Leyla İPEKCİ
Leyla İPEKCİ

Gazete: Yeni Şafak GAZETESİ

Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!

  • 31.07.2018 00:00

 Bir araştırma şirketi geçtiğimiz günlerde toplumu dokuz sınıfa ayırmış. Endişeli modernler tabii en başta. Sonra mazbut modernler. Sonra bir diğer tanzim. Muhafazakâr modernler. Sonra bir diğer kategori: Uzaktakiler. Derken: Ortadakiler. Ve devam ediyor: Mahallenin gençleri. Dini muhafazakârlar. Kırsal gelenekçiler. Hayata tutunanlar.

Pek çok kişinin doğal olarak kafası karışmış. Muhafazakâr ile mazbut arasındaki kriter farklarının hangi ölçülerle tartıldığını anlamaya çalışırken muhafazakâr modernlerle dini muhafazakârlar arasındaki geçişkenliği mesela nasıl tanımlayacaklarını bilememişler.

Bunlar iç içe özelliklerdir, ayrıştırarak neyi belirleyebiliriz, ne kadar sağlıklı olabilir diyenler oldu. Uzaktakiler derken mesela, yakında yani merkezde olarak tanımlananların birimi nedir ki, ölçüm yapılıp şunlar uzakta sayılmış diye soranlar da var.

Bir de mesela kırsal gelenekçiler kategorisi ile diyelim mahallenin gençleri iç içe geçmiyor mu, ya da dini muhafazakâr olanlar aynı zamanda kırsal gelenekçi özellikleri taşımıyor mu diyerek bu tarz ayrıştırmaları hayat gerçeklerine adapte etmekte zorluk çekenler var.

Bitmedi, bir de tabii hayata tutunanlar kategorisinin ölçümünde kullanılan birim ile mesela ortadakiler kategorisinin ve dahi mazbut modernler kategorisinin oluşturulması için kullanılan kriterlerdeki birim farkı, zihinsel karmaşalara gark etmiş toplumunu anlamaya çalışanları.

***

Türkiye’de ilk sosyal araştırma şirketleri çoğalıp faaliyet alanlarını genişlettiği 80’lerde Boğaziçi’nde sosyoloji öğrencisiydim, dergi ve gazetelerde muhabirlik yapıyordum. Öylesine ilgi duyuyordum ki bu sosyal araştırma yöntemlerine, gazeteciliğin de gereği olarak bazı şirketlerde çalıştım. Hem sahada anketörlük yaptım hem soru hazırlama bölümünde hem de çıkan verileri yorumlamada.

O zamanlar da bu tarz durmadan tanzim ve tasnif ederek toplumumuzu anlama çabası beni ürkütürdü. Çünkü yaşadığım çevreye normal gelse de iş güç gereği tanıştığım çok farklı çevrelerden ve kesimlerden kişiler bambaşka birer hayat tarzından geliyorlardı. Kullandığımız kelime terkipleri ve söylemlerin karşılığı yoktu onlarda.

Siyasi eğilimleri veya tüketici eğilimlerini hesaplamaya çalışırken genellikle daha başarılı oluyorduk ama sosyolojik tanımların saat başı defile yaptığı 80’lerden beri podyumda kendi kendine yürüyüp duran figüranlara dönüştüğümüzü fark eden hep az olacaktı.

Davranış kodlarını ölçmek için hazırlanan soruların tutarsızlığı her zaman sorun olmuştur bizde. Öylesine dinamik bir toplumuz ki, birisini endişeli modern diye bir kategorik tanıma hapsedene kadar, gitmiş hayata tutunanlar arasına girivermiştir!

Saatlerle dönüşen, dakikalarla inkılap ede koskoca bir kalbin atar damarlarından pompalanan kanı tahlil etmeye kalktığımızda daha laboratuvar sonuçlarını almadan endişeli modern biri sokağa fırlayıp dökülen şehit kanlarına destan yazabiliyordur. “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı eşliğinde.

