Leyla İPEKCİ
Leyla İPEKCİ

Gazete: Yeni Şafak GAZETESİ

Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!

  • 7.02.2018 00:00

 Malum, millet parkları açılmaya başlayacak bu dönem. Bizzat evimizin yakınında açılan bir mesire yeri var. Hemen her gün orada bir saatlik yürüyüş yapıyorum. Memleketimin bütün sosyolojisinin yansımasını görüyorum bu kalabalık çimlerde.

Hemen her kesimden geliyor aileler. Çocukların nasıl çayır çime hasret kaldıklarını, gençlerin nasıl kendilerinden başka kimsenin derdiyle ilgilenmediğini, kadınların bir araya geldiğinde dünyanın sert gerçeklerinden geçip nasıl bir anda dünyanın görünmez gerçeklerine daldığını, adamların et ve mangal yakarak nasıl genetik kahramanlıklarına döndüklerini vesaire, izliyorum.

Amerika’nın bize uyguladığı yaptırımlar vesilesiyle ona kafa tutan halkımızın sosyolojisine Gezi parkındaki yakan yıkan muhalif tavırdan, yine bir tür yakıp yıkan ama muhalif olmayan (yakında adı millet parkı olacak) sakinlerine, tabiri caizse bir çim yahut biçim analojisiyle yaklaşmaya çalışalım acizane.

***

Gezi döneminde gençlerin asi tavrına kızan ve hiç onaylamayan, mazbut ama hayatın yeniliklerine açık, mütevazi ama gösterişi de seven taşralı bir kadın arkadaşım kalktı ve burada ne oluyor, gözlerimle göreyim diyerek Gezi’ye gitti.

Gördüğü manzara karşısında ne diyeceğini bilemedi önce. Yorum yapamadı. Çünkü kızlarla oğlanlar bir arada uyuyor, uyanıyordu, aynı çadırda kalıyorlardı ki bu onun için kabul edilemez bir şeydi. Lakin şortlu, dekolteli kızlara kimse laf atmıyordu. Dönüp yan gözle bile bakmıyorlardı. Buna hayret etmişti.

Gel teyzeciğim diyerek onu karşılayıp çay kahve ikram etmişler, kal istersen diye yer ayarlamaya çalışmışlardı. Birkaç gün gitti üst üste. Siyasetin onları nasıl isyana teşvik ettiğini, farklı örgütlerin onları nasıl gaza getirdiğini filan bilmiyor, ilgilenmiyordu. Sadece yaşadıklarına baktı ve insanlara dokunmaya çalıştı.

Bir yandan herkes kitap okuyor demişti ama bir yandan da birbirleriyle bakışıp cilveleşiyorlar çaktırmadan. Tam bunu kabul edemem, kızımı asla buraya getirmem derken bir bakıyorum oğlanlar alışveriş yapmış, yemek servisindeler, kızlar gelip gidenlerle sohbet ediyor, fikirlerini anlatıyorlar. Tam bir uyum içinde yaşıyorlar. Demişti.

Peki demiştim, sonra? Sonra dans ediyor, halay çekiyorlar, şarkı türkü söylüyorlar, kültür etkinlikleri yapıyorlar. Parkı durmadan temizliyorlar. Peki demiştim ya sonra? Sonra dedi her ne olduysa, hurdaya dönmüş otobüste poz vermeye kalktılar. Sonra da avuçlarında ateş, başbakanlık binasını yakmaya gittiler.

Evet parkı temiz tutan, birbirinin alanına saygı gösteren, vücut dilini susturmayan, taciz etmeyen son derece uygar ve komün hayata uyumlu bu metropol gençlerinin isyanı ülkenin yüzde yirmilik ‘yerli batılı’ kesiminin sosyolojisiyle bizi tanıştırmıştı.

Halkı kendi normlarına benzetip hizaya sokmak için politize olmuş bir kuşağın batılı değerlerle yetişmiş şehirli çocuklarıydı onlar ve manipüle edilmeleri yine de öfke ve nefret pompalanmasıyla kolayca mümkün olmuştu. Çimleri ve ağacı koruyalım derken otobüsleri, makinaları, başbakanlık binasını yakmaya kalkmışlardı.

***

Şimdi millet parkında hemen herkes mangal yakıyor. Eti ateşe verip pişirmek çok fıtri bir özellik. Hele çimlerde, tabiatta olunca, bütün bir yolu parka sırf o mangalı yapabilmek için geliyor aileler. Etsiz bir piknik düşünülemez Türkler arasında.

Mesire yeri ve parklar müthiş bir imkân sunuyor bu sıcaklarda çocuklarıyla birlikte evde tıkılıp kalan aileler için. Toplar havada uçuşuyor, bisiklete binenler, kavga edenler, koşan ve yürüyenler, halay çekenler, öpüşenler, bağrışarak eğlenenler. Derken kimsenin asi bir ruhla isyan çıkaracağı yok.

Lakin her taraf çerçöp içinde, başkalarının kul hakkına girmekten kimse imtina etmiyor, çimlerde yer kapma telaşı yüzünden kadınlar yorgun düşüyor. Yürüyüş parkurunda motosikletli gençler, seyyar satıcı tezgâhları, futbol oynayanlar… Derken:

Herkes birbirine tıpkı Gezi’deki gençlerin farklı bir alanda yaptığı gibi müsamahakâr davranıyor. Birbiriyle takışmıyor, mangaldan rahatsız olsa da söylenmiyor, gürültü patırtıdan hoşlanmasa da diyelim ihtiyar anası hava alsın diye tahammül gösteriyor vesaire.

Lakin hangi parkta olursa olsun. Çocuklar öylesine başıboş, öylesine kuralsız yetişiyor ki, parkta onlara söz söylemeyen ebeveynler otobüste, dolmuşta, sokakta, müzede, konferansta, etkinlikte, kısacası toplu katılımın olduğu hiçbir yerde çocuklarını terbiye edecek bir kural koymuyor, söz söylemiyorlar.

Çocukları ellerindeki tablette konuşulan küresel dil terbiye ediyor ne zamandır.

Evladım bak burası yürüme parkuru, gidin şu tenha çimde top oynayın veya yürüyenler geçerken biraz bekleyin. Park hepimizin, paylaşın. Burası sadece size ait değil. Böyle diyen olursa kalabalıkları hizaya çekmeye çalıştığı için ayıplanmayı göze almalı. Parkın sakini olmuşsak zaten bunlara kör kalıyoruz.

***

Sonra çocukların elinden tableti alamıyoruz, bir kitap bile okumuyorlar, kopuklar, asosyaller, bir bardak su bile getirmiyorlar üşengeçlikten. Bir de hemen para kazanıp itibar sahibi olmayı bekliyorlar diye şikâyet ediyoruz.

Sorunca herkes yerli ve milli. Ülkesini çok seviyor. Lakin şimdi ve burada: Kendine ayırıyor, menfaat gözetiyor, pazarlık yapıp hileye yöneliyor kolayca birçoğumuz. Birbirine göz yumuyor, alttan alıp tahammül ediyor. Liyakatsizlikten adaletsizlikten dem vurmak vicdanı rahatlatmaya yetiyor.

Sonra neden bizde medeniyeti ihya eden değerler bir türlü üretilemiyor? Hangi parkın sakini olursanız olun, hepimizde eksik olan adap üslûp edep erkan usûl dersek bir anlamı olur muydu?.. İnşallah millet parkları yaşantımıza girdiğinde bu yöndeki kusurlarımızdan ders çıkaracak bir ortak tutum alabiliriz kendimiz ve çocuklarımız için.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.