makam aracına biniyorlar ama “Nefis terbiyesi gerekli” diye müfredata cihat eğitimi koyuyorlar.

Böyle çelişkili davranışlarla insanları dinden, ezandan, ibadetten nefret ettirdiler.

Bütün bu adımlara, ülke şeriata gidiyor diye değil, inancımızı sömürdükleri, değersizleştirdikleri için karşı çıkmalıyız.

Ülkeyi bir tıkanıklığa sürükledikleri için karşı çıkmalıyız.

Dine, inanca değer veren toplum kesiminin bu tıkanıklığı fark etmesini sağlamalıyız.

Toplumun gerçeği görmesini engelleyecek ideolojik tartışmalara girmeye değil, akla, saygılı bir üsluba, mantıklı izahata ihtiyacımız var.

Çünkü bu sakillikle hiçbir ülke hiçbir yere varamaz.

Varlığını bile koruyamaz.

Eğitimi çökmüş, değerleri kaybolmuş, bağımsız yargısı olmayan, dünyada ‘haydut devlet’ muamelesi gören bir ülkenin acıklı gündemi bu.

Bir tarafta inancımızı istismar ederek toplumu kandıran, siyaseti bloke eden iktidar diğer tarafta saçma sapan tartışmalarla iktidarın ekmeğine yağ süren sığ muhalefet anlayışı.

İki akılsızlığın arasında sıkışıp kaldık.

  • Abone ol