Toplum mühendisleri bu sloganı atanların mesela hazırladıkları anket sorularıyla milliyetçi muhafazakâr bir kategoriye sığdırmaya çalıştıkça toplumun ince bağlarını çözemediler, konuşulmadan işitilen asli diline yabancı kaldılar. Milliyetçiliklerin bile semtten semte birim değiştirdiği bir ülkeden bahsediyoruz kaldı ki!

***

Hele başörtü mevzuunda yıllarca sınıfta kalındı. Uluslararası bir sosyoloğumuz, aynı ailede üç türbanlı kız çok fazla. Türkiye çeşitliliğini yansıtmıyor diyebildi. Yaklaşmak da yetmez, toplumu kâğıt üzerinde ve alanda olmak üzere tanzim ve tasniflere bölerek her bir grubu müstakil olarak tarif etmekle ve araştırma niyetine laboratuvar çalışması yapmakla içinden bakmak asla aynı şey olmadı, olamıyor.

Bütüne bütünden bakmak, içinde olmayı gerektiriyordu. Başörtülü görünce hepsinin aynı dünya görüşünden, aynı siyasi tercihinden aynı muhafazakarlık kalıbından çıktığına inanmıştı. Gerçeği içinden yaşayacak niyeti olsa kafasındaki tanzimler alt üst olacaktı.

Gerçeğin; araştırılacak bir şey değil, nefsinden geçirerek bilinecek, bölünemez, parçalanamaz bir bütün olduğunu… Ama çoğunluk araştırma metodunun öngördüğü şablon üzerinden seyrediyordu toplumu. Gözeneklerini hiç göremeden.

Araştırma kelimesi bile zımni bir dışlamayı öneriyordu aslında. Sen her kesime mesafeli / eşit yaklaşırsan toplumun gerçeğini ancak öyle anlarsın diye öğretilmişti bize. Halbuki: Kendini ve kendi toplumunu bilemez hale geliyordun o eşit mesafe kaygısı yüzünden.

***

Şehit cenazeleri deyince eşit ve soğukkanlı bakış gereği siyasi analizlere girebiliyordunuz mesela bir sosyal bilimci olarak. Tabii şehitlere üzülmek bir milliyetçi refleks olacağı için ve milliyetçilik illa faşizme çıkacağı için bunu dahi bir istismar cümlesi olarak kodluyordunuz. Sonra da toplumu en iyi sizin anladığınızı sanıp hizaya çekmeye çalışıyordunuz.

Sanki birilerinin kelle koltukta vatanı savunurken ölmeyi göze aldığını ifade etmek için değil, duygusal istismar yapılsın diye icat edilmişti bu terim sadece. Milliyetçiliğin söyleminden kaçayım derken terörizmi yücelttiğini göremedi bu yüzden pek çok sosyal bilimci.

“Darbelerin her türlüsüne karşı olduğum için 15 Temmuz gecesi ben de çıktım dışarı” diyordu çok mühim bir toplum uzmanımız. Ama tekbir seslerini duyunca korkup içeri kaçmış!

Tekbir getirenlerin koyu dinci irticacı kelle kesen teröristler olduğunu bize dayatan bütün ithal tuzaklara düşecek kadar küresel olayları takip edebilen bu toplum uzmanına: Kendi topraklarında kesintisiz zikir gibi devam edegelen tekbir sesinin yankısı hiç ulaşmamıştı ne yapalım ki.

Sonra da mesela başkanlık seçimlerinde yine kutuplaşmaya yol açıyor diye siyasileri aşağılayıp durdular. Zıtlıklarla bir bütün olunduğunu, gülü koklarken dikeninin kanatacağını öylesine unuttular ki, kutuplaşma kendi zihin dünyalarında kendi benliklerinden bir suret olup onları uzaklaştırmaya devam etti, ediyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.