Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD başkan yardımcısı ile yaptığı görüşmenin ardından Suriye’ye yönelik operasyonda ateşkes ilan edildiği açıklandı. 

ABD başkanının sabah akşam Türkiye’yi tehdit etmesi, nezaketten, saygıdan, devlet terbiyesinden yoksun mektupla önerilen arabuluculuk teklifi ve başkan yardımcısının ziyareti sonrası ateşkes kararı…

Yabancı medya, kimi yabacı uzmanlar, Türkiye’deki iktidar yanlıları ve hatta kimi muhalifler ABD ile yapılan operasyonu durdurma pazarlıklarının ve nihayetinde ortaya çıkan sonucun Erdoğan için bir zafer/kazanım olduğunu söylüyor. 

Kağıt üstünde yani meselenin görünen kısmında Erdoğan kazanmış duruyor elbette.

Fakat şöyle bir soru var: Erdoğan’ın kazancı Türkiye’nin kazancı oluyor mu?

Bu soruya ne yazık ki evet diyecek durumda değiliz.

Sıklıkla söylerim yeri gelmişken tekrarlayayım: Özellikle son birkaç yıldır ülkenin geldiği durumdan dolayı iktidarın yararına olan her şey Türkiye’nin aleyhine, Türkiye’nin yararına olan her şey ise ne yazık ki iktidarın aleyhine.

Bu meselede de benzer bir durum var ne yazık ki.

Yani kazanan Erdoğan, kaybeden ise Türkiye oldu. 

Nasıl mı? Anlatayım. 

İktidar “Sınırımızda teröristlerin devlet kurmasına müsaade edemeyiz” diyerek sınır ötesi operasyon başlattı ve bir hafta sonra ABD’nin de baskısıyla ateşkes ilan edilip operasyona ara verildi. 

Şimdi burada bir kazanımdan bahsediliyor. 

Nedir o kazanım? 

Mesela iktidarın operasyon için ileri sürdüğü gerekçeyi ortadan kaldıracak bir sonuç mu çıktı ortaya?

YPG yok olmadığına, yani aramızda sadece bir duvar olan sınırımızdaki Kobane, Kamışlı gibi birçok Kürt nüfus yoğunluklu şehir ve kasaba olduğuna, buralarda da YPG etkin olduğuna göre Türkiye bu bir hafta süren operasyon ve ardından gelen ateşkes ile nasıl kazanım elde etmiş oluyor?

YPG’nin bazı bölgelerde geri çekilmeyi ve Türkiye’nin istediği 30 km sınır hattının çizimini kabul ettiği söyleniyor.

On binlerce insanın yaşadığı bu şehirler yerlerinden sökülüp 30 km geriye taşınamayacağına göre…

Dahası diyelim 30 km geriye gitmiş olsalar bile Türkiye hissettiği tehditten veyahut tehlikeden kurtulmuş mu olacak?

Diğer taraftan operasyonun başlamasıyla dünya kamuoyu nezdinde Türkiye’nin imajını yaralayan birçok olay yaşandı. 

Mesela ABD başkanının bir hafta boyunca sabah akşam ülkemize hakaret edip tehdit etmesi ve buna sessiz kalınması…

Saygıdan, nezaketten, devlet terbiyesinden uzak bir mektupla Türkiye’nin tehdit edilmesi ve ülkeyi yönetenlerin buna tek bir cevap verememiş olması…

Türkiye’nin “Terör örgütü” dediği YPG’nin bütün dünyanın bildiği ve dahası sempati beslediği bir örgüt haline getirilmiş olması. 

Yine bütün dünya kamuoyunda Türkiye’nin Kürtlere saldıran, Kürtleri öldüren bir devlet olduğu algısının oluşması…

Günlerdir sabah akşam neredeyse bütün dünya medyasında ülke aleyhine yayınlar yapılıp ülkemizin dünyadaki imajının yerle bir edilmiş olması… 

İmaj kaybıyla beraber yabancı sermayenin biraz daha kaçması ve savaş maliyetlerinin ekonomiye getirdiği ağır yük… 

Onlarca insanın can kaybı nedeniyle hem içeride hem de dışarıda ekilen düşmanlık tohumları. 

Savaş nedeniyle estirilen milliyetçilik dalgasının toplumsal barışı zedeleyecek bir hale dönüşmesi…  

Hepsinden önemlisi de esasında demokrasi, eşitlik, adalet, özgürlük eksikliğinin sonucu, iç mesele olarak ortaya çıkan ‘Kürt sorunu’nun farklı devletlerin de müdahil olmasıyla giderek uluslararası bir zemine taşınmış olması. 

