1930’lu yıllarda diktatörlük rüzgarının estiği Avrupa’da demokrasilerini kurtarmayı başaran iki ülke var. 

Bunlarda biri Belçika bir diğeri ise Finlandiya.

Finlandiya’da, 1929 yılında Lapua Hareketi iktidara geliyor.

İlk önce komünistlere siyaset yasağı getirme amaçlı adımı atıyor ve muhalefetten de bu anlamda destek görüyor.

Ayağı iyice yer eden faşist Lapua Hareketi, İtalya’nın faşist lideri Mussolini’ye özenerek ülkede geniş katılımlı bir yürüyüş düzenliyor ve bu sefer de Sosyal Demokrat Parti’yi hedef alıyor. 

Bu yürüyüşte, isteklerinin kabul edilmemesi halinde şiddete başvuracaklarını ilan ediyor. 

Sonrasında Lapua Hareketi’ne bağlı çeteler; sendikacı, siyasetçi, sivil toplumcu bine yakın kişiyi kaçırıyorlar.

Durumun giderek kontrolden çıktığını, ülkede faşist bir diktatörlük kurulduğunu fark eden Finlandiya muhalefet partileri ilginç bir yöntemle bir araya geliyorlar.

Muhalefete mensup farklı partilerden siyasetçiler partilerinden istifa ederek Yasallık Hareketi’ni kuruyorlar.

Hareketin tek bir amacı var: Demokrasiye yeniden işlerlik kazandırmak. 

Yasallık Hareketi, muhalefetin birlik olmasının ortaya çıkardığı heyecan, birlikteliğin yarattığı etki ve arkasına aldığı toplumsal destekle iktidarı erken seçime zorluyor.

Yapılan ilk seçimi kazanan Yasallık Hareketi bu yöntemle Finlandiya’nın demokrasisini kurtarıyor.

Peki benzer bir model Türkiye’de de uygulanabilir mi? 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Türkiye’nin bir demokrasi cephesine ihtiyacı olduğunu söylemişti.

Fakat bütün bu çağrılar partilerden somut bir adım gelmediği için hep sözde kalıyor. 

Bunda kuşkusuz farklı partilerin bir araya gelmesindeki zorluğun, muhalefete mensup partilerin kendi aralarındaki farklılıkları tartışma konusu yapmalarının büyük etkisi var.

Nasıl bir araya gelinecek? Demokrasi cephesi tam olarak nasıl oluşturulacak? Partiler teknik olarak bu birlikteliğe nasıl katılacak ve bu birliktelik hangi temel ilkeler etrafında sağlanacak? 

Bütün bu sorulara sağlıklı bir cevap bulanamadığı için ne yazık ki somut bir adım da atılamıyor.  

Finlandiya modelini okuduğumda benzer bir yöntemin Türkiye’de de uygulanabileceğini düşündüm.

“Kolay değil” dediğinizi duyar gibiyim.

Hiçbir şeyin kolay olmadığının ben de farkındayım.

Ama ülkenin içinde bulunduğu durum artık muhalefetin genel geçer siyaset anlayışından sıyrılıp imkansızı başarmasını mecbur kılıyor. 

Çünkü siyasetin zemini iktidar tarafından yok edilmiş, demokrasi, hukuk bütünüyle rafa kaldırılmış, ülkede tek adam rejimi kurulmuşken dahası rejim değişikliği sonucunda tek başına bir partinin herhangi bir varlık gösteremeyeceği ortadayken oy hesabı yapmak, her şey normalmiş, ülkede siyaset yapılabilirmiş gibi davranmak anlaşılır bir tutum değil. 

Hal buyken muhalefet partilerinin farklılıklarını bir tarafa bırakıp en temel ilkeler etrafında bir araya gelmesi ve ülkeyi sıkıştığı bu açmazdan çıkaracak ortak bir politika izlemeleri gerekiyor.

Birliktelikten başka bir yol yok. Aksi takdirde ülke büyük bir yıkıma sürüklenecek ve durum daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak.  

Peki bu model Türkiye’de nasıl uygulanır?

Adı ister Demokrasi Hareketi olsun ister Çıkış Hareketi.

Bir hareket kurulacak, bütün muhalefet partilerinden kimi siyasetçiler partilerinden istifa edip bu harekete katılacak.

