Türkiye’nin son altı yedi yılı bir roman olarak yazılsaydı kimse inandırıcı bulmazdı.

Kurumların birer birer etkisiz hale getirilmesi, medyanın bütünüyle iktidarın kontrolüne geçmesi, rejimin değiştirilmesi, TBMM’nin etkisizleştirilmesi, bütün yetkinin tek bir kişide toplanması…

Bütün bunlar olurken muhalefetin beceriksizliği, stratejik akıl yoksunluğu…

Evet tüm bunlar bir romanda anlatılsaydı okur “Koca bir ülkede bu gidişatı değiştirecek, stratejik aklı gösterecek kimse yok muydu? Yok canım hiç gerçekçi değil” derdi.

Hele romanda, muhalefetin her seçimde aynı hataları tekrar edip farklı sonuçlar beklediğini okuduğunda “Bu kadar olmaz deyip”kitaptan büsbütün uzaklaşırdı.

Sinema filmi olsaydı “İktidarı da muhalif kesimi de aynı şeyleri yapıp aynı sonuçlar alıp duruyorlar, yaratıcılıktan uzak böyle sıkıcı film mi olur” der, kimse izlemezdi.

Evet roman olarak yazıldığında bile inandırıcı gelmeyecek, film olarak çekildiğinde bile saçma bulunacak kadar tuhaf durumu gerçek hayatta yaşıyoruz.

Bu saçma romanın son bölümünü yerel seçimler oluşturuyor.

Yine aynı hatalar, aynı yanlışlıklar yapılıyor ama farklı sonuç bekleniyor.

Fazla uzattım. Konuya geleyim.

Muhalefet cumhurbaşkanlığı seçiminde yanlış bir politika uyguladı.

Bir seçimin meşru sayılması için gerekli asgari demokratik şartlardan hiçbiri mevcut değildi.

Buna rağmen muhalefet “Adam kazandı” cümlesiyle biten, sanki normal seçim yapılıyormuş gibi halaylı, türkülü bir seçim kampanyası yaptı.

Ülkenin tek adam rejimine geçişi ne yazık ki muhalefetin özensizliği, strateji yanlışlığı, akılcı bir siyaset uygulayamaması neticesinde demokratik bir meşruiyet kazandı.

Şimdi yeni bir seçime gidiyoruz.

Medya yine bütünüyle iktidarın kontrolünde.

Yargı iktidarın ağzının içine bakıyor.

Devletin bütün imkanları iktidar partisinin önüne serilmiş.

İktidar, seçim öncesi YSK üyelerinin görev süresini uzatarak anlaşılmaz bir karara imza attı.

İktidarın İstanbul adayı Meclis başkanı. Anayasa’nın 94’üncü Maddesi’ndeki açık hükme ve bu hüküm dayanak gösterilerek yapılan itirazlara rağmen Meclis başkanlığından istifa bile etmiyor.

Yani alenen Anayasa’yı hiçe sayıyor.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi iktidar, çıkardığı KHK’larla belediyelerin önemli yetkilerini cumhurbaşkanlığında topladı. Dahası belediyelerin kasasının anahtarını cumhurbaşkanlığına verdi. Belediye başkanlığını anlamsızlaştırdı.

Hal buyken muhalefet bütün bunlar yokmuş, her şey normalmiş gibi seçim kampanyası yürütüyor.

Muhalefette ciddi bir politika belirleme sorunu var.

Mesela muhalefet parti yetkilisi basın toplantısı düzenleyip “Cumhurbaşkanı meşru değil” dediği gün İstanbul adayları cumhurbaşkanından randevu talebinde bulundu.

Anlıyorum, bütün bunları iktidarın yaymaya çalıştığı kutuplaşmayı azaltmak amacıyla yapıyorlar.

AK Parti seçmenine ulaşmak, yaratılan kamplaşmayı kırmak için yapıyorlar.

Fakat kutuplaşmayı azaltalım, iktidar partisi seçmenine ulaşalım derken mevcut rejime, anlayışa, bu anlayışın siyasi aktörlerine ve o aktörlerin yaptıklarına meşruiyet kazandırmak gibi bir açmaza düşüyorlar.

Otoriter yönetimlerde bütün olumsuzluklara rağmen her seçim gidişatı tersine çevirmek için büyük bir imkan.

