Ülkenin değişmeyen tek gündem konusu seçim.

Çünkü iktidarın bütün politikaları, yapıp ettiği her şey seçime yönelik.

Yani her ne yapıyorsa, temel amaç önümüzdeki başkanlık seçimini kazanma fikriyle yapıyor.

İttifak yasaları, seçim kanunundaki demokrasiyle, hukukla, akılla, mantıkla bağdaşmayan değişiklikler; HDP’yi şeytanlaştırma ve muhalefeti bir araya gelemez duruma sokma çabaları, diğer yandan savaş politikası… Hepsi seçimlerde zaferi garantiye alma çabası.

İşin garip tarafı iktidar kendi stratejisini ilmik ilmik örerken muhalefet sadece konuşuyor, somut hiçbir adım atmıyor, atamıyor.

İktidarın tüm bu antidemokratik ve hukuk dışı adımlarına karşılık, muhalefetin tartıştığı konu ise seçimleri boykot etmek.

İktidarın HDP’yi de kapsayan stratejisine gelmeden önce boykot meselesiyle alakalı birkaç cümle edeyim.

Seçimlerde boykot çağrısı yapanlar, sonrasında ne yapacaklarını da söylemeliler.

Diyelim boykot edildi ve Erdoğan ilk turda seçimi kazandı ne olacak veyahut ne yapılacak?

Bir sonraki adımı netleştirmeden boykot çağrısı yapmak, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değil.

Diyelim seçimler boykot edildi. Bu durumda sandıklardan da tamamen çekilmek gerekiyor.

O sandıklarda ne olduğu, kimlerin oy kullandığı, kimlerin yerine oy kullanıldığı nasıl belirlenecek?

Ya da toplumun ne kadarı boykota katılacak?

Boykota katılım düşük oldu veyahut düşük gösterildi ve Erdoğan ilk turda seçimi kazandı. Bu durumda muhalefet ne yapacak?

Bu sorular kaya gibi ortada duruyorken, muhalif kesimden kimilerinin bu tür çağrıları anlamsız, içi boş bir tartışmadan öteye geçmiyor.

Kaldı ki Erdoğan da boykot psikolojisinin toplumda yaygınlık kazanmasını istiyor.

İttifak yasaları, seçim kanunundaki akıl dışı değişiklikler… Hepsinin esas amacı muhalif kesim seçmenini sandığa gitmeden psikolojik olarak mağlup etmek.

Yani ‘nasıl olsa Erdoğan kazanır’, ‘bu şartlarda nasıl olsa kazanamayız’ duygusunu yerleştirmek.

Erdoğan, benzer bir politikayı HDP üzerinde de uyguluyor.

Başta Selahaddin Demirtaş olmak üzere HDP milletvekillerinin tutuklanması, parti teşkilatlarındaki görevlilerin hapse atılması, HDP’yi şeytanlaştırıp yalnızlaştırma çabaları… Amaç, HDP’yi yıldırıp seçimleri boykot etmeye zorlamak.

Çünkü HDP’nin denklemde olmadığı veyahut katılımın düşük olduğu bir seçimi Erdoğan’dan başka birinin kazanması neredeyse imkansız.

Peki iktidarın bu stratejisine karşı muhalefet ne yapıyor?

Hiçbir şey.

Hatta muhalefetin HDP politikasına bakılırsa, Erdoğan’ın değirmenine su taşıdıklarını bile söyleyebiliriz.

Muhalefet partileri büyük bir korkuya teslim olmuşlar: “Erdoğan ne der” korkusu.

HDP ile bir araya gelmekten, yan yana gözükmekten, yan yana gelmeyi geçtik HDP seçmeninin gönlünü alacak bir çift söz etmekten bile imtina ediyorlar.

İttifak kursunlar demiyorum ama HDP’yi denklemde tutacak en küçük bir çabaları yok.

Mesela, altı milyon oy almış HDP’nin eski eş başkanı Selahattin Demirtaş bir yılı aşkın süredir hapiste, muhalefet partilerinden tek bir cümle duymadık.

“Arkadaş sen niye siyasetin önünü tıkıyorsun”, “Niye HDP seçmenini Kandil’in yanına itiyorsun”, “6  milyon oy almış bir siyasetçiyi hapse atarak toplumsal barışa niçin darbe vuruyorsun” diye ortalığı ayağa kaldırması gereken muhalefet tek cümle etmiyor.

Tamam etmesinler de yarın seçim olduğunda HDP seçmeninin oyunu hangi yüzle isteyecekler?

Diyelim ikinci tura CHP’nin adayı ile Erdoğan kaldı.

CHP, HDP seçmeninin oyunu almadan seçimi kazanacağını mı düşünüyor?

Ya da alacağını düşünüyorsa nasıl alacak? Neyle, hangi sözle alacak?

“Dokunulmazlıkları kaldırıp sizin parti başkanınızın ve milletvekillerinizin hapse atılmasına destek olduk ama siz yine de bize oy verin” mi diyecekler?

