Leyla İPEKCİ
Leyla İPEKCİ

Gazete: Yeni Şafak GAZETESİ

Küresel kasabada vahdet denizi!

  • 25.08.2018 00:00

 Küresel aktörler dolar krizinin zirveye çıktığı günlerde –ki bayramdan hemen önceydi- Türkiye’de ciddi bir iç karışıklık çıkacağını umuyordu. Bazı kanalların ülkemizdeki temsilcilerine canlı yayında “orada manzara nedir, insanlar huzursuz mu, panikteler mi” şeklinde soru yöneltiyorlardı.

Aynı anda biz burada bayram hazırlıkları içindeydik. Kimimiz tatil programı yapıyor, kimimiz alışverişte, kimimiz seyahat hazırlıklarındaydık. Hayat her zamanki hızlı akışında ilerliyordu. Ortak özelliğimiz ise dolarları liraya çevirmekti. Bu sayede, bu büyük dayanışmanın da psikolojik ve iktisadi katkısıyla kriz önlendi. (Elbet devletin tam zamanında aldığı başka önemli kararların da etkisiyle.)

Birileri ülkemizde iç savaş çıkarmak için her tür çatışmayı fitne fesadı denemeye devam ededursun, uçaklar her zamankinden fazla yolcu taşıdı. Tatil yörelerinde oteller doldu taştı. Dört bin nüfuslu tatil beldelerinde konaklayan turistlerin sayısı yüz elli bini buldu.

Biz de işte bu her zamanki iniş çıkışlarla dolu gündem içinde, memleketimizin güzide bir Ege sahilinde bayramı geçirdik.

***

İzmir’e gelin gitmiş biri olarak diğer bölgelere nazaran Ege’nin sahil ve iç kasabalarında yirmi yıldır çok daha fazla yaşamışımdır. Defalarca koylarını körfezlerini, iklimini, ürünlerini olduğu kadar siyasi eğilimlerini, sosyolojik dalgalarını, hayat tarzlarını, aileyle çevreyle kültürle ilişkilerini farklı vesilelerle kaleme almışımdır kendi zaviyemden.

Lakin bu yazının konusu bayram ve turizmle iç içe geçen bir haftayla sınırlı. Plajlar kadar sokaklar da iğne atsan yere düşmeyecek denli kalabalıktı. O kadar ki yolda yürürken yaya trafiği sebebiyle sık sık durmak zorunda kalıyorduk.

Yıllar önce Hac mevsiminde kayınvalidemle arife günü Arafat’ta yaşadığımız tefekkür anlarını, Mina’da şeytan taşlamaya ulaştığımızda başımıza gelenleri vesaire görümceme anlatıp kendimize yeni bir ayna sırlamaktayken… Hadi dedi kayınvalidem daha sıcak bastırmadan alışverişe!

Müthiş bir hızla evrim geçiren ve yerelden küresele saniyelerle dönüşen bu kasabada bir seferinde kayınvalidemin evini dahi bulmakta zorlanmıştık. Şimdi eşim Semih’le beni uzun uzun adresler tarif ederek kadim elemanlarına yolluyordu kayınvalidem.

Mezarlığın yanındaki tulum peynircisi evet hala orada duruyormuş işte. Kırk yıllık kasabının yanındaki bakkalda acaba var mıydı hala güzel kaliteli pirinç, evet tabii hala bulunuyormuş çuval içinde. Derken bakkala bakakaldım. Eski, bakımsız ve ama tertemiz. Her şey üst üste yığılmış, içerde yok yok. Müşteriler birbirini tanıyor. Oralet isteyene bile rastladım.

***

Bayram vesilesiyle yerli ve yabancı turistler kadar eski kasabalılar da memleketlerine gelmişti ailecek. Kasabanın turizme açılmadan önceki zamanlarından kalma kadim insanlarıyla karşılaştık. Sitelerin işgal ettiği zeytinliklerini satan ahalinin “ah vah kırk yıl önce ne güzeldi buraları” serzenişleri beni yine acı acı güldürse de erkekler kahvesinde konuşulanlar hep bu değişimin özetiydi.

