• 17.08.2021 07:52
  • (164)

İktisatçılar bir konuyu incelerken basitleştirici bazı varsayımlar kullanır. Bunların en yaygını ‘ceteris paribus’ yani 'diğer şeyler değişmeden kalırsa' varsayımıdır. Diğer şeyler de değiştiğinde analiz tamamen farklı bir hal alır. 

 

Bir ülkede yatırım kararları (I) birçok değişkenden etkilenir: (1) Gelir ve gelirdeki artış (veya azalış) ya da ekonomik büyüme veya küçülme. Gelir artışı talep artışına, talep artışı üretim artışına o da yatırım artışına yol açar, gelir azalışı ise tam tersini getirir. (2) Enflasyon ve faiz oranları. Enflasyon ve faiz oranları düştüğünde kredi alıp yatırım yapmak karlı hale gelir ve yatırımlar artar, enflasyon ve dolayısıyla faiz oranları yükseldiğinde ise tersi olur. Dolayısıyla yatırım kararları, faiz oranlarından etkilenir. Bu arada harcamalarındaki artış nedeniyle kamu kesimi borçlanmayı artırırsa bu da faizlerin yükselmesine (crowding out etkisi), harcamaları azaltırsa faizlerin düşmesine (crowding in etkisi) yol açar.  (3) Sermaye miktarı. Yatırım yapılması için o yatırıma harcanacak kadar bir sermaye birikiminin var olması ve bu birikimin yatırımcının emrine sunulması gerekir. (4) Risklerin derecesi. Riskler, yatırımcının yatırım yapıp yapmama konusunda göğüslemesi gereken zorluklardır. Risklere örnek olarak savaş hali, tabii afetler, ekonomide hızlı bozulmalar, siyasal kargaşalar sayılabilir. Risklerde artış olursa ve bu nedenle yatırımcı, yatıracağı paranın karşılığını elde edemeyeceğini düşünürse yatırım yapmaktan vazgeçer. (5) Döviz kuru. Eğer yatırımcı yatırımı karşılamak için dış kaynak kullanacaksa o zaman döviz kurundaki değişim etkili olur. Yatırım yaparken aldığı döviz kredisinin o dönemde geçerli kuru ile geri ödeme taksitleri sırasında geleceğini tahmin ettiği düzey arasındaki fark yatırımdan sağlanacak gelirden yüksekse o zaman bu yatırıma girmez. (6) Diğer değişkenler. Bunlar arasında teknoloji, zevkler ve tercihler, teşvikler gibi kalemler sayılabilir. Bunlar da yatırım kararını etkiler

Bu saydıklarımızı fonksiyonel bir ilişki çerçevesinde göstermek istersek yukarıda sıraladığımız değişkenlere ilişkin harfleri kullanarak şöyle bir eşitlik yazabiliriz:

I = f (Y, i, K, R, E, O)

Yani yatırım kararı (miktarı) (I); gelirin (Y), faiz oranının (i), sermaye miktarının (K), risklerin (R), kurların (E) ve diğer değişkenlerin (O) bir fonksiyonudur (f.)

Buradaki bütün değişkenleri aynı anda ele alırsak sonucu ve hangi değişkenin hangi derecede bu sonuçta etkili olduğunu görmemiz mümkün olmaz. Çünkü bu değişkenlerden bazısı olumlu bazısı olumsuz yönde hareket etmiş olabilir. Örneğin gelir artışı yaşanırken enflasyon ve dolayısıyla faiz düşmüş, buna karşılık karşı karşıya bulunulan bir savaş tehlikesi nedeniyle riskler arttığından kur yükselmiş ve kurdaki yükseliş enflasyon ve dolayısıyla faizler üzerinde artış yönünde baskı yapmaya başlamış olabilir. Ayrıca bir değişkendeki değişme bir başka değişkeni değişmeye itmiş olabilir. Örneğin risk artışı, kuru, o da enflasyonu ve faizi yükseltmiş olabilir. İşte bu karmaşayı giderebilmek için iktisatçılar ‘ceteris paribus’ varsayımını kullanırlar. Şimdi bu varsayımı kullanarak yukarıdaki fonksiyonel eşitliğe yeni bir şekil verelim. Bu eşitlikte kısa dönemde geliri (Y), sermaye miktarını (K), riskleri (R), döviz kurunu (E) ve diğer değişkenleri (O) sabit tutarsak eşitlik şöyle bir görünüm alır:

I = f (i) ceteris paribus

Bu eşitliğin yanına ceteris paribus yazdığımızda yatırımları etkileyen diğer değişkenleri sabit tuttuğumuzu ifade etmiş oluruz. Eşitlik bu haliyle bize şunu söyler: Diğer değişkenler değişmediği takdirde yatırımlar ekonomideki faiz oranının bir fonksiyonudur. Bir başka ifadeyle büyük değişiklikler yaşamayan, sakin bir ekonomide yatırımları en fazla etkileyen değişken; faiz oranıdır.

