Millet ittifakında sorun mu var?

  • 7.11.2021 23:27

Suriye-Irak tezkeresine İYİ Parti’nin ‘Evet’ CHP’nin ise ‘Hayır’ oyu vermesi üzerine başlayan bir tartışma var. 

Kimilerine göre millet ittifakını oluşturan bu iki partinin tezkere oylamasında farklı davranmış olması ittifakta sorun yarattı.

“Millet ittifakı dağılıyor mu?” “Dış politikada bu kadar farklı düşünen iki parti ittifakı sürdürebilir hatta ülkeyi yönetebilir mi” gibi sorular üzerinden yürütülen bir tartışma.

Bana göre yanlış bir tartışma.

Çünkü millet ittifakının amacı Türkiye’yi birlikte yönetmekten daha çok ülkedeki tek adam rejiminin siyasette neden olduğu kilitlenmeyi açmak.

Yani tek adam rejimini değiştirmek, siyasetin zeminini yeniden kurmak, kurumlara işlerlik kazandırmak, kısaca Türkiye’yi normalleştirmek.

Bu nedenle her konuda aynı düşünmeleri gerekmiyor.

Bir anlamda zorunluluktan doğan bir ittifak bu.

Aynen cumhur ittifakını oluşturan AK Parti ve MHP’nin birbirine muhtaç olması gibi. 

Çünkü sistem değişmediği, siyasetin zemini yeniden kurulmadığı sürece mevcut partilerden hiç biri tek başına bir şey yapamıyor.

Yüzde 50+1 almadıktan sonra kaç oy aldıklarının bir anlamı yok.

CHP’nin iktidara talip olabilmesi için sistemin değişmesi gerekiyor.

İYİ Parti’nin etkili bir varlık gösterebilmesi için sistemin değişmesi gerekiyor.

HDP’nin sonuç alıcı işler yapabilmesi, DEVA, Gelecek gibi yeni partilerin toplumdan ilgi görmeleri, dahası siyasette anlam kazanmaları için sistemin değişmesi gerekiyor.

Bu nedenle önce kilidi açmak, siyasetin zeminini kurmak ve mevcut partilerin/aktörlerin her birinin kendi politikalarıyla halkın karşısına çıkacak olanağı bulması gerekiyor.

Yukarıda da dediğim gibi bu gerçeklik göz ardı edildiği için “Millet ittifakı dağılıyor mu” tartışması yapılıyor. 

Esasında tam da bu, yani kimilerince bu zorunluluğun göz ardı edilmesi, millet ittifakında muhtemel bir çatlağın en temel nedenlerinden biri olduğu/olacağı kanaatindeyim.

Adaylık tartışmalarının da bunu körüklediğini düşünüyorum.

Ne demek istiyorum?

Anlatayım.

Türkiye’de tek adam rejiminin neden olduğu bir kilitlenme yaşanıyor.

Öncelikle bu kilidin açılması gerekiyor. 

Bu nedenle kilidi açacak olan ile ülkeyi yönetecek olan kişinin, partinin aynı kişi, aynı parti olmadığını görmemiz gerekiyor.

Bir partinin toplumda biriken Erdoğan karşıtlığını kendi hanesine yazdırma gayreti, “Artık biz iktidara geliyoruz” hayaliyle hareket edip diğer partileri de kendisine destek verme mecburiyetinde görmesinin millet ittifakı için en temel sorunlardan biri olduğunu gözlemliyorum.

Aynı durum aday tartışmalarında da var.

Herkesin kendi gönlündeki veyahut kendi partisindeki kişiyi ülkeyi yönetmeye layık en doğru kişi görmesi onun lehine propaganda yapması, dahası ona karşı çıkanlara öfke duyması millet ittifakı için sorunların başında geliyor.

Hem İYİ Parti lideri Meral Akşener hem de DEVA lideri Ali Babacan ile yaptığım sohbetlerde fark ettim ki en temel meselelerden biri bu.

Meral Hanım ‘muhalefetteki adaylık yarışının tabanı da böldüğünü, muhalefet partileri arasında rekabet yarattığını ve bunun çok ciddi sorun olduğunu bu nedenle cumhurbaşkanı adayı olmadığını ve başbakanlığa talip olduğunu açıkladığını’ söylüyor.

Dahası “İkinci bir Erdoğan seçmiyoruz” deyip önceliğin ülkeyi yönetmek değil sistemi değiştirmek olduğunun görülmesini istiyor.

