Mahfi Egilmez
Mahfi Egilmez

Gazete: mahfiegilmez.com/

Amerikada Irkçılık

  • 9.06.2020 00:00

 ABD'nin Minneapolis kentinde siyahi George Floyd'u gözaltına almak isterken yere yatırıp boğazına diziyle bastıran ve ölümüne neden olan polis memurlarına tepkiyle başlayan olaylar bütün ülkeye yayılan protestolara dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump'ın, güvenlik güçlerine, gereğinde ateş açılması talimatı vermesi olayın giderek büyümesine ve yayılmasına yol açtı. Protestolar ve yağmalamalar yayılırken polis de son derecede acımasız biçimde orantısız güç kullanmaya girişti. Dünya, bu yaklaşımın altında ABD’de bir türlü bitmeyen ırkçılığın etkisi olduğunu konuşuyor. 

 
Fransız düşünür Alexis de Tocqueville Amerika’da yaptığı incelemelerde Amerikan sistemi hakkında çok önemli gözlemlerde bulunmuş ve bunları ilk kez 1835 yılında yayımlanmış olan Amerika’da Demokrasi kitabında ortaya koymuştur. İlker Yılmaz, Sasam için yaptığı bir araştırmada Amerika’da Demokrasi kitabını ayrıntılı olarak değerlendirmiş ve ırkçılık konusunda Tocqueville’in saptamalarını şöyle özetlemiş[i]: “Eski toplumlarda köle, efendisiyle aynı ırktandı ve çoğu zaman bilgi ve eğitim düzeyi olarak efendisinden üstündü. Köle ile efendiyi ayıran tek şey, özgürlüktü. Köleye özgürlük tanındığı zaman, efendi ile köle kolaylıkla bütünleşirdi. Ancak bu durum, Amerika’da geçerli değildir. Öyle ki; siyahi bir insanı özgürleştirebilirsiniz fakat Amerikalıların gözünde o insanın bir yabancı olarak kalmasını engelleyemezsiniz. Yazar, bunu kitabında şu şekilde savunmuştur: Kölelik kavramı kaldırıldıktan sonra bile ön yargılar devam edecektir. Bu yüzden hiçbir zaman siyahiler Amerikalılar ile tam anlamıyla bütünleşemeyecektir.”
 
Alexis de Tocqueville’in 1835 yılında gözlemlediği ırkçılık saptamasının 185 yıl sonra da aynen geçerli olduğu görülebiliyor.
 
Demokrasi çok kolay gibi görünen ama gerçekte çok zor olan bir rejimdir. Sistemin temelinde hoşgörü vardır. Eğer hoşgörü yoksa demokrasi gelişemez. Hoşgörü dediğimiz şey aslında azlık haklarının korunmasıyla başlayan, fırsat eşitliği, yasalar karşısında eşitlik, ırk ve cinsiyet ayrımının yok edilmesiyle devam eden, siyasal iktidarın çeşitli denge mekanizmalarıyla ve her şeyden önemlisi kamuoyu aracılığıyla denetlenmesini öngören bir noktaya kadar giden çok kapsamlı bir yaklaşımdır. Demokrasi, kimin yöneteceğinden çok nasıl yöneteceğine ilişkin bir rejimdir.  
 
Batıda aydınlanmanın en önde gelen düşünürlerinden olan İngiliz filozof John Locke hoşgörüyü şöyle çerçeveliyor: “Hoşgörü, insan toplumlarının kalıcı bir barış ve huzur ortamında yaşayabilmelerinin vazgeçilmez şartıdır. Bu sadece bugün böyle değildir. Dün de böyleydi, yarın da böyle kalacaktır. Hoşgörünün iki temel alanı vardır. Birincisi, toplumsal hoşgörüdür. Toplumsal hoşgörünün sosyolojik bir olgu olarak yerleşmesi zaman alır. Hoşgörünün ikinci boyutu siyasal alanla, daha doğrusu devletin toplumsal hayattaki yeriyle ilgilidir[ii].”
 
İyi yönetimin de hoşgörünün de en büyük düşmanı kibirdir. Bir yerde hata varsa o hatanın nereden geldiğini görmek ve ona göre davranmak yaşamsal önemdedir. Bunun en önemli engeli kibirdir. Marksist iktisatçı Lord Meghnad Desai Kibir adlı kitabında küresel krize giren sitemde yanlışın nereden kaynaklandığını tarihte yaşanan ekonomik krizlerle açıklamaya çabalıyor. İktisatçıların kuşkuya dayalı araştırmaları bıraktıklarını ve kapıldıkları kibir nedeniyle krizi tahmin edememe hatasını nerede yaptıklarını göremediklerini, o nedenle de her sorunu tek bir teoriyle çözme hatasında ısrar ettiklerini anlatıyor[iii].
 
ABD Başkanı Donald Trump, polisin ilk anda uyguladığı orantısız gücün yarattığı ölüm olayı nedeniyle toplumdan devlet adına özür dileyip ve söz konusu polislerin derhal suçüstü mahkemesine çıkarılacağını açıklasaydı olaylar bu boyuta gelmeyebilirdi.  
 
Hatayı kabul etmek ve özür dilemeyi bilmek aslında basit ama çözüme dönük bir adımdır. Ne var ki günümüz dünyasında özür dilemenin zaaf olduğunun düşünüldüğü daha düşük kültürlerin görüşü dünyayı egemenliği altına aldı. Devleti yönetenler, olayların büyümesini engellemek yerine kendi seçmenlerine yaranmak için tam tersini yapar oldular. Böylece hoşgörüsüzlük hoşgörünün, karanlıklar da John Locke’un önderliğinde gelen aydınlanmanın yerini almaya başladı. Bugün hala içinde yaşadığımızı sandığımız demokrasinin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike budur. 
 



[i] İlker Yılmaz, http://sahipkiran.org/2016/09/03/amerikada-demokrasi/, Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi (Çeviren: Seçkin Sertdemir Özdemir), İletişim Yyaınları, 2016.
[ii] John Locke Hoşgörü Üstüne Mektuplar (Çeviren: Melih Yürüşen, Liberte Yayınları, 2004. 
[iii] Meghnad Desai, Kibir (Çeviren: Ebru Kılıç), Koç Üniversitesi Yayınları, 2017
 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.