• 4.08.2021 06:43
  • (243)

Bu ülkenin geçmişinde inanç, mezhep, kimlik eksenli saldırı, katliam, vahşet var mı? Elbette var.

6-7 Eylül olayları, Çorum, Maraş, Sivas katliamları ve daha niceleri.

Bugün benzer bir olay olduğunda da kolaylıkla “Hayır bu bir ırkçı saldırı değildir” diyemeyeceğimiz kadar çok acı yaşadık bu topraklarda.

Bugün de benzerlerini yaşıyoruz, yaşayabiliriz de.

Çünkü siyasetin zehirli dili, yaydığı düşmanlık, nefret, iktidarların ötekileştirerek varlığını sürdürme politikaları… Tüm bunların toplumu zehirlediğini, dahası bu tür saldırıları teşvik ettiğini, cesaretlendirdiğini görmemek için sanırım kör olmak gerekiyor.

Peki Konya’da bir aileden yedi kişinin katledilmesi bir ırkçı saldırı mıdır?

Olabilir, hatta olmasına değil, olmamasına şaşardım. 

Çünkü iktidarların onlarca yıldır bıkıp usanmadan toplumun üzerine boca ettiği bunca zehre rağmen daha büyük felaketler yaşamadığımıza şükrediyorum. 

“Olabilir” diyorum çünkü bu konuda henüz net, somut bir veri yok elimizde. Bu iki aile arasındaki kavganın asıl nedeni tam olarak nedir? Bunu bilmiyoruz. 

Diğer taraftan “Hayır bu bir ırkçı saldırı değildir” diyenlerin de bazı şeylerin üstünü örtme alışkanlığıyla veyahut  kendince nefretin yaygınlaşmasını önlemek amacıyla katliamı hafifleştirdiğini düşünüyorum.

Bu tür haberlere kendi adıma temkinli yaklaşıyorum. Çünkü daha önceki tecrübelerim durum tam olarak netleşene kadar bu tür olaylara dikkatli yaklaşmayı öğretti bana.

Geçtiğimiz aylarda Sakarya’da bir gencin Kürt olduğu için sokakta öldürüldüğü haberi düştü medyaya. 

Kınamalar, tepkiler, hakaretler… Irkçılığa tepki gösterelim derken farkında olmadan nefretin biraz daha yaygınlaşmasına aracılık edildi ne yazık ki. 

Ne yazık ki diyorum çünkü babasının yaptığı açıklamayla çocuğun ezan okunurken yüksek müzik açan gençlere itiraz ettiği için o vahşiler tarafından öldürüldüğünü anladık. 

Yani Kürt olduğu için değil, arabadan yüksek sesle yapılan müziğe itiraz ettiği için öldürülmüştü.

Çok kıymet verdiğim bir HDP’li vekili arayıp olayı ona sorduğumda “Evet biz de ilk önce öyle sandık ama çocuğun babasıyla konuştum, öyle değilmiş” demesiyle sosyal medyada olaya tepki amacıyla edilen sözlerin, ortaya koyulan yaklaşımların olayın kendisinden daha fazla nefret yaydığını, barış ortamına daha fazla zarar verdiğini fark ettim. 

Olayın gerçek nedeni ortaya çıktığı halde kimse çıkıp özür dilemedi, “Yanlış anladık, kusura bakmayın” da demedi.

Evet ülke olarak zor bir dönemdeyiz.

Bölmeyi, düşmanlaştırmayı, toplumu ırkçılık gibi hastalıklarla kontrol etmeyi kendi varlığı için tek yol gören bir siyaset anlayışı var.

Bu nedenle bu tür olaylar kaçınılmaz olarak yaşanıyor.

Fakat bunu, bütün toplum böyle düşünüyormuş, her yerde Kürt düşmanlığı kol geziyormuş, toplumun tamamı benzer haldeymiş gibi görmek, göstermek bana göre epey sorunlu bir yaklaşım. 

Niyet bu olmasa da verilen tepkilerin biçiminin, sorunlu dilin durumu böyle gösterdiğini düşünüyorum. 

Bu tür yaklaşımlar hem ülkede istenen barış ortamını sağlamaya dönük çabalara büyük zarar veriyor hem de Türkiye’nin her ilinde yaşayan Kürt vatandaşlarımızın hayatını biraz daha zorlaştırıyor.

