• 20.08.2021 06:23

Asıl okumasını istediğim kimselerin dikkatini çekmek için yazıma böyle provokatif bir başlık attığımı itiraf etmeliyim.

Çünkü aday tartışmalarının ülkedeki olup bitenin ciddiyetle kavranmasını engellediğini, asıl yapılması gerekene odaklanmak yerine isimler üzerinden dedikodu çevirmenin mevcut durumu meşrulaştırdığını düşünüyorum.

Ülkede her alanda büyük bir tahribat yaşanıyor.

Bu tahribat nasıl durdurulacak? İktidarın yarattığı devasa sorunların üstesinden hangi yolla gelinecek? Bunu dert etmek, bunun üzerine kafa yormak yerine kimin aday olacağını tartışmak, bana göre ülkeyi zerre kadar dert etmemektir.

Dahası toplumda oluşan Erdoğan karşıtlığını kendi hanesine yazma, yazdırma gayretidir.

Mesela beka sorununa dönüşen bir mülteci akını var; bunu nasıl engelleyeceğiz ve nihayetinde nasıl çözeceğiz?

Ya da giderek artan, toplumun iliklerine kadar işleyen yoksulluk dalgası var, bununla ve neden olacağı çatışmalarla nasıl baş edeceğiz?

Veyahut her üç dört gençten biri işsiz, gençlerin ülkeye dair umudu kaybolmuş, korkunç bir umutsuzluk var; bu sorunu nasıl ve hangi yöntemlerle çözeceğiz?

Ya da kurumları, değerleri, gelenekleri, kuralları yerle bir edilmiş, parti devletine dönüştürülmüş bir devlet var; hukuk devletini yeniden nasıl, hangi formülle oluşturacağız?

Devasa bir yargı sorunumuz var, on binlerce parti militanı yargı mensubu yapıldı; hal buyken bağımsız yargı sorununu nasıl halledeceğiz?

Dış politikada büyük yaralar açıldı, açılıyor; kim, nasıl hangi anlayışla bütün bu yaraları iyileştirecek?

Laiklik ilkesi bütünüyle rafa kaldırıldı, inanç üzerinden siyaset artık nerdeyse normal karşılanır hale geldi, bunun neticesinde hem siyasette hem de toplumda giderek artan bir yozlaşma var; siyasette kalıcı hale gelen bu anlayışla kim, nasıl, hangi yolla, hangi formülle, hangi üslup ve yaklaşımla baş edecek?

Bu siyaset anlayışının neden olduğu yozlaşmayı, tahribatı nasıl durduracağız?

Ekonomide, eğitimde, toplumsal ilişkilerde ciddi sorunlar var.

Dahası yaşanan bunca tahribatın yanında iki yıl daha yaşanacak olanlar var.

Ama kimilerinin tek derdi, iki yıl sonraki bir seçimde kimin aday olacağı veyahut gönlündeki kişinin aday yapılıp yapılmaması.

Bütün derdimiz bu mudur yani?

Önümüzdeki iki yılda yaşanacaklar sizin de uykunuzu kaçırmıyor mu gerçekten?

Ya da seçimi bekliyoruz diyerek ülkemizin daha fazla tahrip olmasını engelleyici bir strateji oluşturmadan iki yıl daha bekler durumda olmak sizin de canınızı yakmıyor mu?

Böyle ağır bir tablo varken sorunu getirip kimin aday olacağına indirgemek, “Aday bizden olsun, benim gönlümdeki kişi olsun” tartışması sürdürmek size de hafiflik, ciddiyetsizlik, yüzeysellik olarak gelmiyor mu gerçekten?

Kaldı ki normal şartlarda seçime daha iki yıl var.

Seçim olacak mı, olmayacak mı, bunu henüz bilmiyoruz.

Çünkü tek derdi, amacı iktidarda kalmak olan bir iktidarın amacını gerçekleştirmek için bu iki yılda neler yapabileceğini, nasıl bir ortam oluşturacağını ve bu nedenle hangi şartlarda seçime gidileceğini bilmiyoruz.

Durum bu kadar vahimken, yani ülke olarak içinden çıkılması çok zor bir durumla karşı karşıyayken isimler üzerinden tartışma yapmak hakikaten yakışıksız bir durum.

