AK Parti’nin inancı siyaset malzemesi yapan anlayışının, yani laikliğe aykırı politikalarının ülkeye verdiği zarar, yarattığı yıkım kimi Atatürkçülerde, ulusalcılarda şöyle bir duygunun oluşmasına neden oldu: “Biz haklı çıktık.”

Bu duyguyla şöyle söylüyorlar: “Biz laikliğin ne kadar değerli olduğunu söylüyorduk ama anlamıyordunuz… Atatürk’ün felsefesinin, yaklaşımlarının ülke için ne kadar kıymetli olduğunu anlatıyorduk ama dinlemiyordunuz.”

Gerçekten kimi Atatürkçüler veyahut Atatürkçü kesim haklı mı çıktı?

Keşke öyle olsaydı. Keşke toplumun bir kesimi ülkenin bu hale gelmesinde temiz, günahsız, suçsuz olsaydı da hepimiz onların yanına gitseydik.

Ama durum ne yazık ki öyle değil.

Evet, AK Parti’nin siyaset anlayışı, yapıp ettikleri neticesinde alıp yürüyen çürüme esasında Atatürk’ün ne kadar haklı, ne kadar öngörülü olduğunu, ne kadar kıymetli işler yaptığını hepimize gösteriyor.

Fakat Atatürk’ün haklılığı ne yazık ki Atatürkçüleri haklı kılmıyor.

Osmanlı’yı çöküşe götüren nedenlerin farkına varmış, bu nedenle evrensel değerleri benimseyip onlara uyum sağlayacak bir anlayış geliştirmiş, ortaya koyduğu görüşlerle sağlıklı bir ülke inşa etmede liderlik üstlenmiş bir devlet adamı var.

Bir de tüm bu felsefenin, yaklaşımın, politikaların değerini anlamamış o felsefeye göre bir tutum belirleyememiş bir toplum var.

Bir tarafta Atatürk’ü ‘deccal’, ‘din düşmanı’ gören bir anlayış var diğer tarafta söz ve davranışlarıyla, izledikleri politikalarla bu felsefenin  toplumda anlaşılmasını, benimsenmesini, değerinin görülmesini engelleyen sözüm ona Atatürk’ü çok sevdiğini söyleyen başka bir kesim var.

Ne yazık ki Atatürk her iki kesim tarafından da mağdur edildi.

“Atatürk çok büyük lider”, “Hadi hepimiz onu çok sevelim”, “Hadi bu sevgimizi gösterelim” diyen, bu sevgiyi baskıyla, devlet gücüyle toplumda tesis edeceğini sanan anlayış Atatürk’ün toplum tarafından benimsenmesinin önündeki en büyük engel oldu.

İnanç özgürlüğünü temin eden ve inancın devlet işlerine alet edilmemesi anlamı taşıyan laikliği; baskının, ötekileştirmenin, dışlamanın aracı yapanlar… Böylece laikliğin toplum tarafından yanlış anlaşılmasına neden olanlar…

Onlarca yıl çocuklara her sabah andımızı okutmayı, baskıyla Atatürk sevgisi aşılamayı, toplumun taleplerini görmezden gelmeyi bilimsel eğitimin gereği sayıp gerçek anlamda bilme dayalı eğitim uygulamayanlar…

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” felsefesini hiçe sayıp toplumda batı düşmanlığını kışkırtıp Türkiye’nin yerinin Avrasya olduğu anlayışı ile politika üretenlerin…

Tüm bunların sonunda ortaya çıkan tabloya bakarak “Biz haklı çıktık” demeleri hakikaten anlaşılır gibi değil.

Hangi konuda haklı çıktılar? Daha mı demokrattılar? Atatürk’ün felsefesini güya benimseyenlerin iktidarında özgürlük, eşitlik, adalet gibi ilkeler hakkıyla uygulanıyor muydu?

