İktidarın politikalarını beğenmeyen, fakat bütünüyle de AK Parti’den kopmak istemeyen kimi mahcup muhalifler şöyle diyor: “AK Parti fabrika ayarlarına dönmeli. Bu hareket erdemliler hareketi olarak başladı, yeniden eski günlerdeki gibi erdemli olmalı.”

Erdemli olma meselesine geleceğim, önce fabrika ayarlarına dönmeyle ilgili bir kaç cümle etmek istiyorum.

Bir şeyin netleşmesi gerekiyor.

AK Parti’nin fabrika ayarları tam olarak ne? Fabrika ayarlarında İslamcılık mı yoksa demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet gibi evrensel değerler mi var?

AK Parti’den tam olarak nereye dönmesi isteniyor?

Eğer İslamcılık kastediliyorsa iflas etmiş bir ideolojiye tekrar dönmesi, oradan hayat bulması mümkün mü?

“İflas etmiş” diyorum çünkü İslamcılık bir itiraz hareketiydi. Tanzimat’la başlayan Cumhuriyet ile kurumsallaşan yaşam felsefesine yönelik, dini esas alan itirazın adıydı.

İslamcılar, Osmanlı’nın yıkılmasının, ardından kurulan Türkiye’nin birçok alanda mesafe kat edememesinin sebebi olarak, dinin toplumsal hayatın dışına itilmesini görüyordu.

Bu nedenle de ülkenin ilerlemesi için dinin toplumsal hayatta daha etkin ve belirleyici rol üstlenmesini savunuyordu.

Bütün bu iddiaları gerçekleştirmek üzere iktidar oldular.

15 yıldır bütün alanlarda tek söz sahibi onlar.

Buna rağmen itiraz ettikleri, burun kıvırdıkları herhangi bir alanda kalıcı bir başarı gösteremediler.

Bırakın başarıyı ülke olarak İslamcıların burun kıvırdığı seviyenin bile gerisine düştük.

Siyasetin, toplumsal ve ekonomik ilişkilerin malzemesi yapılan din, aynen Osmanlı’nın yıkılış döneminde olduğu gibi yeniden ülkenin ayak bağı haline geldi.

Bir taraftan “Bizim bir davamız var” diyorlar, diğer taraftan “Peki 15 yıldır bu davaya uygun ne yaptınız?” sorusuna “Yollar köprüler yaptık, görmüyor musunuz” cevabını veriyorlar. Yol, köprü yapmak için İslamcı olmak şart mı?

Eğitim politikası iflas etmiş, hukuk yerle yeksan edilmiş, ekonomi çöküşün eşiğine gelmiş, toplumsal barış ağır yara almış, dış politika bütünüyle çökmüş, ülke beka sorunu yaşayacak bir hale gelmiş ama bir kaç köprü ve havaalanı ile övünmek…

Bu cevap bile bunca iddiası, itirazı olan bir ideolojinin iflası değil de ne?

AK Parti’yi çürüten, büyük bir açmaza sürükleyen, dünya ile bağını koparan ideolojiye sıkı sıkıya sarılmasını istemek akla mantığa uygun bir talep değil.

***

“AK Parti fabrika ayarlarına dönmeli” diyenler “Hayır, İslamcılığa değil demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe, hukuka dönmesini istiyoruz” mu diyorlar?

AK Parti ilk yıllarındaki gibi demokrasiye, özgürlüğe, hukuka yani “muhafazakar demokratlığa” dönebilir mi?

Buna zemin kaldı mı? Buna imkan kaldı mı?

Bu talep gerçekçi mi?

Yanlış yola sapma emaresi gösteren bir arkadaşınıza ilk zamanlar “Yapma, etme, böyle gitme, aklını başına topla, bak sen geçmişte şöyle bir insandın şimdi yanlış bir yola giriyorsun” türü uyarıların bir anlamı elbette olur.

Fakat Gezi süreci ile beraber yanlış yola girmiş o yolda mesafe kat etmiş hatta benimsediği yanlışı bütün bir ülkede kurumsallaştırmış birine “Lütfen eskiye dön, eskisi gibi ol”demek çocukça bir talep.

