Ekrem İmamoğlu sadece bir partinin belediye başkanı olsaydı yapıp ettikleri, kendisini ve partisini bağlardı. 

Fakat ülkedeki siyasi tablo Ekrem İmamoğlu’na bütün bir muhalefet adına farklı bir misyon yükledi.

Yani mevcut iktidarın demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten, çoğulculuktan, hukuktan, şeffaflıktan uzak politikaları ve nihayetinde rejim değişikliği, hem ülkeyi tahrip etti hem de siyaset zeminini yok etti. Toplumun önemli bir kesiminde ülke adına ciddi endişelerin oluşmasına neden oldu.

Bu endişe neticesinde de her seçim adeta bir referanduma dönüşüyor.

Son İstanbul seçimleri de bir anlamda muhalefet bloğu ile iktidar arasında referandum havasında geçti ve bu referandumun kazananı da muhalefet bloğu oldu.

Muhalefet dediğimizde şartların gereği bir partiden bahsetmiyoruz.

CHP’lisi de var HDP’lisi de, İyi Partilisi de var gidişattan endişe duyan AK Partilisi de.

Partili olan da var hiçbir partiye yakınlık duymayan insanlar da var.

İstanbul seçimleri işte bu muhalefet bloğunun başarısıydı.

Bu başarının arkasında herkesin emeği var.

Bedelini hapislerle ödeyen yazarların, aydınların, işinden, ekmeğinden olan akademisyenlerin, şehir şehir dolaşan aydınların, partili partisiz, sırf ülkesi için bir şey yapma motivasyonuyla gecesini gündüzüne katan kadınların, gençlerin, kimisi parasıyla, kimisi bilgisiyle, kimisi zamanıyla yıllardır ülkedeki gidişatı topluma anlatmaya çalışan binlerce isimsiz kahramanın emeği var. 

İşte bu yıllara dayalı birikim, Ekrem İmamoğlu’nun sağlıklı bir seçim stratejisi izlemesi, süreci doğru yönetmesi sonucu farklı kesimlerden insanların bir araya gelmesine ve nihayetinde muhalefet adına bir kazanıma dönüştü.

Bu kazanımın yarattığı bir umut var.

Heyecan var. Enerji var. Oluşan ‘Bir şeyler değişebilir’, ‘İyi şeyler yapabiliriz’ duygusu var.   

Ekrem İmamoğlu konumu gereği bir anlamda bu umudu, bu heyecanı, bu enerjiyi temsil ediyor.

Hal buyken onun başarısızlığı bir anlamda muhalefet bloğunun, yani demokrasi, eşitlik, adalet, özgürlük gibi değerler için mücadele edenlerin başarısızlığı olacak.

Bundan dolayı Ekrem İmamoğlu ile alakalı farklı kesimlerde giderek artan bir endişe gözlemliyorum.

Bazı sözlerinin ve davranışlarının, izlediği bazı politikaların, yaptığı veyahut yapmadığı işlerin neden olduğu bir endişe var. 

Tam olarak neyi kastediyorum.

Madde madde açıklayayım.

1- Cumhurbaşkanı olma hevesi İstanbul büyükşehir belediye başkanlığındaki sorumluluğunu hafife almasına neden oluyor.

Ekrem İmamoğlu vakti geldiğinde elbette cumhurbaşkanı adayı olabilir. Buna kimsenin söyleyeceği bir söz olamaz.

Fakat bugünden bu hevesle hareket etmesi, bu amacına matuf olarak sıklıkla şehir dışı seyahatlere çıkması, ülkede her alanda ağır bir tahribat, adaletsizlik, acı, hüzün varken popülaritesini diri tutmak için bütün konserlere katılması, en sıkıntılı anlarda bile tatillerinden ödün vermemesi, ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir tablo çizmesine neden oluyor. Neticesinde ülkedeki durumun vahametini tam olarak kavrayamadığına dair ciddi bir endişe oluşuyor. 

Halbuki yapması gereken İstanbul belediyesine odaklanmak, ciddi, göz doldurur işler yapmak, gecesini gündüzüne katıp farkındalık yaratmak ve yönetim anlayışıyla, yaptığı işlerle, benimsediği politikayla yepyeni bir siyaset anlayışı ortaya koymak.

Buradan elde edilecek bir başarının hem muhalefet bloğunu güçlendireceği hem de kendisini cumhurbaşkanlığı adaylığına taşıyacağını görmesi gerekiyor. 

Fakat farklı kesimlerin telkiniyle zihnine yerleşen cumhurbaşkanlığı adaylığını mevcut görevinin ve sorumluluğunun da önüne koyması ’Başarısız olacak’ endişelerinin de artmasına neden oluyor.

2- Popülizme teslim olması.

Gerçekçi, sahici, net, elle tutulur, gözle görülür icraatlar yerine toplumun farklı kesimlerinin duygularını okşayacak söz ve davranışlara ağırlık vermesi. 

Mesela Mansur Yavaş daha çok somut icraatlarıyla anılırken Erkem İmamoğlu ne yazık ki daha çok farklı kesimleri memnun edecek söz ve davranışlarla, o kesimlerin hoşuna gidecek sembollere vurgu yapmasıyla gündem oluyor. 