Eğitimde olağanüstü işler mi başarmışlardı? Bilimde, sanatta, teknolojide esaslı bir mesafe kat edilmişti de AK Parti gelip onları yok mu etti? Ekonomi güçlenmiş, refah seviyesi yükselmiş miydi? Toplumsal barış sağlanmış kavgalar sona erdirilmiş, ‘biz ve onlar’ ayrımı son mu bulmuştu?

Toplum duyduğuna, okuduğuna değil gördüğüne, yaşadığına bakarak o değer hakkında bir kanaat sahibi oldu. Oluyor.

Laiklik bu kadar nefret edilen, korkulan, kıymeti anlaşılmayan, uzak durulan değer haline nasıl geldi?

Gidin dindar bir kadına sorun: “Suudi Arabistan gibi bir ülkede yaşamak ister misiniz?”

Muhtemeldir ki “Evet” diyecek kimseyi bulamazsınız.

Peki toplumun kimi kesimlerindeki kadınlar bu hakları veren lidere neden mesafeli?

Bu sorular üzerinde düşünmemiz gerekmiyor mu?

İslamcıların iktidarında Atatürk’ün değeri, felsefesi, yapmaya çalıştıklarının kıymeti daha iyi anlaşılıyor. Niçin?

Niçin Atatürkçülerin iktidarında değil de İslamcıların iktidarında toplum Atatürk’ün kıymetini daha iyi anlıyor? Biraz düşünmek gerekmiyor mu?

Türkiye’nin hali geçmişte kötüydü, şimdi bazı alanlarda daha da kötü durumda. Olan bu. Daha kötüye bakarak az kötüye şükür mü edeceğiz?

Kaldı ki Atatürkçüler haklı çıktıysa aklı başında kimi Atatürkçü subaylar, bilim insanları, aydınlar, yazarların “Geçmişte bizim de çok yanlışımız oldu” sözlerini nereye koyacağız?

Türkiye’deki Atatürkçülük ne yazık ki bir düşüncenin değil bir duygunun ürünü. Yüzeysel bir duygu. Sözle, övgüyle, yüceltmeyle tatmin olan, yetinen ve herkesten de benzer bir yaklaşımı bekleyen bir duygu.

Böyle olduğu için siyasetin istismar edilen unsuru haline geldi.

Bunun için kimi siyasetçiler, yazarlar, aydınlar birkaç mesajla, birkaç güzel sözle, birkaç gönül alıcı cümleyle Atatürkçüleri yani Atatürk’e gönül verenleri kandırabileceğini hesaplayıp onu kolayca istismar edebiliyor.

Bir değerin istismara açık hale gelmesi o değeri benimseyip kıymet verenlerin tavrı, yaklaşımı ile doğru orantılıdır.

Amacım “Filan kesim de şöyle kötü” demek değil.

Ülkenin bu hale gelmesinde hepimizin, yani toplumun bütün kesimlerinin payı var.

Bunu görmemiz, yanlışlarımızdan ders çıkarmamız, tavrımızı, üslubumuzu, yaklaşımımızı, söz ve davranışlarımızı gözden geçirmemiz gerekiyor.

Bunu anlatmaya çalışıyorum.

Her şeyi doğru yapmış, yatıkları ile toplumun gönlünü kazanmış bir kesim var mı?

Ne yazık ki yok.

Niye yok peki?

Özetle, Atatürk’ün Türkiye’ye verdiği emeklerin boşa çıktığı bugün daha iyi anlaşılıyor.

Herkesin birden Atatürk’ü coşkuyla anması sizi yanıltmasın.

Çok sevdiğini söyleyen de karşı olduğunu söyleyen de aynı yangına benzin döktü.

Atatürk’e ayıp edildi. Atatürk mağdur edildi.

Kimileri samimiyetle kurucu lideri anarken, karşıt ya da taraftar kimileri de onun hüznünden ve itibarından çıkar sağlamaya çalışıyor.

  • Abone ol