ABD’de halen sürmekten olan Türkiye’ye yönelik yaptırım hazırlıkları… 

Yaşanan bunca tahribat, ülkenin aldığı bunca yara, uğradığı itibar kaybı, dünyanın nefret ettiği bir ülke haline gelmiş olmamız ve ülke aleyhine gelişen birçok olumsuzluk…

Savaşın ülkeye böyle ağır maliyeti varken ülke lehine elle tutulur tek bir olumlu kazanım olmamasına rağmen kazanımdan bahsetmek…

Hangi kazanım? 

YPG’nin bazı bölgelerden 10-15 km geri çekilmesi mi kazanım? 

Ya da bazı küçük isteklerin ABD’ye kabul ettirilmesi mi? 

Türkiye tam olarak ne kazandı? Hangi kazanımdan bahsediliyor? 

Yukarıda da dediğim gibi bir kazanım var ama ne yazık ki o da Türkiye’nin değil Erdoğan’ın kazanımı.

Peki Türkiye kaybederken Erdoğan ne kazandı? 

Millet ittifakı ciddi yara aldı. Muhalefet 23 Haziran seçim sürecindeki yakaladığı psikolojik üstünlüğü kaybetti. Milliyetçilik rüzgarı ile toplum iktidarın yanında konsolide oldu. 

Yolsuzluk, işsizlik, ekonomideki kötü gidiş gibi temel meseleler gündemden düştü. 

ABD’ye kafa tutmuş, istediğini almış bir lider imajı oluştu ve muhalefetin politikasızlığı, kararsızlığı nedeniyle toplumun bir kesimindeki ‘kararlı, dirayetli ve ülkesinin menfaatlerini koruyan bir lider’ kanaatini pekiştirdi. 

***

Muhalefet açısından da tablo pek parlak değil. 

Operasyonun en büyük kaybedeni kuşkusuz muhalefet partileri.

Ülke için hayati meselelerde Erdoğan’ın politikalarına teslim olmaktan başka bir politikalarının olmadığı görüldü.  

Yeni siyasete, yeni politikaya, iktidarın ülkeyi sıkıştırdığı bu girdaptan çıkaracak cesarete, dirayete ve akla sahip olmadıkları dahası böyle sahici niyetlerinin de olmadığı ortaya çıktı. 

Siyaset anlayışı olarak eski, çağın gerisinde kalmış siyaset anlayışına sahip oldukları, bu anlamda iktidar partisinden pek farkları olmadığı anlaşıldı. 

Diğer yandan hem ağlarım hem giderim politikası ile yani bir taraftan Meclis’te tezkereye “Evet” deyip sonrasında da ‘bu operasyonun aslında doğru olmadığını, ülkeye zarar verdiği’ söylemeleri… Bu tür sahicilikten uzak, ilkesizlik olarak algılanacak yaklaşımla inandırıcılıklarını bütünüyle kaybettiler.   

Ülkenin neredeyse yarısı bu tür meselelerin savaşla, ölmeyle, öldürmeye çözülmeyeceğini düşünürken, yani savaşa, operasyona karşıyken, bu toplum kesimini temsil eden, onların yaklaşımlarını ülke siyasetinde etkin bir güce dönüştüren tek bir partinin olmaması hakikaten anlaşılır gibi değil.  

Bütün bunlar bize ülkede doğru bildiğini yapmaktan, söylemekten imtina etmeyen, iktidarın esasında ne yapmaya çalıştığını anlayan ve bunu topluma anlatacak cesareti, dirayeti olan; ülke yararı için gerekirse risk alan ve toplumu iktidarın etkisinden kurtaracak yaklaşıma, akla, politikaya sahip, sahici, kararlı, gerçek bir muhalefetin olmadığını gösterdi.

Burada acı olan ise şu: Muhalefetin kaybı ne yazık ki aynı zamanda ülkenin de kaybı oluyor.

Muhalefetin yetersizliği, kararsızlığı, eksikliği, cesaret ve dirayet yoksunluğu, gidişatı değiştirecek politikalarının olmaması ve nihayetinde gelen başarısızlık… 

Bütün bunlar ülkenin de aleyhine olan durumlar.

Burada Türkiye’nin tek kazanımı var: Sorunları daha da büyüten, içinden çıkılmaz hale getiren bu operasyonun ülkemize hem içeride hem de dışarıda daha fazla zarar vermeden ‘şimdilik’ durdurulmuş olması.

Umarım kalıcı olur da ülke daha fazla tahrip olmaz, durum büsbütün içinden çıkılmaz hale gelmez. 

  • Abone ol