Bu neye benziyor biliyor musunuz?

“Ben artık bundan sonra hayatımı kaba kuvvetle sürdüreceğim” deyip katil olmuş, yolsuzluk yapmış hatta seri katil olmuş, hırsızlığı, hak yemeyi başkasına zulüm etmeyi yaşam felsefesi haline getirmiş bir arkadaşınıza “Lütfen yanlıştan dön” demeye benziyor. Bu söz ne kadar anlam ifade ediyorsa AK Parti’ye “Fabrika ayarlarına dön” demek de o kadar anlamlı.

Bunca suç işleyen birine “Hukuka dön” demek “Gel adalete teslim ol” demektir. Baskıyı, haksızlığı, adam kayırmayı, hileyi yol gören, bu yöntemi varlığını sürdürmenin vazgeçilmezi kılmış bir yapıya “Eskiye dön” demek “Kendini feshet”demektir.

Cehaleti kendine güvenli liman olarak gören bir organizasyona “Eğitime ağırlık ver” demek “Kendini yok et” demektir.

Hal buyken AK Parti’nin o demokratik ayarlara dönmesi mümkün mü?

Bunu yapabilecek bir akıl, bir siyasi anlayış, bilinç olsaydı zaten buraya gelmezlerdi.

Diyelim ki bir an pişman oldular ve döndüler.

Peki yıllardır izlediği politikalarla ülkenin bütün değerlerini harcamış, haksızlığı, hukuksuzluğu, yolsuzluğu, talanı yaşam felsefesi haline getirmiş, KHK’larla on binlerce insanın canını yakmış, izlediği politikalarla ülkeye büyük zarar vermiş bir parti ‘fabrika ayarları’na döndüğünde toplum hiçbir şey olmamış gibi mi davranacak?

Adam anayasayı değiştirmiş, bağımsız yargıyı yok etmiş, tek adam rejimini tesis etmiş, hakkı, hukuku, vicdanı bir tarafa bırakmış, Türkiye’yi kendine uygun bir ülke haline getirmişken “Geri dön” demek…

Haksızlıklara sahici bir itiraz yöneltecek cesareti bulamamaktır.

İktidar KHK’larla bir ülkeyi yıkıma sürüklerken “AK Parti fabrika ayarlarına dönmeli” gibi karşılığı olmayan anlamsız cümleler etmek korkaklıktır.

Lafı dolandırmaktır, karnından konuşmaktır.

Bunca olup biten can yakıcı olay varken lak lak yapmaktır.

***

Bir diğer konu erdemliler meselesi. “AK Parti erdemliler hareketiydi yine öyle olmalı” diyorlar.

Erdemli olmak… Felsefeciler erdemli olmayı şöyle tanımlıyor: Mutluluğu yani iyi ve güzel yaşamı amaç edinip bunu elde etmek için haksızlığa, hukuksuzluğa, hileye, yalana başvurmadan bu amaca dönük çalışmak.

Huzuru değil huzursuzluğu, barışı değil kavgayı, yaşamı değil ölümü yücelten, kendi iktidarını sürdürmek için her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu, hileyi mubah gören bir yapıya “Sen yeniden erdemli olabilirsin” demek en hafif tabirle akılsızlıktır.

***

AK Parti’nin düzelme ihtimali yok. Muhalefet de yetersiz. Peki ben ne öneriyorum öyleyse?

Sizi çıkmaz bir sokağa, karanlık bir kuyuya itmiş mi oluyorum?

Hayır. Zaten karanlık bir kuyudayız.

Karanlık bir kuyuda olduğumuz gerçeğini kabul etmezsek, çözüm odaklı düşünmeyerek gereksiz lakırdılarla zaman öldüreceğiz.

Lakırdı yapmayalım, sahici çözümler üzerinde konuşalım, bu tıkanıklıktan bir çıkış yolu bulma üzerine kafa yoralım.

  • Abone ol