• 11.10.2020 00:00
  • (806)

  Kars’ın HDP’li belediye başkanı Ayhan Bilgen daha önce tutuklandığı, Anayasa Mahkemesi’nin bu tutuklamanın haksız olduğuna hükmedip devleti tazminat ödemeye mahkum ettiği bir olaydan dolayı tekrar gözaltına alındığında sosyal medya hesabından yayınladığı mesajda mealen “Demokrasicilik oynayacak yaşı çoktan geçtim, tutuklansam da tutuklanmasam da istifa edeceğim” diyerek iktidara rest çekti. 

İktidar da Ayhan Bilgen’in restini görerek istifa etmesine fırsat tanımadan HDP’li meclis üyelerini de gözaltına alarak belediyeye kayyum atadı.

Esasında bu olay sadece Kars belediyesine kayyum atama meselesi değil.

Bu olay Anayasa Mahkemesi’nin bile hiçe sayıldığı, yargının artık başka bir yargı kurumunu da yargıladığı dahası demokrasiyi, hukuku bütünüyle ortadan kaldırmış iktidarın artık bu tür eylemlerine kılıf uydurma ihtiyacı duymayacak kadar pervasızlaştığını da gösteriyor. 

Ayhan Bilgen demokrasicilik oynamayı reddetti ama muhalefet bu oyunu sürdürmekten bir türlü vazgeçmiyor.

Son cumhurbaşkanlığı seçiminden bugüne kadar iktidarın getirdiği demokrasiyi ve hukuku biraz daha zayıflatan tek bir yasayı bile engelleyemedikleri halde Meclis’te durmaya devam ediyorlar.

Hiçbir etkileri olmadığı halde RTÜK gibi anayasal kurum olma vasfını kaybetmiş kurumlarda kalmaya devam ederek iktidara meşruiyet kazandırmaktan vazgeçmiyorlar.

Olup biteni ‘yargı darbesi’, ‘irade gaspı’, ‘hukuk garabeti’ gibi gelinen durumda anlamsızlaşmış sözlerle kınamak dışında dişe dokunur tek bir şey yapmıyorlar.

İktidarın yaptığı her şey ne yazık ki yanına kar kalıyor.

Rejim değişmiş, demokrasi, hukuk, özgürlükler bütünüyle rafa kaldırılmış, demokratik zeminde siyaset yapmanın önü tıkanmış, anayasal kurumlar etkisiz hale getirilmiş, son kalan kurumlardan Anayasa Mahkemesi bile iktidar mensuplarınca alenen hedef haline getirilmişken, muhalefet olup biteni kınamak, eleştirmek ve sandığı beklemek şeklindeki eski tarz siyaset anlayışından bir türlü vazgeçmiyor.

Hal buyken muhalefetin, demokrasi varmış, hukuk işliyormuş, bağımsız yargı diye bir kurum kalmış gibi adeta demokrasicilik oyununa devam etmesi iktidarın bütün yapıp ettiklerine de meşruiyet kazandırmaktan başka bir anlam taşımıyor. 

Ülke bu haldeyken, muhalefetin topluma söylediği tek şey: “İlk seçimde gidecekler.”

Otoriter yönetimler topluma hayal satarak varlıklarını sürdürürler.

İktidar “Büyük devlet oluyoruz”, “Uçan araba yapıyoruz”, “Yeniden imparatorluk yürüyüşü başlatıyoruz” gibi gerçekçi olmayan vaatlerle topluma hayal satıyor ve ne yazık ki bunda da başarılı oluyor. 

İktidar hayal satarak varlığını sürdürürken muhalefet de umut satarak varlığını sürdürme çabasında. 

Topluma umut vermek ile umut pazarlamak arasında çok ince bir çizgi var.

Yıllardır hiçbir sonuç getirmediği ortada olan bir muhalefet anlayışını sürdürüp esaslı bir tavır, politika ortaya koymadan “İlk seçimde gidecekler” demek topluma umut vermek değil umut pazarlamaktır, dahası umut tacirliği yapmaktır.

