Leyla İPEKCİ
Leyla İPEKCİ

Gazete: Yeni Şafak GAZETESİ

Savaşımızın binbir yüzü!

  • 4.02.2018 00:00

 Etrafımda farklı meşreplerden kişilerle konuşuyorum. Hemen herkesin ortak bir söylemi var. Amerika bizimle dost iken terörden, enflasyondan, darbelerden, faili meçhullerden, ambargolardan, ekonomik krizlerden, mezhep ve köken üzerine provokasyon ve katliamlardan başımızı kaldıramadık.

Ben de her seferinde aynı soruyu soruyorum: Acaba Amerika bizimle düşman olursa ne olur? Şimdiye dek aldığım cevapların yine ortak bir özelliği var. Hemen hemen hepsi Amerika’nın bize düşman olmasında hayır görüyor.

Peki mesela İncirlik üssünü kapatırsak bir daha pazarlık konusu olarak elimizi güçlü tutabilir miyiz? Böyle kışkırtıcı bir soru haysiyetine dokunuyor hemen herkesin. Mikrobu bünyeden çekip atmanın getireceği çok daha hayırlı bir gelecek tahayyül ediyorlar. Peki korkan yok mu terörden, ekonomik krizden, yaptırımdan? İşte burası kilit önemde: Hayır!

Elbette böyle coşkuyla konuşanlar başlarına parasızlık, iflas, borç vesaire geldiğinde farklı davranabilir. Ama toplumsal bir tavırdan, bir zihniyet kalıbından, bir güçlü maneviyattan, bir davranış biçiminden bahsediyorum: Amerika buranın sıradan vatandaşını artık korkutamıyor. Bunun ispatı 15 Temmuz direnişinde gizli zaten.

Korkunç bir darbe ve işgal girişimine direnmiş bir halk, o güne dek defalarca terörle öldürülmüşse, defalarca algı operasyonlarıyla birbirine düşürülmüşse, defalarca faizin efendileri tarafından borçlandırılmışsa. Bir yerde bu mazlumiyeti, bu çat etse ortasından kırılıverecek hali onun kudreti oluverir.

Nitekim toplumun düşürüldüğü yerden kalktığının en güçlü kanıtı idi 15 Temmuz halk direnişi. Öldürülmekten korkmayanların, ekonomik kriz çıkarmak isteyenlere karşı cebindeki hepi topu yüz doları bile bozdurup liraya geçenleri İncirlik üssünü pazarlık edip etmemek gibi bir akıl yürütme süreciyle oyalayamıyor kimse artık.

***

Amerika’nın dünya ölçeğinde hemen her ülkeyi mağdur ederek tahakküm altına alması ve sömürmesi, yani gücün haksızlıkla bu kadar doğru orantılı olması ne kadar devam edebilir bilinmez. Ama başka güçlü ülkeler de sesini çıkarmaya başladı. Diyeceksiniz Rusya’sı Çin’i filan daha mı masum, elbette hayır.

Bunun en büyük ispatı da kendimiziz zaten. İçimizdeki düşmanlıklar öylesine fazla ki, başkasına bakamayacak kadar doluyuz fitne fesatla, kin ve öfkeyle. Ama gönül hiçbir şeyi inkâr etmiyor, her şeyi yerli yerine koyuyor eninde sonunda. Sevdiklerini olduğu kadar sevmediklerini de içine alıyor, öğütüyor.

En büyük günah, yüreğin gerçekte yaşadığını inkâr etmek olsa gerek. Toplumsal eğilimleri ölçecek verileri saptamak, yani toplumun nabzını tutmak zaten adı üstünde yüreğin atışında olmak demek. Yüreğin attığı yerde şimdi büyük bir genişleme hamlesi, diriliş var. Bunun en sağlam yolu adalet ve hakkaniyetli bir toplumsal hayatı düzenleyebilmekten geçiyor.

***

Evet terör elan bebekleri vurabiliyor. Ama bir gün nefs-i emmare’mizi dize getirebilirsek, tevhidi / adaleti gerçekleştirebilirsek ola ki ruha, kalbe, akla ve derken sırrımıza doğru yürüyeceğiz.

Bizi birbirimizin katili kılmayan yegâne savaş insanın kendi nefsini terbiye etme savaşı. Kültürümüzle, mayamızdaki o hak duygusuyla yeniden hemhal olma gayreti bizim en büyük sırrımız.

Geçmişte bunun yöntemlerini uygulayan üstatlar evrensel insan modelini yetiştirip devleti cihan devleti yapmış. Medeniyet insanı-ı hakiki ile kemale eriyor.

Şimdiyse insana ait asıl nitelikleri (kendini bilme yöntemlerini) yok saydıkça, arızi nitelikleriyle insanlığa katkı sunanların medeniyetinde yaşıyoruz. İthal söylemlerle, yerli yerine oturmayan bilgilerle, eklektik yaşantı tarzlarıyla.

Bu anlamda an itibarıyla en vazgeçilmez savaşımız kendimizi bilmek. Ol sebeple sabah akşam sanat ve kültür yetkililerinden dem vuruyor, yöntemler tartışıyoruz acizane. Çünkü insan olmayı vaazlardan ve kitaplardan değil, tatbikatla öğrenebiliyoruz ancak.

Sanattan, kültürden, üretilmiş eserlerin canlı karşılıkları hakiki insanlara ulaşmamıza ışık tutacak en azından. Benlik kalesini içerden fetheden aşk erleri gerek bize.

Savaşı Amerika’ya karşı olduğu kadar benliğimize karşı kazanmanın tek yolu bu. İnsan denen tevhid medeniyetinin yapı taşlarını döşeyelim artık. Nurlanmış şehri / Medine’yi ihya edelim. Kültür sanatta da, hayatta da.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.