Ali Babacan ise haklı bir soru yöneltiyor: “Diyelim ki muhalefetin cumhurbaşkanı adayı seçildi ama Meclis çoğunluğu alınamadığı için sistem değişikliği yapılamıyor, bu durumda ne olacak?” Babacan bunu net olarak ortaya koymadan ittifak konuşmanın doğru olmadığını düşünüyor.

Bütün bu endişeler ve tartışmalar bir konuda zihnimizi netleştirmemizi zorunlu kılıyor.

2023 seçimlerini ülkeyi kimin yönetip yönetmeyeceğinin belirlendiği bir seçim olarak mı görüyoruz yoksa tek adam rejiminden kurtulup demokrasiye, hukuka, işlerlik kazandıracak, siyasetin zeminini yeniden kuracak bir seçim olarak mı görüyoruz?

Bu ikisi çok farklı çünkü.

Birincisindeki aday profili ile ikincisindeki aday profili aynı değil.

Birincisindeki parti motivasyonu ile ikincisindeki parti motivasyonu da aynı değil.

Özellikle de bazı partilere, bazen açıktan, bazen üstü kapalı olarak yöneltilen “Destek olun biz kazanalım sizi de Erdoğan’dan kurtaralım, zaten başka seçeneğiniz de yok” yaklaşımı bu partilerde ciddi rahatsızlık yaratıyor. 

“Kilidi açacak olan ile ülkeyi yönetecek olan kişi farklı” dedim.

Çünkü kilidi açacak kişinin, belli ilkeler etrafında tüm partileri bir masa etrafında toplayacak, sistem değişikliğini organize edecek ve hızlıca ülkeyi erken seçime götürüp normalleşmesini sağlayacak yetkinlikte biri olması gerekiyor. 

Ülkeyi yönetmek üzere seçilen kişinin durumu ise bana göre çok daha farklı.

O kişi daha çok topluma verdiği sözleri yerine getirmek, sorunları çözmek, kendi politik görüşü doğrultusunda politikalar, yaklaşımlar belirlemek durumunda. 

Böyle biri cumhurbaşkanı olduğunda diğer partilerin durumu ne olacak?

Yani sorumlu olanla yetkili olan açmazı çıkıyor karşımıza.

Bu açmazı da diğer partilerin kolaylıkla kabul edeceklerini sanmıyorum.

Diyelim ki CHP’li bir siyasetçi ortak aday oldu ve ülkeyi yönetmek üzere seçildi.

Bu durumda ülke yönetimindeki politikaları belirleyecek olan da o kişi ve o parti.

Bu sistemde tek yetkinin cumhurbaşkanında olduğunu da göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Peki böyle bir durumda İyi Parti ne yapacak, HDP, DEVA ya da Gelecek kendi seçmenlerine tam olarak ne diyecek?

Muhtemel CHP’li bir aday ve CHP’nin yönetimde olduğu bir durumda o yönetimin hatalarının sorumluluğunu diğer partiler alacak mı? Alacaksa ne karşılığında alacaklar?

Bir iki bakanlık? Cumhurbaşkanının tek yetkili olduğu bir sistemde sizce partiler buna razı olur mu? 

Aynı soru İYİ Parti ve Meral Akşener’in seçilmesi durumunda da geçerli.

Meral Hanım cumhurbaşkanı seçildiğinde partisi de iktidar partisi olmuş olacak.

Peki bu durumda CHP ve diğer partiler bu sorumluluğa ortak olabilecekler mi? 

“Ama belediyelerde oldu, gayet de güzel oldu” dediğinizi duyar gibiyim.

Ülke yönetimi ile belediye başkanlıklarının aynı olmadığını görmemiz gerekiyor. 

Özetle şunu söylemek istiyorum: Millet ittifakı için sorun tezkere oylamasında partilerin farklı tutum almaları değil, her partinin ve her adayın kendini ülke yönetimine en layık görüp diğer partileri de mecburi destekçi görmeleri.

Bu nedenle kendi partisi için iktidar hayali gören, gönlündeki kişinin cumhurbaşkanı olup ülkeyi yönetmesi hayalini kuran herkesin ülkenin yararı için bu heveslerini 2023 sonrasına ertelemesinde yarar olduğu kanaatindeyim. 

Aksi taktirde hem hayalini kurdukları o iktidarı görmeyecekler hem de Türkiye’nin daha fazla tahrip olmasına neden olacaklar. 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar