Toplumda, Atatürk’e yönelik sevgi, ilgi giderek artıyor.

Bayramlarda ve anma günlerinde bunu net olarak görebiliyoruz.

Kişisel kanaatime göre bunun iki nedeni var.

Birincisi, ülkenin gidişatından memnun olmayanların mevcut iktidara tepkilerini Atatürk’e yönelerek göstermesi.

İkincisi de İslamcıların savunduğu görüşün iflası.

Cumhuriyet felsefesini eleştiren, “Ülkedeki sorunlar din referans alınarak oluşturulacak anlayışla çözülür” diyen İslamcılar AK Parti ile iktidar oldu.  16 yıldır ülkeyi onlar yönetiyor.

Gelgelelim, AK Parti iktidarında ülkenin geldiği durum ortada.

Eğitimin durumu, ekonomideki tablo, bilimde, sanatta, teknolojide ve daha bir çok alandaki geri kalmışlık ve var olan sorunların katlanarak büyümesi…

Tüm bunlar bize gösteriyor ki “Sorunların çözümü dinle olur” diyenler sorunları çözemedi. Çözemedikleri gibi daha da büyüttüler. Öyle ki İslamcıların iktidarında ülke ‘beka sorunu’yla karşı karşıya kaldı.

Bu tablo “Sorunlarımızı dinle çözeriz” diyenlerin, yani İslamcıların iflası anlamına geliyor.

Bir anlamda Atatürk ve onun temsil ettiği anlayış karşısında yenildiler.

Fakat onlarca yıldır süregelen bu tartışmayı Atatürk’ün ya da onun temsil ettiği anlayışın kazanmış olması Atatürkçülerin kazandığı anlamına gelmiyor ne yazık ki.

Yani haklı çıkan, bu tartışmada kazanan Atatürk oldu, Atatürkçüler değil.

Böyle olduğu için toplum Atatürkçülere değil Atatürk’e yöneliyor.

İktidarın politikalarından şikayet eden, gidişattan endişe duyanlar Atatürkçülerden değil Atatürk’ten, onun temsil ettiği felsefeden, anlayıştan medet umuyor.

Çünkü toplumun Atatürk’e yönelmesi, onun temsil ettiği görüşü, felsefeyi daha iyi anlaması, benimsemesi Atatürkçülerin iktidarında değil İslamcıların iktidarında oluyor.

Yani toplum Atatürkçü denilen kesimin yaptıklarına, söylediklerine bakarak değil, karşıtlarının yaptıklarına bakarak Atatürk’ün ve onun temsil ettiği felsefenin değerini anlıyor.

Bir anlamda iyi olanı gördükleri, yaşadıkları için değil kötü olanı görünce diğerinin iyi, doğru, mantıklı bir yaklaşım olduğu inancı giderek artıyor.

Peki niçin böyle oldu?

Yani nasıl oldu da Atatürkçülere değil İslamcılara bakarak Atatürk’ü ya da onun temsil ettiği değerlerin kıymetini daha iyi anladılar? Niçin?

Mesela toplum laikliğin kıymetini niçin Atatürkçülerin iktidarında değil de İslamcıların iktidarında daha iyi anladı?

Ya da kadın erkek eşitliğinin, kadının toplumsal hayatta rol üstlenmesini sağlayan yaklaşımın ülke için yararını niçin Atatürkçülerin iktidarında değil de İslamcıların iktidarında daha iyi anlıyorlar?

Ya da eğitimde bilime, akla yönelmenin elzem olduğunu…

Çünkü AK Parti iktidarından önce, yani Atatürkçülerin etkili, yetkili oldukları dönemlerde de ülke güllük gülistanlık değildi.

Bilimde, sanatta, teknolojide geri kalmışlık; eğitimde, ekonomide devasa sorunlarımız vardı.

Ülkede eşitlik, özgürlük sağlanmış değildi.

Kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayanlar özensiz davrandı. Dincilikle mücadele diye başladıkları sonrasında dindarlıkla mücadeleye dönüşen politikalarıyla kaş yapalım derken gözü çıkardılar.

Cumhuriyet felsefesini gerçek bir demokrasiyle, eşitlikle, özgürlükle taçlandıramadılar.

O felsefenin doğruluğunun ve haklılığının verdiği bir özgüvenle politika geliştiremediler.

İtirazları, eleştirileri dikkate almayıp bu eleştirilerden yararlı sonuçlar çıkaracak özgüveni, olgunluğu gösteremediler.

Geçmişe saplanıp kaldılar.

Toplumdaki değişimi, dünyadaki gelişmeleri okuyamadılar.

O günün şartları içinde doğru olan fakat günümüz dünyasına göre eksik, yetersiz kalan kimi uygulamaları yeni bir anlayışla yorumlayamadılar.

