Ülke gerçeklikten kopuk bir iktidarın elinde Suriye’de büyük bir girdaba sürüklenmiş, gencecik çocuklarını bir hiç uğruna şehit verirken…

Dalga dalga yayılan yoksulluk nedeniyle insanlar açlıktan intihar edip, canlarına kıyarken…

Yüz binlerce insan ülkedeki hukuksuzluğun pençesinde kıvranırken… 

Yozlaştırılmış bir din anlayışı ile toplum her gün biraz daha çürütülürken…

Her üç gençten biri işsiz, 40 milyon insan yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkum edilmişken…

Ülkede demokrasinin D’si, Adaletin A’sı, laikliğin L’si bile kalmamışken…

İstihdamda liyakatin devre dışı bırakılması nedeniyle ülke her alanda ilmik ilmik dökülürken… 

İktidarın sorumsuzluğu, denetimsizliği, işini düzgün yapmaması sonucunda her gün kimimiz çığ altında, kimimiz depremde, kimimiz tersanelerde can verirken…

Neredeyse her gün bir kadın, erkek şiddeti sonucu öldürülürken…  

Çiftçi, esnaf, işçi… toplumun bütün kesimleri ekonomideki tıkanıklık nedeniyle kan ağlarken…

Eğitim ağır yara almış, milyonlarca çocuğun geleceği heba edilirken…

Tarım bütünü ile çökmüş, ülke buğday, et, patatesi gibi en temel ihtiyaçlarını bile ithal edecek duruma gelmişken, muhalefet Kudüs mitingi yapıyor.

Yoksul insanların isyanı, işsiz gençlerin dili, bir hiç uğruna orada burada canını veren askerimizin itirazı, ezilen, dışlanan, hakkı gasp edilen insanların çığlığı, ülke felakete sürükleniyor diye ağız tadı kaybolmuş milyonların umudu olması gereken muhalefet topluma ‘gelin Kudüs için tepkimizi gösterelim‘ diyor. 

Ülkede hukuku, demokrasiyi, özgürlükleri askıya alan Türkiye’yi büyük bir yıkıma sürükleyen rejim değişikliği var, neden olduğu ağır sorunlar var. 

Öncelikli mesele olarak bu durumu toplumun bütün kesimlerine anlatması ve toplumu da bu endişeye ortak etmesi gereken muhalefet ülkede her şey normalmiş, böyle dertlerimiz, sorunlarımız yokmuş, ülke bir felakete sürüklenmiyormuş esas meselemiz Kudüs gibi soyut konularmış gibi davranmaktan bir türlü vazgeçmiyor. 

Üstelik de iktidar partisini ve lideri Tayyip Erdoğan’ı da mitinge davet ediyor. 

Gerçekten anlaşılır gibi değil. 

Ülkede her alanda ağır bir tahribat varken öncelik olarak Kudüs’ü görmek ülkeyi yeterince dert etmemektir. 

Yaşanan yıkımı umursamamaktır.

Ülkedeki adaletsizliğin neden olduğu tahribatın acısını hissetmemektir.  

Yoksulluk nedeniyle canına kıyan insanları görmezden gelmektir. 

İşsizliğin pençesinde kıvranan milyonlarca genci dert etmemektir. 

Rejim değişikliğinin ülkeyi nasıl bir yıkıma sürüklediğini kavrayamamaktır.

Dahası iktidar alternatifi olup, toplumun umudu olamamaktır. 

Kudüs, toplumun bir kesimi için elbette ki önemli bir konu.

Fakat İslamcılar tam 40 yıldır Kudüs mitingi yapıyorlar.

Slogan atıyorlar, bağırıp çağırıyorlar buna rağmen İsrail günbegün işgal ederek Kudüs’ü adeta yuttu.

Miting yapmanın, bağırmanın, slogan atmanın hiçbir işe yaramadığı bunca yıldır net bir şekilde görülmüşken, yani bu tür mitinglerin dış dünyada zerre kadar etkisi yokken, ülkedeki muhalefetin Saadet Partisi’nin siyaset tarzının bir parçası olması gerçekten çok garip.

İslamcılar toplumun kıymet verdiği değerler üzerinde siyaset yapma kolaycılığından da alışkanlığından da bir türlü vazgeçmiyorlar. 

