İBB Zabıta daire başkanının dövdüğü zabıta olayının videosunu izlemişsinizdir.

İzlemediyseniz kısaca özetleyeyim.

İnsanlıktan nasibini almamış Zabıta baire başkanı sokak ortasında genç bir zabıta personelini tokatlıyor.

Yediği dayağın utancından olacak ki, zabıta personeli sonunda düşüp bayılıyor.

Bunun üzerine o Zabıta daire başkanı görevden alındı.

Dayağa maruz kalan zabıta personeli Kenan Fidan “Her şey ortada. Daha fazla konuşmama gerek yok, büyüklerimiz ne emrederse onu yapıyorum” diye bir açıklama yapmış.

Belli ki çok korkmuş. Belli ki işini kaybetme endişesiyle olayın büyütülmesini istemiyor.

Bu açıklama üzerine sosyal medyada Kenan Fidan’a, “Vay sen nasıl, hâlâ büyüklerimiz ne emrederse onu yaparım dersin. Nasıl bu kadar onursuz oluyorsun? Zaten memleket bu tür onursuzlar yüzünden bu halde” diyerek akıl almaz bir linç kampanyası başlatıldı.

Tek derdi ertesi gün evine bir lokma ekmek götürmek olan bu tür insanlar üzerinden onur haysiyet gösterisine kalkışmak hakikaten çok yakışıksız bir durum.

Mesele Kenan Fidan meselesi değil.

Ülkenin içinde bulunduğu durumun nedeni tam da bu.

Yani kendine bakmadan suçu hep başkasında görme hastalığı.

Ülkede yaşanan bütün olumsuzlukların sorumluluğunu evine ekmek götürmek için bu vicdansızlığa, bu insanlıktan nasibini almamış anlayışa katlanan insanların üzerine yıkma aymazlığı.

‘Onursuz insanlar’ böyle. Peki bu ülkenin onurlu görülen, sayılan insanları ne halde?

Bunca olup bitene rağmen onlar ne yapıyorlar?

Ülke bir kişinin iki dudağı arasına teslim olmuş.

Haksızlıklar, hukuksuzluklar ayyuka çıkmış.

Yargı, Meclis, anayasa neredeyse bütünüyle devre dışı bırakılmış.

KHK’larla ülkeye her gün yeni bir darbe yapılıyor.

Toplumu derinden etkileyen hukuksuz, kuralsız, kanunsuz kararlar alınıyor.

Mesela son çıkan KHK’da şöyle bir madde var: “Resmi bir sıfat taşıyıp, taşımadıklarına veya resmi bir görev yerine getirip, getirmediklerine bakılmaksızın darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket edenlere cezai sorumsuzluk…”

Korkunç bir madde.  İktidar, kural, hukuk tanımayan insanlara alenen hukuki meşruiyet tanıyor.

“Devamı niteliğindeki” diyerek iktidara yapılacak bütün itirazlara kaba kuvvetle karşılık vermeyi meşrulaştırıyor. İnsanları birbirinin hakkından gelmeye cesaretlendiriyor. Vurmayı, kırmayı, öldürmeyi yani şiddeti teşvik ediyor.  

Peki bütün bunlar olurken ülkedeki ‘onurlu insanlar’ ne yapıyorlar?

Tweet atıp vicdan rahatlatıyorlar.

Kınamaktan, eleştirmekten, bağırmaktan, yakınmaktan başka hangimiz ne yapabiliyoruz ki bir lokma ekmeğini kaybetmemek için bu vicdansızlıklara tepki gösteremeyen Kenan Fidan gibilerden daha büyük bir kahramanlık gösterisi bekliyoruz?

Kaldı ki böyle bir dönemde eleştirmek, kınamak, olup bitene itiraz etmek bile bir şey. Bütünüyle değersizdir demiyorum.

Fakat iktidara tek bir itiraz cümlesi kuramamış, bırakın cümle kurmayı iktidarı eleştiren bir yazıyı, bir sözü paylaşmaktan korkan kimselerin Kenan Fidan gibilere onur haysiyet dersi vermesi, makarna, kömür edebiyatı yapması hakikaten utanç verici bir durum.

Bu ülkede milyar dolarlık işadamları korkuya teslim olmuş.

Yargı mensupları teslim olmuş.

Bürokrasi teslim olmuş.

Medya patronları teslim olmuş.

Kimi sanatçı, akademisyen, kanaat önderi Saray’a gitmek, ülkedeki birçok haksızlığın, hukuksuzluğun uygulayıcısı  cumhurbaşkanıyla poz vermek için can atarken gariban insanların ekmeğini, işini koruma çabasını onursuzluk görmek utanç verici bir durum.

Ekmeği için toplumu uyuşturan saçma sapan dizilerde rol alan sanatçılar, işini yürütmek için Erdoğan’ın önünde el pençe duran işadamları, konuları magazinleştirip iktidarla arayı düzeltmeye çalışan yazarlar onurlu ama ekmeği için bu vicdansızlığa ses çıkaramayan garibanlar onursuz öyle mi?