Yetkinin, sözün Saray’dan alınıp halka verilmesi, laiklik, kadın erkek eşitliği gibi anlayışı barındıran cumhuriyet felsefesinin gerçek anlamıyla uygulayıcısı değil, o değerlerin slogancısı oldular.

Yani söyledikleri ile yaptıkları birbirini tutmadı.

Cumhuriyet felsefesini oluşturan değerlerin önemini anlatmayı, uygulamalarıyla göstermeyi değil, Atatürk’ün şahsını anlatmayı, kişisel özelliklerine abartılı vurgu yapmayı marifet saydılar.

Atatürk’e övgüler dizmek, sabah akşam onun ne kadar büyük bir lider olduğuna vurgu yapmak, eleştirene hakaret etmek, üstünlük taslamak… Bütün bunlar toplumun, Atatürk’ün esasında ne yapmak istediğini anlamasına engel oldu.

Sonuç olarak da Atatürkçülere kızanlar, onların yaptığı yanlışlardan zarar görenler Atatürk’ten ve onun felsefesinden uzaklaştı.

Şimdi ise tam tersi bir durumla karşı karşıyayız.

Toplum İslamcılara bakarak Atatürk’e yaklaşıyor.

Yukarıda da vurguladığım gibi Atatürkçülere değil Atatürk’e.

Amacım geçmişteki hataları sayıp bir kesimi suçlamak değil, tam tersine toplumdaki bu yönelimin kalıcı hale gelmesi için geçmişten bir ders çıkarılması gerektiğine dikkat çekmek.

Anlıyorum, bugünkü iktidarın yapıp ettiklerinden dolayı biriken bir öfke var.

Ama yine de öfkeye teslim olamayız.

Eğer temel amaç toplumun cumhuriyet felsefesini anlamasını, ona sahip çıkmasını sağlamaksa daha sağlıklı, daha olgunca, daha bilgece bir üsluba ve yaklaşıma ihtiyaç var.

Geçmiş hatalardan ders çıkarılmaz yeni bir üslup ve yaklaşım belirlenmez ise toplumdaki Atatürk’e ve onun felsefesine bu yönelim kalıcı hale gelmeyecek ve konjonktürel bir tepki olarak kalacak.

Peki ne yapılması gerekiyor?

Atatürkçülük yapmayı bir tarafa bırakmak ve doğru bir üslup ve stratejiyle Atatürk’ün temsil ettiği anlayışın ülke için gerekliliğini topluma anlatmak gerekiyor.

Atatürkçülük bir felsefenin, bir anlayışın savunucusu olarak yorumlanmalı, Atatürk’e tapma sığlığına indirgenmemeli.

Yani özgürlükçü laikliğin, eğitimde bilime ve akla yönelmenin, kadının toplumsal hayatta aktif rol üstlenmesinin ülke için neden elzem olduğunu topluma anlatacak bir üslup ve yaklaşım gerekiyor.

Kişisel kanaatim toplumdaki artan Atatürk sevgisi ya da Atatürk’e hak verme oranı görünenden de büyük.

İnsanlar kimi Atatürkçülerin tavrına, yaklaşımına, üslubuna bakarak Atatürk’e ya da cumhuriyetin temel felsefesine, onu oluşturan değerlere ilgisini, beğenisini dile getirmekten imtina ediyor.

Atatürk’e hak vermenin Atatürkçülere hak vermek olduğu fikri bu sevgiyi ya da bu ilgiyi belli etmenin de önüne geçiyor.

O nedenle hepimize sorumluluk düşüyor ama en çok da kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayanlara.

Atatürk’e tapma olarak algılanan söz ve davranışlardan uzak durmak gerekiyor.

Slogan atarak, Atatürk’ün şahsına övgüler dizerek, “Biz dememiş miydik” gibi çocukça bir yaklaşımla üstünlük taslayarak, geçmiş uygulamalardaki yanlışların felsefeden değil kişilerden kaynakladığını gösterecek özeleştiriyi yapmadan toplumdaki bu yönelim kalıcı hale gelmeyecek.

‘Atatürkçüler’ derken tek bir kişiden bahsetmediğimin de farkındayım.

Durumun farkında olan, geçmişten ders çıkararak yeni bir üslup ve yaklaşım geliştiren aydınlar, yazarlar kanaat önderleri de var elbette.

İtirazlarım, eleştirilerim Atatürkçülüğü slogan atmaktan, Atatürk’e övgüler dizmekten ibaret sayanlara.

Yani kimi Atatürkçüler Atatürk ile halkın arasına girmemeye özen göstermeli.

Yani toplumdaki bu yönelişin, bu ilginin, bu sevginin kalıcı hale gelmesi için Atatürk’ü değil onun neyi, niçin yaptığını topluma anlatmayı bir yol olarak benimsemek gerekiyor.

  • Abone ol