• 19.04.2021 22:26
  • (165)

Muhalefetin tavrı, politikaları konusunda farklı görüşler ve yaklaşımlar var. 

“Etkili bir politika üretmeliler, caydırıcı bir yaklaşım, tutum benimsemeliler, toplumsal muhalefeti de örgütleyerek bir demokrasi cephesi oluşturmalılar ve iktidarı erken bir seçime zorlamalılar” diyenler ve muhalefeti genel olarak yetersiz ve etkisiz bulanlar var. 

Bir de “İktidar ülkeyi yönetemiyor, ekonomi çöküyor, toplum durumun vahametinin farkına varıyor, zaten muhalefetin de bu ortamda yapacak fazla bir şeyi yok, en iyisi iktidarın eline koz vermeden yani iktidarın gerginlik politikasına zemin hazırlamadan seçimi beklemek” görüşünü benimseyenler ve genel olarak muhalefetin başarılı olduğunu ya da doğru strateji uyguladığını düşünenler var. 

Sanırım muhalefet partileri de ikinci görüşü benimsemiş.

Yani iktidarın yıkıcı politikalarını engelleme, toplumsal muhalefeti örgütleyip iktidarın karşısına dikme ve iktidarı bir erken seçime zorlama taktiği yerine olaysız, kazasız -iktidarın eline koz vermemeden- zamanında yapılacak seçimi kazanmak. 

Ben genel olarak birinci görüşü, yaklaşımı daha doğru buluyorum.

Çünkü otoriter yönetimin ülkeye çok ciddi zarar verdiğini, kurumların ciddi anlamda tahrip edildiğini, ekonomik olarak ülkenin uzun yıllar belini doğrultamayacak bir noktaya sürüklendiğini, toplumsal çürümenin süratle yaygınlaştığını, dahası otoriter yönetimin her geçen gün biraz daha kurumsallaştığını, bu nedenle demokratik meşruiyeti olan bir seçimin giderek daha da imkansız hale geldiğini düşünüyorum. Bu yüzden bana göre muhalefetin, gidişatı durdurucu ve iktidarı erken bir seçime zorlayıcı etkili bir politika üretmesi daha doğru bir strateji.

Fakat diyelim ki benim gibi düşünenler yanılıyor.

Yani seçimi beklemenin ve ilk seçimde iktidarı alaşağı etmeyi ummanın doğru bir strateji olduğunu varsayalım.

Peki bu durumda muhalefetin seçime ciddi bir hazırlık yapması gerekiyor değil mi?

“Seçime daha çok var” dediğinizi duyar gibiyim.

Bana kalırsa iki yıl çok uzun zaman değil.

Kaldı ki hem CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hem de İYİ Parti lideri Meral Akşener bu yıl bir erken seçim bekliyorlar.

Yani muhalefet liderlerine göre önümüzdeki üç beş ay içerisinde erken seçim ihtimali yüksek.

Bu durumda seçime yönelik hazırlık daha da önem kazanıyor.

Peki böyle bir hazırlıktan bahsedebilir miyiz?

Ne yazık ki buna “Evet” diyecek durumda değiliz, çünkü belirgin bir hazırlık görmüyoruz. 

Seçime hazırlık derken herkesin aklına sandık güvenliği, oy pusulası meselesi, seçim sonuçlarını sağlama alma gibi konular geliyor.

Elbette bunlar da çok önemli. Bunlar için de çok ciddi hazırlıklar gerekiyor. 

Çünkü Türkiye genelinde sandık güvenliğini sağlamak bir şehirde sandık güvenliğini sağlamak kadar kolay değil. 

Bu nedenle bu konu için bile bütün partilerin işbirliğine ihtiyaç var. 

Fakat bana kalırsa hazırlık yapılması gereken daha önemli bir konu var: Farklı seçmen/toplum kesimlerini bir amaç etrafında toplamak. 

Yani toplumda zihinsel bir birliktelik sağlamak. 

Muhalif partilerin ve aktörlerin bu konuda bir çabası, hazırlığı olmadığı gibi tam tersine zaman zaman bu ayrılığı daha da büyütecek söz ve davranışlardan da pek kaçınmıyorlar. 

Bir tarafta öncelikleri farklı olan CHP seçmeni, diğer tarafta hassasiyetleri farklı konularda yüksek olan İYİ Parti seçmeni, bir başka tarafta HDP seçmeni, diğer tarafta Deva, Gelecek ve Saadet Partisi gibi farklı hassasiyetleri, öncelikleri olan partiler ve tabanları var.

İlk seçimde bütün bu parti seçmenlerinin tek bir aday etrafında kendiliklerinden toplanacaklarını düşünmek bana pek doğru gelmiyor.  

Genel olarak herkes sihirbaz bir aday arayışında.

Bir isim bulalım, aday yapalım ve farklı parti seçmenleri bütün farklılıklarını, hassasiyetlerini bir tarafa bırakıp o kişiye oy versin biz de seçimi kazanalım yaklaşımı hakim. 

Böyle bir ismin olmadığını dahası bulmanın da kolay olmadığını hepimiz biliyoruz.