Popülist siyaset anlayışının ülke için zararlı olduğu bilinen bir gerçek. Dahası ülke sorunlarını çözmeyeceği gibi bir süre sonra seçmeni de bıktıracağı ortada.

Bu siyaset tarzının bir süre sonra ciddi bir başarısızlık getireceği endişesi var.  

3- Tayyip Erdoğan ve iktidar mensupları ile iyi geçinme çabası.

Ekrem İmamoğlu’nun seçimdeki başarısının temelinde kuşkusuz AK Parti seçmenine yönelik kullandığı üslubun, benimsediği tarzın, nihayetinde onlardan aldığı desteğin, büyük etkisi var.

Fakat Tayyip Erdoğan’la iyi geçinmek ile AK Parti seçmeniyle iyi geçinmek aynı şey değil.

Kaldı ki Erdoğan’la iyi geçinmek ile kavga etmek arasında da büyük bir alan var. 

Kimseyle kavga etmeden işini yapmaya odaklanmak yerine enerjisini iktidarla diyalog kurmaya harcıyor. 

Diğer taraftan ülkede demokrasi askıya alınmış, hukuk rafa kaldırılmış, özgürlükler kısıtlanmış, rejim değişmiş, yüzlerce aydın, yazar, hapislerde çürürken, eğitimde, ekonomide, dış politikada… Ülkede her alanda ciddi bir tahribat varken bütün bunlar yokmuş, her şey normalmiş, bütün bunların sorumlusu Erdoğan değilmiş gibi davranması dahası ‘Bana iş yaptırmazlar’ korkusuyla iyi geçinmek adına Erdoğan’ın konumunu, politikalarını meşrulaştırıcı, güçlendirici bir yaklaşım içinde olduğunu fark etmemesi… Bütün bunlar muhalefet bloğunda “Biz neyin mücadelesini veriyoruz?” sorusunun sorulmasına neden oluyor. 

Halbuki İmamoğlu’nun Erdoğan ile değil Erdoğan’ın İmamoğlu ile iyi geçinmeye ihtiyacı var.

Çünkü engellenmiş, eli kolu bağlanmış bir belediye başkanlığı görüntüsü en çok Erdoğan’ın başını ağrıtacak bir görüntü.

Mesele sadece Erdoğan da değil. Bir gün önce kendisine “Onu pejmürde ederiz” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ertesi gün sarmaş dolaş, gülücükler eşliğinde poz vermesi dahası iktidarın yolsuzluklarının sembol ismi Cengiz İnşaat’ın sahibini holding binasında ziyaret etmesi… 

İlke, değer, tavır, duruş…  Hangi konuda ne kadar hassas olunduğuna dair ciddi endişelerin oluşmasına neden oluyor.

4- Diğer bir endişe nedeni de Erkem İmamoğlu’nun seçtiği çalışma arkadaşları ve onlara yüklediği sorumlulukların fazlalığı.

İktidarı en çok eleştirdiğimiz konuların başında kontrolünde olan makamları arpalığa dönüştürmüş olması var.

Yani aynı isimleri farklı şirketlerde farklı görevlere atayarak birden çok maaş almalarını sağlaması.

Ne yazık ki Ekrem İmamoğlu da bu sorunlu gelenek konusunda yeterince hassas davranmıyor. 

Danışmanlarını, yakın çalışma arkadaşlarını, belediyenin birkaç şirketinde aynı anda yönetim kurulu başkanı veyahut yönetim kurulu üyesi yapması, dar bir kadroya birden çok maaş bağlanması.

Diğer taraftan iktidarın kendisine yönelik dışlayıcı tavrından dolayı çıkan krizleri yönetememesi, dahası iktidarın elindeki medya gücüyle bu krizleri fırsata çevirmesi… Bütün bunlar, endişenin artmasına neden oluyor. 

Tekrar edeyim: Ekrem İmamoğlu önemli bir pozisyonda ve önemli bir misyonu var.

Sadece bir belediye başkanı değil. 

Yukarıda da dediğim gibi muhalefet bloğu adına oluşan umudun, heyecanın sembol ismi.

Onun başarısızlığı hepimizin başarısızlığı olacak.

Bundan dolayı en çok dikkat etmesi, en sağlam, en sağlıklı, net, görünür işler yapması, popülizmden uzak durması, farkındalık yaratması, dahası değerlere, ilkelere dayalı doğru politikalar yürütmesi, ülkenin geleceği için elzem.

Esasında hepimizin bu süreçte dikkatli olması, doğru üslup ve tutum benimsemesi, bu umuda gölge düşürecek yaklaşımlardan, davranışlardan, söz ve eylemlerden özenle kaçınması gerekiyor.

Çünkü hiçbirimizin milyonların emeğiyle oluşan bu umuda gölge düşürmeye hakkı yok.

Hiçbirimizin kendi kişisel çıkarı, hırsı için bu birikimi, bu heyecanı heba etmeye hakkı yok.

Fakat, yine de en büyük sorumluluk Ekrem İmamoğlu’na düşüyor.

O yüzden daha dikkatli, daha sağlıklı, daha sahici politikalara ve ilkeli bir duruşa ihtiyacı var.

Aksi durumda bunca emek, bunca çaba, nihayetinde oluşan bu umut, heba olacak. 

 

  • Abone ol