Bu imkan doğru kullanılmadığında her seçim mevcut iktidarı ve anlayışı meşrulaştırıcı bir işleve bürünüyor.

Evet, kutuplaşmayı azaltmak gerekiyor.

Peki bunun yolu ülkede her şey normalmiş gibi davranmak mı?  

Seçim kampanyalarında hukukun yok edilmesini, rejimin değiştirilmesini, Anayasa’nın hiçe sayılmasını mesele olmaktan çıkarıp yerel hizmetlere vurgu yapmak mı?

Kaldı ki kutuplaşma niye var?

Kutuplaşmanın tek nedeni kimlik, inanç, ideoloji  meseleleri mi?

Ülkedeki gidişata karşı ya da taraf olmanın hiç mi anlamı yok?

Demek istediğim şu: Medya yok. Hukuk yok. Anayasa yok. Seçim güvenliği yok.

Rejim değişmiş. Devletin bütün imkanları bir partinin inisiyatifine bırakılmış, bir ülkenin kaderi bir kişinin iki dudağı arasına teslim edilmiş. Ülkeyi saran ağır bir yolsuzluk ve yoksulluk var.

Böyle bir ortamda yapılan seçimleri salt belediye seçimi görmek, ona göre kampanya yapmak, keskin, kutuplaştırıcı olmayalım diye tüm bu antidemokratik durumu görmezden gelerek politika belirlemek olacak şey mi?

Yerel hizmet elbette önemli. Fakat şu anda ülkenin en önemli sorununun kimin daha iyi yol, köprü yapacağı, kimin trafik sorununu daha iyi çözeceği kimin şehirleri daha güzelleştireceği meselesi olmadığını hepimiz biliyoruz.

Diğer taraftan kutuplaşmayı azaltmanın tek yolu cumhurbaşkanıyla görüşmek, her şey normalmiş, ülkede olağanüstü bir durum yokmuş gibi davranmak mıdır?

AK Parti seçmeniyle bütün olmak, onlara ulaşıp konuşmak, o insanları da gidişattan duyulan endişenin ortağı etmek için ‘Cumhurbaşkanı ile aramızda bir sorun yok’ mesajı vermek midir?

Ya da rejim değişikliği, Anayasa’nın hiçe sayılması, medyanın yok edilmesi konu edilmeyerek mi AK Parti seçmeniyle bağ kurulacak?

Eğer ortada bu tür sorunlar yoksa tek sorun şehirleri kimin yöneteceğiyse AK Parti seçmeni belediye seçimlerinde niçin para musluğunun başında oturan iktidar partisine değil de muhalefetin adaylarına oy versin ki?

Evet cumhurbaşkanının şahsıyla bir sorununuz yok ama ya yaptıklarıyla?

Hukuku tanımamasıyla, Anayasa’yı hiçe saymasıyla medyayı bütünüyle kontrolüne almasıyla rejimi tek adam rejimine dönüştürmesiyle de sorununuz yok mu?

Peki ne öneriyorum?

Otoriter yönetimler altında bile her seçim gidişattan memnun olmayanlar için bir fırsat.

Bu nedenle bu seçimler salt belediye başkanlığı seçimi olarak görülmemeli.

Ülkede olup biteni, esas sorunun nereden kaynaklandığını topluma anlatmanın bir fırsatı olarak görülmeli.

Bunu yaparken de kutuplaşmayı azaltmak ile ülkede olup biteni meşrulaştırmak arasındaki farkı ortaya koymalı.

Bunun için, bu seçimlerin salt belediye başkanlığı meselesi olmadığını, esas sorunun siyaset anlayışındaki otoriterlikten kaynaklandığını halka anlatmak için bir fırsat var önümüzde.

Kutuplaşma tuzağına düşmemek, özenli, dikkatli bir üslupla olup biteni topluma anlatmak, duyulan endişeye toplumun bütün kesimlerini ortak edecek söz ve eylemlerle olur.

Yoksa her şey normalmiş, bu seçimlerde salt belediye başkanlığı seçimleriymiş gibi davranarak değil.

Hele “Bakın cumhurbaşkanı ile aramızda hiç sorun yok” diyerek hiç değil.

  • Abone ol