Ne kadar üst geçit ve otoyol, modern bina, alışveriş merkezleri, rezidanslar, eğlence yerleri inşa edilse de bazı kasabalar sırlarını paylaşmak için olmadık bir vakti kollar. İşte burası da küresel bir turizm merkezi olmadan önceki dönemlerden kalma hazinesini titizlikle muhafaza etmektedir.

O kadar ki betondan çıkan eski bahçelerden kalmış çiçekler, dev binaları teğet geçen kesilmesi unutulmuş incir turunç nar ağaçları umulmadık bir sürpriz gibi ihya ediverirler yüreğinizi. Hele kendilerini bu beton uygarlığında koyacak yer bulamadıkları için en olmadık yerlerde (berber dükkanında, dondurmacı tezgahında vs) göz hizanıza gelen çeşitli mahlukat!

Ki aralarına karga, kedi, köpek, kirpi, yılan dahildir.

Bir de beni en çok hüzünlendiren artık vahşi turizm patlaması sonrası çoğu kapalı, dökük, köhnemiş haldeki koca koca binaların terk edilmiş halidir. Ve onların arasından tek tük kalmış birkaç evin bahçesinde gün batımını görmeye çalışan eski kasabalılar.

***

Semih her zaman yaptığı gibi her adımda çocukluğundan kalma anılarını anlatıyordu. Üç yüz senelik Türk evlerinin oradaki ninemin evine şuradan çıkılırdı. Gösterdiği yer küresel markalarla dolu bir yolun devamındaki görünmez yokuş!

Derken kargalarla konuşan ninenin evinde kadınlarla geceleyin gaz lambası ışığında anlattıkları Hz. Ali cenkleri, okudukları mevlit, Kuran… Elektriğin günde üç saat verildiği vakitlerde yıldızları, ağustos böceklerini, evin kör kedisini, envai çeşit çiçek kokularını içine çeken çocukların haylazlık hikayeleri.

Evin karşısındaki değirmeni, sokaktaki develerin su içtiği büyük çeşmeyi bu sefer de anlattı Semih yine bambaşka anılarla. Dedesi Osmanlı son döneminde kasabanın mülki amiri olduğundan elan kasabada oturan akrabaları konu komşuyu kimin kimlerden olduğunu, eski mahallelilerin yeni kuşaklarını hep bilip izlemeye devam ettiğinden, onun ailesinden miras müthiş bir sözlü hafıza vardır.

***

Semih’in babaanne ve ninesinin kadınlar denizine gidip entarileriyle romatizmaya iyi geldiği için sıcak kumlara bacaklarını gömdükleri plajda şimdi yerli ve yabancı turistler şezlong ve şemsiye kapma derdinde. Bak nasıl da tek tük kalmış bu beton otellerin arasında bu kadim insanlığın anıları!

Tek tük bazı evlerin bahçesinden meleyen kurbanlıkların sesi geliyordu. Ki kurban kesilen yer turizm merkezinin epey dışında olduğundan bayramı hatırlatan bir ruh yoktu. Ama asıl şunu söylemeden edemeyeceğim:

Burada dünyanın yedi kıtasından bütün orta sınıflar bir aradadır her daim. Birbirine hiç benzemeyen binlerce kişi “barış ve kardeşlik içinde” eğlenirken yeni aşklar ilişkiler ortaklıklar doğar, kaynaşmalar artar. Bir bakarsınız üstü başı yediği içtiği hepsi bir örnektir bu orta sınıfın. İster İrlandalı ister İranlı. Hepi topu bir kişidir bu kalabalık!

Semih bayram namazını çarşıdaki 400 yıllık camide Arap ve Boşnak turistlerden oluşan bir cemaatle kıldı. Derken akşam kalabalığında yolda memleketin tek Nobel ödüllü yazarını gördük!

Ah dedim ona. Yedi yıl önce Hac mevsiminde Kabe’yi tavaf ederken kesrette vahdeti nefsimizde bilmeye çalışıyorduk. Burada, Kuşadası’nda, bunca kalabalığın içinde “tatilci haccı” esnasında bu vahdete varmışız işte!

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.