İktidardan daha inandırıcı bir gelecek hayali ortaya koymadan, gidişatı durduracak bir politika geliştirmeden, iktidarın karşısında dalgakıran işlevi görecek bir muhalefet birlikteliği sağlamadan, toplumun bütününü bu hayalin bir parçası yapmadan “İlk seçimlerde gidecekler” demek umut vermek değil, açıkça yalan söylemek dahası toplumu oyalayarak iktidarın rejimi kurumsallaştırmasında mesafe kat etmesine göz yummaktır.    

Hukukun olmadığı ülkelerde sandık güvenliği sağlanamaz. 

Bağımsız medyanın, asgari anayasal kurumların olmadığı ülkelerde demokratik bir seçimden bahsedilemez.

Durum bu kadar netken topluma tek hedef olarak muhtemel bir seçimi gösterip ve o seçimde iktidarın gideceğini söylemek umut vermek değil, esas yapılması gerekeni yapmayıp toplumu oyalamaktır. 

“Her şey güzel olacak” diyerek toplumdaki umudu yükseltip o günden bugüne o umudu diri tutacak, yükseltecek, hiçbir şey yapmadan yan gelip yatmak umut vermek değil, kişisel çıkar için toplumun umudunu dönemsel olarak sömürmektir. 

“İlk seçimde gidecekler” sözünün tek sorunu umudu sömürmesi meselesi değil.

Asıl sorun bütün anketler bize gösteriyor ki bu söz gerçekçi, sağlam bir veriye dayanmıyor.

Metropoll, AREA ve İstanbul Ekonomik Araştırma şirketlerinin son anketleri bize gösteriyor ki cumhur ittifakının oy oranı kararsızlar dağıtılmadan yüzde 40-42 bandındayken millet ittifakının yani muhalefet partilerinin kararsızlar dağıtılmadan önceki toplam oy oranı yüzde 40-41 bandında.

Bütün anket şirketlerinin bulduğu oranlar birbirine çok yakın. 

Bu kadar yakın olması ayrı bir sorun, millet ittifakı içinde henüz tam bir birliktelik sağlanmamış olması ayrı bir sorun. 

Millet ittifakı içindeki ayrılıkları, çatışmaları giderecek bir tutum takınılmadan, toplumsal anlamda bir birliktelik için en küçük çaba gösterilmeden “İlk seçimde gidecekler” demek kusura bakmayın ama hayal görmektir.   

Hukukun, demokratik meşruiyetin olmadığı, sandık güvenliğinin sağlanmadığı bir ortamda yapılacak seçim sadece Erdoğan için değil, diğer tüm siyasi aktörler için de son seçim olma özelliği taşıyor.

Eğer olacaksa bu son seçimde ya Erdoğan kaybedecek ya da bütün muhalif aktörler tasfiye olacak. 

Çünkü Erdoğan’ın kazanması durumunda ülkedeki tahribatın kalıcı hale geleceği ve bunun toplumda oluşturacağı öfkeden bütün siyasi aktörlerin payını alacağını ve mevcut muhalif aktörlerin hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edemeyeceklerini görmek için kahin olmaya gerek yok. 

Muhalefet partileri Türkiye için risk alıp farklı bir muhalefet anlayışı benimsemiyorlarsa bile en azından kendi geleceklerini kurtarmak için, Erdoğan’ın kazanması durumunda toplum içine çıkmalarını engelleyecek o toplumsal öfkeden kurtulmak için politika, tavır, tutum belirlemeleri gerektiğini yani sahici bir şeyler yapmak zorunda olduklarını umarım görürler. 

Peki muhalefet ne yapmalı?

Bu sorunun cevabını merak ediyorsanız köşe komşum sevgili Murat Sevinç’in Demokrat Parti’nin ilk kurulduğu dönemde demokrasicilik oyununu oynamayıp nasıl bir muhalefet yaptığını, iktidardaki CHP’ye partili cumhurbaşkanı gibi konularda nasıl geri adım attırdığını anlattığı ‘Demokrat Parti 1947’de demokrasicilik oynamayı nasıl ve neden terk etmişti?’ başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ediyorum.