İşsizliği, yoksulluğu, adaletsizliği yani ülkenin içinde bulunduğu durumu konu eden bir miting yerine Kudüs konulu bir miting düzenlemek İslamcı siyasetin bilinen bir alışkanlığıdır.

Fakat CHP ve İyi Parti gibi diğer muhalefet partilerinin de bu istismarın bir parçası olması hakikaten anlaşılır gibi değil.

Kemal Kılıçdaroğlu muhtemelen muhafazakar kesim ile sıcak bir diyalog kurmak, onlarla partisi arasındaki mesafeyi azaltmak gibi iyi niyetle bu mitinge katılıyor.

Fakat bir taraftan ülkedeki inanç istismarından şikayet etmek diğer taraftan da bu istismar siyasetinin bir parçası olmak pek sağlıklı bir yaklaşım değil.

Birçok yazımda söyledim, yeri gelmişken tekrar edeyim: CHP muhafazakar toplum kesimiyle barışmak, onlarla diyalog kurmak istiyorsa toplumun bütününe güven verecek politikalara öncelik vermesi, ülkeyi demokratik bir kültürle yönetebilecek bir yapıya kavuşturması ve sadece muhafazakarları değil bütün toplumu buna ikna etmesi gerekiyor.

Dahası dürüstlük, eşitlik, adalet, demokrasi, özgürlük, liyakat gibi değerleri, uygulamaları ile içselleştirdiğini göstermesi gerekiyor. 

Yani CHP’nin muhafazakar toplum kesimi ile diyalog kurması için dindar olması veyahut dindarmış gibi davranması değil, demokrat olması gerekiyor.

İslamcı siyasetin yanında yol arkadaşı olması değil, o toplum kesimine ulaşabilecek üslup değişikliği yapması gerekiyor. 

Partide ve tabanda ciddi bir dönüşüm geçirmesi gerekiyor. 

Bütün bunları yapmayıp veyahut bu konuda yeterince mesafe alamayıp İslamcı siyasetin istismar siyasetinde yol arkadaşlığı yapmak hem kendini hem de ülkeyi oyalamaktan başka bir şey değil.

Tekrar edeyim: Kudüs elbette önemli bir konu.

Kudüs için bir etkimiz, bir yararımız olacaksa öncelikle Türkiye’nin ayakta kalması gerekiyor.

Sözünün ağırlığı olması gerekiyor.

Dünyada söz dinlenir bir ülke haline gelmesi gerekiyor.

Sözü dinlenir, güçlü bir Türkiye olmak için de toplumsal barışını koruması, adaleti tesis etmesi, demokrasini güçlendirmesi,  laikliğe işlerlik kazandırması, liyakati esas alması, ekonomisini güçlendirmesi yani öncelikle kendi sorunlarını çözmesi gerekiyor.

Ülke ciddi bir yıkımla karşı karşıyayken, dünyada sözünün en küçük bir ağırlığı kalmamışken, insanlara ‘mitinge gelin Kudüs için bağıralım’ demek istismar siyasetine teslim olmaktır. 

Dahası ülkemizi dünya nezdinde komik duruma düşürmektir. 

İsrail gibi ülkelerin pervasızlığı karşısında etkisiz, bağıran, çağıran, slogan atan sonra da dağılan sefil bir ülke durumuna düşürmektir. 

Her alanda pervasızca sürdürülen istismar siyaseti ülkemizi bu hale getirdi. 

İslamcı siyaset tarzını benimsemiş partilerin bugüne kadar uyguladığı, dışarıyı içeriden daha önemli gören politikalarının ülkeye tek bir yararını görmedik.  

CHP değişecekse İslamcı siyasetin tarzının bir parçası olma yönünde değil, demokrat, özgürlükçü ve ülkeyi yönetebilir olduğunu gösterecek türden bir değişimi amaçlamalıdır.

Muhalefet alternatif olmak istiyorsa Erdoğan’dan rol çalıp Kudüs gibi istismara açık konular için değil, toplumu kasıp kavuran, ülkeyi yıkıma sürükleyen yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, adaletsizlik gibi konular için miting düzenlemelidir.

Kendi ülkesini dert etmeyen, kendi ülke sorunları için bir çıkış yaratamayanlar başka bir ülkedeki yaraya da merhem olamazlar.  

  • Abone ol