Leyla İPEKCİ
Leyla İPEKCİ

Gazete: Yeni Şafak GAZETESİ

Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)

  • 1.02.2018 00:00

 Yeryüzüne kâmil insan yetiştirip doğuya ve batıya / insanlığa ve kâinata değerini veren kadim tevhid eğitiminin pratiklerini göz ardı ettik, unuttuk, ihmal ettik. Aşk deyince bilgi ve sevgi kanatlarıyla yükselmiş koskoca medeniyet tasavvurumuzu ‘dejenere olmuş bir sufi meşrep işgüzarlığı’ olarak addettik.

Tabii tevhid (aşk) eğitiminden nasibini alamayan genç kuşaklar psikiyatristlere, stres haplarına, nlp uzmanlarına, farkındalık kurslarına, bilinç ve özgüven artırma atölyelerine servet yatırdılar. İnsan algısını hep insanı bu nefs-i emmare mertebesinde görmeye odaklı seküler yöntemlere rehin bıraktılar.

Sonra sokağımız anti depresan hapları alıp aynı yapay gülücüğü etrafa saçan sevgi pıtırcıklarıyla doldu ama hiçbir şeyi yerli yerine koyamadık. Stresten uzak, adalet ve hakkaniyetle kaim bir hayat kuramadık!

***

Aşk kelimesinin içini sosyolojik ve tarihi olgularla öylesine boşalttık ki, tevhid medeniyetinin manası giderek eksildi tasavvurumuzdan. Evet tehlikeli sular. Osmanlı’nın çöküş günlerinden kalma haklı bir serzenişi de barındırıyor kuşkusuz bu inkâr. Lakin bir kez daha siyasetin ve ideolojinin gündemine hapsolmuş bir din anlayışıyla medeniyet iddialarında bulunacak lüksümüz yok.

İşte bu noktada dirayetli basiretli kültür sanat yetkililerinden dem vuruyorum yıllardır. Bizi gerçeğimizin nuruna döndürecek, kalp ilmini haiz, manayı katman katman kullanarak dıştan içe doğru her seviyeye hitap ederek kanatlandıran tabiri caizse kültürümüzün pîrlerini hor gören yetkili kültür mercilerinden usandık.

Bu toprakları mayalayan, bize anadilimizde gerçeği ifade eden evliyaullahın sözlerindeki hak bilgisinin kudretini inkâr etmelerinden çok sıkıldık. İlahilerin, aşk divanlarının, halk türkülerinin, tezhip sanatının, minyatürün vs. özündeki tevhid tohumunu beslemenin önemini kavrayamayan… Ve bu eserlerin bugünün dilinde, bugünün ruhunda bizi dönüştürme özelliğini göremeyen mercilerin (olumlu örnekleri elbet tenzih ederim) tembelliğinden, uyuşukluğundan, umursamazlığından illallah dedik.

***

Adım attığımız her diyarı yüzlerce yıl irfan havzası kılmış ariflerin, hak erenlerinin, aşk ehlinin iksiri kaynağından (Kur’an’dan) çektiğini göremeyen, onların eserlerini neredeyse İslam dışı olarak bellediği için bugüne taşımanın önemini anlayamayan kültür sanat elemanlarının gelenek medeniyet gibi kelimelerle konuşmasıyla daha ne kadar yetinelim?

Sanatın incelikli formlarına bürünerek vahiy hakikatini paylaşan, yüzyılların birikimini ‘sonsuz şimdi’de yeniden üreten ve üzerlerine şerhler yazılmış nutk-ı şerifleri bile vahiy dışı gösteren anlayış bugün böylesine yaygınken, selefi akımlara ve deizme filan gençlerimizi kaptırdık diye neden şikâyet ediyoruz ki?

Nerede bugünün cesur kültür yetkilileri? Elini taşın altına koymaya ahdetmiş, manayı kanatlandıran manevi rehberlerin toplumsal hayatımızın görünmez dehlizlerinde yankılanan sesini işitmeyi ve keşfetmenin önemini sinesinde hisseden mercileri?

Gönül ehlinin türbelerini onarıp hemen yandaki kitaplıkta dahi bu ehlin eserlerini sergilemeyi gereksiz bulan zevâtın bize medeniyet martavalları okumasını daha ne kadar sineye çekelim?

***

Divan-ı ilahiyatlardaki dizelere mana vermekten aciz ama Resulullah hakikatinden bağımsız addedip küçümseyen, buna mukabil bol gösterişli söylemlerinde alıntı yapmakta beis görmeyen kültür mercilerinin medeniyet tasavvuruna hapsolmak istemiyoruz.

Kalbimize, hayatımıza, davranışlarımıza aşk ve irfan geleneğimizin eserlerinin bugünün kıstaslarında hayatımızı dönüştürecek özelliğine ket vuran ve bundan adeta korkan anlayışın bürokraside önemli icralara takoz koymasından usandık.

Bu gidişata biraz yapıcı eleştiri getirelim diye dert edindiğinizde yazınızı tenkit edecekken, yazan kişiye hakaret eden (sıfatını bırakıp zat’ına saldıran) yetkililerin nefislerini temize çekme hevesinden usandık. Sanatın kriterlerinin değil, hangi kesimden geldiğinizin, kimlerden olduğunuzun kriterleriyle verilen fonlardan ibaret bir medeniyet kanatlanması sizi de acı acı güldürmüyor mu?

Allah aşkına ‘nefsini millet kılmış’ sorumluluk sahibi yetkililer talep etmeye hakkımız yok mu? İşte bu noktada kültür mercilerinin sorumluluk duymak yerine “yeterince yayın yaptık ya, verdik ya şu kadar bütçe, daha n’apalım” anlayışıyla, salt kendi itibarlarına dönük ‘faaliyet doyum miktarı’ belirlemelerinden musdaribiz.

Sanatta demokrasi olmaz. Yetkililerin her işe eşit destek anlayışını terk etmelerini ve kültürümüze, sanat zevkimize hizmet edecek bazı eserlerin yaygınlaşmasının nefs-i emmare sanatının yaygınlaştırılmasından çok daha elzem olduğunu idrak etmelerini bekliyoruz.

***

Kültüre bakanlara sesleniyorum. Aşkı kalbin hakikati olarak nefsinde bilmeyi inkâr eden, sevemeyen, sen ben davası güden, nefsinden kini öfkeyi kibri hasedi riyayı, suizannı asla terk edememiş onca yetkili maneviyat kültürümüzü tekeline aldığını sanıyorsa, emaneti ehline vermenin zamanı gelmedi mi?

Arayın bulun emanet ehlini! Anadolu elan yaşayan bilgelerle dolu. İddiasız, rütbesiz, makamsız ümmi, sufi niceleriyle. Maneviyat ki, medeniyetin ruhunu oluşturan sanatın anadilidir:

Tevhid akidesini dilde tekrar etmekle tevhid hakikatini ispat etmek yeterli olsaydı, yaşantıya geçemeyen bir felsefi akım olarak kalırdı maneviyat hayatımız. Suudlara, selefi akımlara, sapkın tarikat ve cemaat önderlerine laf etmenin bu şekilde ideolojik bir İslamcılıktan öteye geçemeyeceğini hala göremiyorsak ne zaman göreceğiz?

Mahkûm muyuz “kültür emperyalizmi karşısında neden dirilemiyoruz” sorularına hep aynı cevapta takılmaya? Bitip tükenmeyen polemiklere? Kimse kusura bakmasın, aşk ve irfan kanadını takmadan, bu sığ gündemlerle medeniyet tasavvurundan bahsedilemez. Ne şimdi ne de yarın.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.