Cidden o oyu istemeye bir yüzleri olacak mı?

Veyahut ikinci tura Erdoğan ile Meral Akşener’in kaldığını düşünelim.

HDP’ye yapılanları, Selahattin Demirtaş’ın hapiste tutulma saçmalığını tek bir gün ağzına almayan Meral Akşener hangi yüzle gidip ikinci turda HDP seçmeninin oyunu isteyecek?

Mesela ne diyecek o seçmene? “Selahaddin Demirtaş hapiste, bu antidemokratik uygulamaya demokrasi gereği bile tek bir laf etmedim, tek bir gün HDP ile konuşmadım, yan yana görünmekten korktum ama sizin oyunuzu istiyorum” mu diyecek?

Ya da HDP seçmeninin oyuna ihtiyaçları yok mu?

Sanırım HDP seçmeninin desteği olmadan ikinci turda seçimi kazanamayacaklarının farkında değiller.

Ya da gerçekten cumhurbaşkanlığını kazanmak diye bir dertleri yok. Barajı aşıp meclise girmek onlara yetiyor.

Daha iyi niyetli bakacak olursak şöyle de düşünüyor olabilirler: “Biz ikinci tura kalırsak HDP seçmeninin gideceği başka bir yer mi var ki? Mecburen bize gelecekler.”

Yani, Erdoğan karşıtlığının yarattığı mecburiyet, neredeyse ellerindeki tek sermayeleri.

Zannediyorlar ki Erdoğan karşıtlığı seçimleri kazanmalarına yetecek.

Bu sığ bir hayalden başka bir şey değil.

Liderleri, milletvekilleri hapse atılmış, partileri dışlanmış hatta partisi meclis dışı kalmış HDP seçmeni ikinci turda “Ne haliniz varsa görün” deyip sandığa gitmediğinde muhalefet ne yapacak?

HDP seçmeninin desteği, heyecanı olmazsa o bölgedeki sandıklara nasıl sahip çıkacaklar?

Muhalefet tüm bunları düşünüyor mu, düşünüyorsa nasıl bir çıkış yolu arıyor, gerçekten çok merak ediyorum.

Peki muhalefetin HDP ile bir araya gelmemesinde HDP’nin hiç mi kusuru yok?

Elbette var.

Fakat kusuru, defosu, yanlışı olmayan bir parti mi var?

Kavgadan, dövüşten, ayrımcılıktan, bölücülükten, dışlamaktan başka ağzından ülkenin yararına tek bir cümle çıkmayan MHP konuşulabilir bir parti de HDP mi değil?

CHP’ye gece gündüz “Vatan haini” diyen MHP, CHP için normal bir parti de HDP değil, öyle mi?

Veyahut yolsuzluk yapan, hukuku katleden, ülkeyi büyük bir uçurumun eşiğine getiren AK Parti konuşulabilir bir parti ama bazı yanlış politikaları yüzünden HDP konuşulabilir bir parti değil, öyle mi?

Kiminle konuşup, kiminle mesafe konulacağına bile Erdoğan karar veriyorsa, her şeyi onun söz ve davranışları belirliyorsa, muhalefet partileri niye var ki?

Türkiye’nin bütünlüğünü, barışını isteyen herkes HDP’yi siyasette tutmayı amaç edinir, o partinin seçmeninin siyaseten umudunu kırmayı ve onu Kandil’in yanına itmeyi değil.

Siyaseti devre dışı bırakıp HDP seçmenini Kandil’in yanına itmek, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Muhalefet bu bilinçle bile Erdoğan karşısında duramıyor.

HDP seçmenine “Ya bendensin (bana oy verirsin) ya da Kandil’in yanına git” denilmesi Kandil’i mutlu eder.

O yüzden de muhalefetin de alet olduğu,  Erdoğan’ın HDP stratejisine en çok Kandil seviniyordur.

Çünkü Türkiye’nin bütünlüğü, barışı, huzuru yani yararı HDP seçmeninin siyasette umutlu olmasına bağlı.

Bu umudu öldürmek, Kandil’in güçlendirmektir.

Muhalefetin korkuları, ideolojik bagajları, siyasetteki tıkanıklığın en temel nedenlerinden biri.

Kendileri barışamadığı için Türkiye’yi barıştıramıyorlar. Kendileri konuşamadıkları için toplumsal kesimleri birbiri ile konuşturamıyorlar. İdeoloji, kimlik siyasetindenvazgeçemedikleri için Türkiye’yi birinci öncelik yapamıyorlar.

Bu yüzden aktörlerin değil, ülkedeki siyaset anlayışının değişmesi gerektiğine sıklıkla vurgu yapıyorum.

Siyasi anlayış değişmeden, demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, huzuru, barışı, hukuku temel alan yeni bir siyaset tesis etmeden felaha kavuşamayacağız.

  • Abone ol