Yatırımları etkileyen birçok değişken saydık, sayamadıklarımızı da diğer değişkenler adı altında tek kalemde topladık ve iş ekonomide yatırımları tanımlamaya gelince ceteris paribus varsayımına dayanarak yatırımları kısa dönemde faiz oranı belirler dedik. Bu doğru bir yaklaşımdır. Bunun iki önemli nedeni vardır: İlk neden, özellikle kısa vadede, faiz oranının eşitlikteki bütün diğer kalemleri temsil edecek biçimde hareket etmesidir. Bir başka ifadeyle kısa dönemde gelirde, enflasyonda, kurlarda, risklerde ve diğer değişkenlerde ortaya çıkabilecek değişimlerin tamamı faize yansır ve dolayısıyla faiz tek başına bu değişimleri temsil eder. Ne var ki bunun olabilmesi için ekonomide faiz oranlarının piyasa kurallarına (arz ve talep dengesi) göre serbestçe belirleniyor olması gerekir. Eğer faiz oranları bu şekilde ortaya çıkıyorsa gelirdeki, kurdaki, enflasyondaki, risklerdeki değişimleri temsil eder, yansıtır. Mesela kur yükselişi ya da risklerdeki artış enflasyona o da faize yansır. Dolayısıyla faiz, yatırımlar için bütün diğer değişkenleri temsil eden bir nitelik taşır. Buna karşın eğer faizler ekonomide piyasa kurallarına göre serbestçe oluşmuyor, müdahale altında kalıyorsa o zaman bu işlevi göremez. İkinci mesele daha çok uzun vadeyi ilgilendirir. Uzun vade için analiz yaparken sabit tutulan değişkenlerdeki sabitlik tek tek kaldırılır, ceteris paribusun yerini ‘mutatis mutandis’ yani ‘değişmesi gerekenler değiştirildi’ yaklaşımı alır ve eşitliğin nasıl geliştiği analiz edilir. O zaman eşitliğin ilk haline döneriz:

I = f (Y, i, K, R, E, O) mutatis mutandis

Ekonomi yasaları, teorileri, hipotezleri, tezleri genellikle normal koşullar için geliştirilir. Örneğin faizlerin serbestçe, piyasa koşullarına göre belirlendiği, fiyatlara ve kurlara müdahale edilmediği bir ortamda kısa dönemde yatırım kararlarını faizlerin belirlemesi normaldir. Buna karşılık faizlerin piyasa koşullarına uygun olarak serbestçe belirlenmediği, fiyatlara ve kurlara müdahale edildiği bir ortamda yatırım kararlarını ne kısa dönemde ne de uzun dönemde faizler tek başına etkileyemez. Yatırımcı, böyle bir ortamda risklere yani reyting notlarına ve CDS primine bakar. Bu ikisine müdahale imkânı olmadığı için gerçekleri oradan görür ve yatırım kararını ona göre verir. Çünkü faiz gerçeği yansıtmamaya başlamıştır. Bu durumda yatırım kararları ilginç bir şekilde risklerin bir fonksiyonu halini alır:

I = f (R) Ceteris paribus

Bu anlattıklarımdan iki sonuç çıkar: (1) Ceteris paribus varsayımı kaldırıldığında mutatis mutandis konumuna geçilebilmesi için piyasanın kabul edilebilir müdahaleler (mesela merkez bankasının faizleri yönlendirmesi gibi) dışında bir müdahale altında olmaması gereklidir. Eğer bu durum geçerli değilse yani faizlere, fiyatlara ve kurlara müdahale ediliyorsa o zaman mutatis mutandis konumuna geçilmez onun yerine bambaşka bir fonksiyonel ilişki ortaya çıkar: I = f (R.) (2) Bir sosyal bilim olan ekonomi bilimi normal koşullara göre geliştirilmiş görüşler çerçevesinde ele alınır ve anlatılır. Eğer bir ülkede normal olarak kabul edilen koşullar (örneğin faizlerin, fiyatların, kurların serbest piyasada biçimlenmesi) söz konusu değilse bu durum ekonomi biliminin yetersizliğini değil o ülkenin kural dışılığını gösterir. Bu durumda teoriyi değil ülke uygulamasını sorgulamak gerekir.