Muhalif bloktaki sorun sadece İYİ Parti ile HDP seçmeninin bir adayda toplanıp toplanmayacağı meselesi değil. 

Çünkü aday CHP’li olduğunda ona oy vermekten imtina edecek muhalif toplum kesimi olduğu gibi AK Parti seçmeninden de oy alabilecek muhafazakarlara sıcak gelen bir isim olması durumunda ona da oy vermekten imtina edecek toplum kesimleri var.

Her parti seçmeni için benzer bir sorun var.

Bana kalırsa seçime hazırlık en çok da bu alanda yapılması gerekiyor.

Yani altı benzemez parti seçmeninin zihinsel olarak bir amaç etrafında toparlanması gerekiyor.

Durumun vahametini anlatıp, demokrasi için, adalet için, ekonomik çöküşün kalıcı hale gelmesini engellemek için farklılıklarımızı, hassasiyetlerimizi, önceliklerimizi bir süreliğine bir tarafa bırakmamız gerektiğini topluma anlatacak söz ve yaklaşımlara ihtiyaç var.

Dahası bu seçimin filan partinin iktidar olması ya da falan toplum kesiminin ülke yönetimine gelmesi meselesi olmadığını, ülkeyi yıkıma sürükleyen ‘tek adam rejimi’nden kurtulmak için kader ortaklığı olduğunu, hepimizin birbirimize muhtaç olduğumuzu o nedenle filanla bir araya gelmek, falanla aynı yerde olmam gibi yaklaşımların iktidarın değirmenine su taşımak anlamına geleceğini topluma anlatmak ve bu zihinsel dönüşümü sağlamak gerekiyor.

Çünkü bu seçim ‘CHP mi Ak Parti mi?’ yarışına dönüşürse AK Parti kazanıyor.

Veyahut ‘AK Parti mi İyi Parti mi?‘ yarışı olursa yine benzer bir sonuç çıkıyor.

Sonucun böyle olacağı bilinen bir gerçek, kaldı ki anketler de bunu söylüyor zaten. 

Ama bu seçim ‘Demokrasi mi otoriterlik mi?’ seçimine dönüşürse yine bütün anketler bize gösteriyor ki demokrasi diyenler çoğunlukta. 

Yani seçmenin bu amaç birlikteliğine hazırlanması gerektiğinden bahsediyorum. 

Mesela DEVA, Gelecek, Saadet gibi parti seçmenlerini muhtemel bir CHP’li adaya hazırlamak gerektiği gibi CHP seçmenini de muhtemel bir muhafazakar kökenli adaya hazırlamak gerekiyor.

HDP seçmeninin ikna edilmesi gerektiği gibi İYİ Parti seçmeninin de zihinsel dönüşümünün sağlanması gerekiyor.

Yani bana kalırsa muhalefetin en öncelikli meselesi kendi arasında bir birlik oluşturmadan önce toplumdaki zihinsel birlikteliği sağlamaları. 

Yani dönüştürücü liderliğe ihtiyaç var. 

Bunun için de önce değerler çerçevesinden belirlenmiş, herkese sıcak gelecek bir amaç ve yaklaşım ortaya konulması gerekiyor. 

Muhalefetten bu konuda en küçük bir çaba da hazırlık da göremiyoruz ne yazık ki.

Ve bu konunun önemsenmiyor oluşu bana çok tuhaf geliyor.

Hele bütün stratejisini muhtemel bir seçime endekslemiş muhalefetin meselenin bu kısmıyla hiç ilgilenmiyor olması gerçekten de anlaşılır gibi değil.

Sanırım muhalefet toplumdaki Erdoğan karşıtlığının bu birlikteliği kendiliğinden sağlayacağını düşünüyor.

Bana kalırsa fena halde yanılıyor.

Nasıl ki güçlü Erdoğan karşıtlığına rağmen Abdullah Gül gibi Ali Babacan gibi Muhafazakar kökenli isimlere asla sıcak bakmayan toplum kesimleri varsa muhtemel bir CHP’li adaya da asla sıcak bakmayacak, sandığa gitmemeyi kendince bir yol görecek AK Parti karşıtı muhafazakar-muhalif seçmen kitlesinin olduğunun hesaba katılması gerekiyor.

Aynı şey İYİ Parti ve HDP seçmeni için de geçerli.

Bu birlikteliğe olan mecburiyet şimdiden anlatılmazsa, toplumdaki bu zihinsel dönüşüm, bu aciliyet duygusu sağlanmazsa muhtemel bir seçimde adayı ‘öteki’ gören ya da beğenmeyen muhalif seçmen çareyi sandığa gitmemekte bulacak ki her şey tamam olsa bile bu durum muhalefetin kaybetmesinin en büyük nedeni olabilir.

Dünyadaki otoriter yönetimler benzer tecrübelerle dolu.

Toplumsal birliktelik sağlanmadığı için seçimlere katılım düşük oluyor ve bu durum mevcut liderin avantajına oluyor. 

Yani demem o ki muhalefet eğer seçimi beklemeyi bir strateji olarak görüyorsa bari o stratejiye uygun söz ve yaklaşımlara, politikalara öncelik vermeli.

Aksi takdir de bir stratejiden bahsedemeyiz.

Yanılıyor muyum?