Çünkü nefret dili nefreti körüklüyor.

Hele kimileri var ki olayın bir ırkçı saldırı olmama, başka nedenlerle oluşan husumetin neden olduğu bir saldırı olma ihtimalinden adeta ürküyor. 

Irkçı bir saldırı çıksa haklı olmanın hazzını yaşamak için yanıp tutuşuyorlar desem abartmış olmam. 

Bu tür saldırıların kesin olarak bir ırkçı saldırı olduğunu gösterecek somut bir veri, bilgi olmadan geçmişte yaşadıklarımıza ya da içinde bulunduğumuz atmosfere bakarak kolaylıkla ‘ırkçı saldırı’ deyip bu minvalde tepkiler göstermek ırkçılığa karşı olmak veyahut ırkçılıkla mücadele etmek değil, tam tersine bu ırkçılık hastalığını toplumun geneline yaymaktır.

Bazen üslup esastan önce gelir.

Kontrolsüz öfkenin, nefreti büyütmeye yarayacak tepkilerin, durumu genelleştirici söz ve yaklaşımların sorunu daha da büyüttüğünü görmemek ya sorumsuzluktur ya da kötü niyetliliktir. 

Ettiğimiz sözün, gösterdiğimiz tepkinin nereye gittiğini, tam olarak neye yaradığını, nasıl sonuçlar doğurduğunu dahası toplumdaki bu hastalıklı düşünceyi daha da körüklediğini göremeyecek kadar kör olamayız, olmamalıyız. 

Kimileri o kadar öfkeli ki “Durun bir dakika durumun iç yüzünü bir anlayalım” diyenlere bile saldırıyorlar. 

Nedir dertleri, tam olarak ne yapmak istiyorlar? anlaşılır gibi değil.

Tekrar edeyim: Bu tür olaylara tepki vermeyelim, hafife alalım, bu ülkede böyle şeyler olmaz diyenlerden değilim.

Olur, çok daha fazlası da olabilir.

Çünkü siyaset toplumu buna zorluyor.

Fakat tepki vermek ile nefreti yaymak arasındaki ince çizgiye dikkat etmek, olayın iç yüzünden emin olmak, verdiğimiz tepkilerle ırkçılık hastalığının bütün bir ülkeyi sardığı izlenimini yaratmamak da gerekiyor.

Kimileri bu anlayışın bütün ülkeyi sardığını düşünebilir ama öyle değil.

Çünkü 86 milyonluk ülkede her şehirde milyonlarca ailenin barış içinde yaşadığını, bu tür olayların milyonda bir iki olduğunu biliyoruz. 

Diğer taraftan bu tür bir izlenim yaratmanın, yani bu tür saldırıları bütün topluma mal etmenin karşı nefreti daha da körükleyeceğini, bunun da farklı illerde yaşayan milyonlarca Kürt vatandaşımızın hayatını daha da zorlaştıracağını bilmemiz, görmemiz gerekiyor.

Gözü dönmüş iktidarlara rağmen, içimizdeki akılsız siyasetçilere rağmen, kendi çıkarları için ülkemizi ateşe atan ihtiras, güç budalalarına rağmen barışımıza, birlikteliğimize, bütünlüğümüze, eşit vatandaşlar olarak huzur içinde yaşama irademize sahip çıkmamız gerekiyor.

Bu, bir kişinin, onun ya da şunun değil, hepimizin görevi. 

Bunun için her zamandan daha fazla dikkatli olmak zorundayız.

Kimliğimizle, inancımızla, yaşam tarzımızla, mezhebimizle bütün farklılıklarımızla bir arada yaşama iradesini ortaya koymak ve bunu gerçekleştirmek için öfke, nefret gibi duygularla değil akılla hareket etmek zorunda olduğumuz gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. 

Evet canımız yanıyor, evet öfkemiz büyük, evet çaresizlik duygusu hepimizi kavuruyor, bütün bunlara rağmen aklı selimi korumak, istediğimiz sonucu almamızı da kolaylaştıracaktır.

Aksi durumda sadece istemediğimiz durumun büyümesine istemeden de olsa katkı vermiş olacağız.