• 10.05.2021 07:12

Bu yazım Radikal Gazetesinde 12.02.2004 günü yayınlanmıştır. 

Pazar günü annemi kaybettim. Cumhuriyet'in ilanından bir yıl önce doğmuştu annem. Cumhuriyet'in ilk kuşağı arasında yetişmiş, Cumhuriyet'in ilk heyecanlarını yaşamış, cumhuriyet eğitimi almıştı. Küçücük bir ortaokul öğrencisiyken kim bilir hangi heyecanlarla söylemişti Onuncu Yıl Marşını.

Yaşamı boyunca ne bir kişiyi kırdığını, ne bir kişiyi incittiğini gördüm. Hiç kimsenin arkasından olumsuz bir şey söylediğini duymadım. Hiç kimsenin de onun arkasından.

Babamı kaybedeli de 12 yıl oldu. İnsanın babasıyla ve annesiyle ilişkileri farklı gelişiyor. Benim için annem, her üzüldüğümde derdimi paylaşabileceğim bir kucak demekti. Çocukken bütün başarısızlıklarımı onunla paylaşırdım. O, beni teselli eder, babamın tepkilerine karşı korumaya alırdı. Babam ise ancak annemin çözemeyeceği kadar büyük dertlerle karşılaştığımda zorunlu olarak başvurduğum bir sığınak gibiydi. Bütün başarısızlıklarımı annemle, başarılarımı ise babamla paylaşmış olduğumu çok sonraları fark ettim.

Çocukken, hatta gençken onların bir gün gelip de benzer sorunlar için bana ve kardeşlerime sığınacağı asla aklıma gelmezdi. Sonra bir gün bir baktım ki biz onların sığınağı olmuşuz. O zaman anladım sığınılacak bir kucak açmanın dünyanın bütün sorumluluklarından daha ağır olduğunu. Bu sorumluluğu ilk hissettiğimde annemin ve babamın yıllar yılı bu ağır yükü bize hiç fark ettirmeden nasıl taşıdığını ise hâlâ anlayabilmiş değilim.

30 yıldır şeker hastasıydı annem. Yüksek tansiyon sorunu vardı. Bu olumsuzluklara karşın çok yakın zamana kadar sağlıklı yaşadı. Son bir yılda sağlığı bozulmaya başladı. Son birkaç haftada ise bozulma gittikçe hızlandı ve yaşamının sonuna geldi. Vasiyeti gereği babamın mezarına defnettik annemi. Babamın ve annemin ortak mezarının başında varoluş ve yok oluş düşüncelerine dalıp gitmişken aklıma Ömer Hayyam'ın bir dörtlüğü düştü:

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok,

Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok,

Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.

Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.