Halbuki birinci önceliğimizin bu gidişatı durduracak bir yol aramak, buna kafa yormak olması gerekmiyor mu?

Asıl tartışmaları bu düzlemde sürdürmemiz daha yararlı, daha sahici olmaz mı? 

Bu tahribatın altından kalkabilmek için geniş toplumsal ittifaka ihtiyaç var; bunu oluşturmanın yolunu, yöntemini aramamız, bütün siyasi aktörleri buna zorlamamız, enerjimizi bunun için harcamamız gerekmiyor mu?

Böyle bir birliktelik sağlanmadan kimin aday olacağının nasıl bir anlamı olabilir ki?

Gönlümüzdeki kişi cumhurbaşkanı adayı olacak, ya sonra?

Mesele kimin aday olması, kimin kazanması değil, esas mesele bunca tahribatın altından hangi formülle, nasıl kalkılacağı meselesidir.

Asıl mesele en geniş anlamıyla bir birliktelik kurulmasıdır.

Çünkü ülkede öyle bir tahribat yaşandı, sorunlar öyle devasa hale geldi ki bütün bu yıkımın altından tek başına bir partinin ya da bir adayın kalkması bana göre mümkün değil.

Bu nedenle en geniş anlamıyla toplumsal birlikteliğe ihtiyaç var.

Hal buyken bunu tartışmak, konuşmak, yol, formül aramak, enerjimizi bu birlikteliği oluşturmaya harcamak yerine kurtarıcı bir adaya odaklanmak, ülkeyi düşünmek değil, ‘İktidarda biraz da biz olalım’ yaklaşımına teslim olmaktır.

Diğer taraftan belirlenecek adayın tek kriteri kazanabilir olması mıdır?

Sorunların üstesinden gelebilir mi? Toplumsal birlikteliği sağlayabilir mi? Kurumları çökmüş, mafyalaşmış bir devlet anlayışı karşısında yeterli dirayeti, cesareti, kararlılığı gösterebilir mi?

Bunlar dikkat etmemiz gereken özellikler değil mi?

Çünkü bu kararlılığı, dirayeti, cesareti gösterebilmesi için de arkasında güçlü bir toplumsal birlikteliğe ihtiyaç var.

Bu sağlanmadan kişilere kurtarıcı rolü yüklemek en hafif tabirle kolaya kaçmaktır.

Meseleyi kimin aday olacağına indirgemek, durumun vahametinin kavranmasını engellediği gibi muhalefette de gereksiz ayrışmalara, motivasyon kayıplarına ve sen ben kavgasına neden oluyor.

Biz biliyoruz ki muhalefetin ancak bir bütün olması halinde seçimi kazanma ihtimali var.

Hem siyasi aritmetik olarak hem de toplumsal birlikteliği sağlamak açısından bütün partilerin varlığına, desteğine, katılımına ihtiyaç var.

Aday tartışmalarının bu birlikteliği baltaladığını, mevcut liderler arasında anlamsız gerginliklere yol açtığını dahası muhalefette de sen ben çatışması yarattığını görmemiz gerekiyor.

Tekrar edeyim: Tek adam rejimi cumhuriyet tarihinin en ağır tahribatına neden oldu. Muhtemel bir seçime kadar da olmaya devam edecek.

Devasa sorunlarımız var. Bu sorunların altından tek başına bir partinin ya da bir kişinin kalkması neredeyse imkansız hale geldi.

Devlet vasfını kaybetmiş bir organizasyonu yeniden hukuk devletine dönüştürmek, kurumlara yeniden işlerlik kazandırmak için kişilerden çok toplumsal birlikteliğe ihtiyaç var.

Aday üzerinden yapılan tartışmalar hem bu durumun kavranmasını engelliyor hem de muhtemel birlikteliğe ciddi yara veriyor.

Günlerdir Afganistan’da gördüğümüz insanlık dramlarına üzülüyoruz.

Neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamamız için o görüntülerden ciddiyetle ders çıkarmamız gerekiyor.

Diyeceğim o ki Türkiye’nin yeni bir Atatürk’e değil her bir evladının Atatürk olmasına ihtiyacı var.