Ülke olarak hepimiz iktidardan, Erdoğan’dan hatta onun tetikçilerinden sabah akşam dayak yiyoruz.

Peki ne yapıyoruz bunun karşılığında? Hangi onurlu duruşu gösterdik?

Yakınmaktan, eleştirmekten başka ne yaptık? Ne yapıyoruz?

Kim hangi riski aldı? Hangi fedakarlığı gösterdi? Bu girdaptan çıkış yolu yaratmak için kimler çıkarlarından, kazanımlarından vazgeçti?

Bir partide milletvekili olayım, garantili bir makam kapayım, gazetedeki köşemi, TV’deki programımı koruyayım veyahut sert muhalif görünmeyeyim, aman iktidarla ters düşen sanatçı olmayayım, ihalelerden dışlanan, iktidarın sevmediği iş adamı olmayayım, ülkede yargı yok ama olsun yine de ben yargıçlığımı, savcılığımı kaybetmeyeyim endişesiyle bütün olup biteni sineye çekenler halktan risk alıp iktidara ağzının payını vermesini bekliyorlar.

Sadece bekleseler de iyi. Bir de utanmadan bu riski niye almadı diye halka hakaret edip onları onursuzlukla suçluyorlar.

Ülkede bütün bunlar olurken kim rahatından, konforundan en küçük bir taviz verdi ki tek derdi ekmek götürmek olan insanlar da versinler?

İktidarı eleştirenlerle görüşmeye korkuyor. Bir iktidar eleştirisi yazıyı paylaşmaya çekiniyor.

Veyahut ağzını açıp iktidara iki cümle edemiyor, konforundan en küçük bir taviz vermiyor.

Bir çıkış yolu yaratmak için en küçük bir riske girmiyor ama sorsan çok onurlu bir insan.

İnanç, mezhep, ideoloji birlikteliği içinde kendinden olanın hatalarını görmezden gelip hep karşı tarafı eleştirmek, karşı tarafa okkalı laflar söylemek onurlu olmak değil korkaklıktır.

Çünkü ‘öteki’ni kınamak en kolayı ve cesaret gerektirmeyen bir iştir.

Mesele sadece farklı konumdaki insanların durumu değil.

Siyasetin, siyasetçilerin durumu çok mu parlak?

Bunca olay olurken, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırma ayyuka çıkmışken, ülke artık yönetilemiyorken, KHK’larla her sabah yeni bir darbe yapılırken muhalefet ne yapıyor?

“Bunca kötülüğe, yolsuzluğa, yanlışa, haksızlığa rağmen çoğunluk neden hâlâ bize değil de iktidar partisine oy veriyor”sorusunu sormayan, bunun için bir çözüm aramayan, bahaneler üreten, her şey normalmiş, siyaset normal seyrinde devam ediyormuş gibi sahici bir risk almadan muhalefetçilik  oynayan partiler çok mu onurlu?

Kendi partisinin çapsızlığını, yetersizliğini, çaresizliğini, beceriksizliğini sorgulamayıp ‘Bu toplum adam olmaz’kolaycılığıyla suçu başkasının üzerine atmak, yani onurlu duruşu başkasından beklemek, kurtarıcılık görevini toplumun en yoksul insanlarının sırtına yüklemek sorumluluktan kaçmaktır. Aymazlıktır. Korkaklıktır.

Kenan Fidan gibilerin neden böyle davrandıklarını anlamak gerekiyor.

Bir lokma ekmeğini, işini kaybetmemek, onu korumaya çalışmak onursuzluk değil  insani bir davranıştır.

Koca bir ülke korkuya teslim olmuşken bu tür insanlara ‘korkaklar’, ‘onursuzlar’ diye hakaret etmek, aşağılamak, onursuzlukla suçlamak hakikaten ayıp bir şey.

Demek istediğim şu: Bir toplumda insanlar bir tutum, bir tavır belirlerken o toplumda bir adım öne çıkmış kimselerin tutum ve davranışlarından etkilenirler. Çünkü onların ne yaptığına, nasıl davrandığına bakarlar.

Yani sanatçısı, işadamı, yazarı, medya patronu, yargı mensubu, aydını, kanaat önderi siyasetçisi nasıl davranıyorsa toplumla da öyle davranır.

Üstelik esas sorumluluk yoksullukla boğuşan, yarın çocuğuma nasıl ekmek götürürüm endişesiyle yaşam sürenlerde değil, konumu gereği toplumda bir adım önde olanlardadır.

Cesaretleriyle, bilgece tavırlarıyla, akla dayalı söz ve davranışlarla topluma yön vermesi gerekenler toplumun en yoksul, en gariban insanlarından medet umar hale gelmişler.

Bunu da onurlu davranış sanıyorlar.

Bir onursuzluk varsa o hepimizin onursuzluğu.

Bir korkaklık varsa o hepimizin korkaklığı.

Ülkede utanç duyulacak bir durum varsa o utanç hepimizin utancı.

Kenan Fidan gibilere onursuz diyenler esasında kendi onursuzluklarının, korkaklıklarının üstünü örtmeye çalışıyorlar.

  • Abone ol