Sadece siyasetçiler değil, toplumun bütün kesimlerinden gençlerin ve kadınların da aktif olarak görev alabileceği bir yapıya dönüştürülecek. 

Hareketin başına da bütün muhalefet partilerinin onay verdiği, sıcak baktığı bir isim getirilecek.

Hangi değerler etrafında bir araya gelinecek?

Muhalefet partilerinin parti programlarını incelediğimizde ve söylemlerine baktığımızda şu değerler etrafında bir araya gelmeleri mümkün.

1 – Çoğulcu demokrasi

2 – Yasama ve yürütmenin ayrı olduğu, denge denetlemenin sağlandığı güçlü bir parlamenter sistem

3 – Bağımsız ve tarafsız yargı 

4 – Özgürlükçü laiklik

Bu dört madde dışındaki bütün farklı tartışma konuları, öncelikler geçiş sürecinde rafa kaldırılacak ve tartışma konusu yapılmayacak. 

Böyle bir hareketin nasıl bir yararı olur?

Muhalefetin mevcut iktidar karşısında etkili olamamasının en temel nedenlerinden biri her partinin önceliğinin farklı olması ve bu farklılıklarının iktidar tarafından bir çatışma unsuru olarak kullanılması.

Bir hareket çatısı altında toplanmak, iktidarın sıklıkla kullandığı farklılıkları çatışmaya dönüştürme politikasını etkisizleştirecek. 

Hem toplumsal bir birliktelik oluşacak hem de amaç ve duygu birliği sağlanacak. 

Verilen mücadelenin filan partinin, falan toplum kesiminin iktidar mücadelesi değil, hep birlikte verilen bir demokrasi mücadelesi olduğu topluma gösterilmiş olacak.

Partilisi, partisizi muhalefet arasındaki dağınıklık, kopukluk giderilmiş olacak. 

Diğer taraftan muhalefette üslup ve yöntem birliği sağlanmış olacak.

Biz ve onlar, sen-ben ayrımını ortadan kaldıracak; demokrasiden, hukuktan, adaletten yana olanlar ve otoriter yönetimden yana olanlar diye ülkede belirgin ve tek bir ayrım oluşacak.

Hareketin merkezinden üretilen bütün materyallerin ve dokümanların topluma ulaştırılmasında bütün partilerin taraftarları, mensupları, seçmenleri aktif rol alabilecek. 

Hepsinden önemlisi de dindar-ateist, başı açık-başı kapalı, Alevi-Sünni ve bütün farklı kimliklerden insanların ülkeleri için aynı amaç uğruna bir çatı altında toplanmasını sağlayacak. 

Demokratik, barışçı, iktidarı zorlayıcı ortak bir politika, yöntem oluşmasını kolaylaştıracak. 

İktidar böyle bir hareket karşısında nasıl bir politika izler?

Kişisel kanaatim bu saatten sonra iktidarın ne dediğinin, ne yapacağının bir kıymeti yok.

İktidarın alacağı muhtemel tavra göre politika belirleme zayıflığından kurtulmak gerekiyor.

İktidarın hareket aleyhine yapacağı anti propagandanın, şeytanlaştırma politikalarının oluşacak heyecan dalgası nedeniyle toplumda etki etmeyeceğini düşünüyorum.

Peki muhalefet böyle bir hareket kurabilir mi? 

Kurmak zorundalar. Bu birlikteliği oluşturmak zorundalar. Risk almalılar.  

Kararlı, dirayetli, cesur politikalara yönelmeliler. 

Kendi parti çıkarlarından vazgeçtiklerini ülke için bir araya geldiklerini topluma göstermeliler. 

Çünkü ülke nefes alamaz hale geldi. Her alanda ciddi bir tahribat ve çürüme var. Ölüm listelerinin TV ekranlarından ilan edildiği, kurumların bir kişiye göre tavır belirlediği, demokrasinin son nefesini verdiği, hukukun rafa kaldırıldığı nihayetinde milyonlarca insanın yoksulluğun pençesinde kıvrandığı bir tablo var.

Bu tabloya daha fazla seyirci kalamazlar, kalmamalılar.

Aksi takdirde geç olacak, giderek bu birlikteliği oluşturmanın zemini de bütünüyle kaybolacak. 

  • Abone ol