Sizi listelerde görmüşler

  • 12.04.2011 00:00

Çokça aynı tabloları görmüş...

Çokça aynı yorumları duymuş...

Çokça aynı şeyleri yaşamış deneyimli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, gündemi her daim siyasetin belirlediği, siyaseti de aday adayı listelerinin şekillendirdiği bir tempoda, kimin gidip kimin kaldığını beklemeden yazımın başına oturdum...

Çünkü ben, arzu ettiğimiz Türkiye’nin, gelen ya da giden aday adayları üzerinden değil, 12 Eylül siyasal sisteminin yerine, gerçek bir halk egemenliğinin konulmasından hareketle ivme kazanacağını düşünenlerdenim...

***

Listelerin belirlenmesinden çok önce, milletvekili aday adaylarına birkaç seminer verdiğim “Temel Stratejik Araştırma ve Danışmanlık Merkezi”nden aldığım elektronik bir mesajda, “Özlenen Meclis Analizi” başlığı altında, giden Meclis’in analizi ile “olması gerekeni” birlikte değerlendirmemi isteyen bir taleple karşılaştım...

***

Onlara da şu kısa değerlendirmeyi yazdım:

“Şu anki meclis profili nedir?

Ya da olması gerekenle ilgili öneriler ne olabilir? Tabii ki bu soruları Meclis’teki insanlar değil, onları formatlayan ‘siyasal sistem’ cevaplıyor... O halde öncelikli olarak ‘siyasal sisteme’ bakalım: Siyasi Partiler Kanunu 12 Eylül’den...

Düşünün ki ‘eskileri’ silerek yarattığı nispi umudu Ergenekoncuları listelerine koyarak torpilleyen CHP dışında kısmi ön seçime bile başka hiçbir parti yanaşmadı...

Ayrıca... Seçim Yasası 12 Eylül’den...

‘Halk iradesini’ temsil eden Millet Meclisi’nin çalışma biçimini belirleyen Meclis İç Tüzüğü 12 Eylül’den...

Bir de buna hiçbir ülkede eşi menendi olmayan yüzde 10’luk seçim barajını koyun...

***

12 Eylül, siyaseti liderler üzerinden kontrol etmek istediği için, zaten o güne kadar pek işliyor sayılmayan parti içi demokrasiyi kurumsal olarak iyice yok etti ve siyaseti tamamen liderler sultasına dönüştürdü...

Yukarıdaki listeye bu gerçeği de ekleyin...

Bu tablodan, gerekirse ‘fikir ve ilkeleri’ uğruna siyaseti bırakacak birilerinin siyasete girmesine olanak veren bir resim çıkar mı?

***

Siyasal sistem değişmez ise Meclis’e kim girer ise girsin resim de değişmez...

Siyasal sistemi konuşmayıp değişim beklemek bizim bu toprakların aşamadığı talihsiz bir kısır döngüdür... Zaten farklı olsa, ‘sivil siyaset’ olduğunu iddia eden anlayış otuz yıldır bu kadar rahatlıkla 12 Eylül’ün siyasal rejimini hiç rahatsız olmadan kabullenir hatta çıkarına görür müydü?

Bu tablodan ‘yeni’ çıkar mı, otuz yıldır cuntacıların oluşturduğu siyasal yapı ile sorunu olmayanların ‘değişimi’ ne kadar köklü, ilkeli ve sistemli olabilir?

Zaten gerisi de laf...”

İstedikleri metne bunları yazdım...

***

Dünden beri ortalığı birbirine katan onca siyasal gürültüye rağmen gene de düşüncem bu...

Listelere girmeyenler öfkeli, girenler ise seçilip seçilemeyeceklerini tartıyor... Aday listelerindeki yerlerini garanti görmüyorlar ise öfkeleri devam ediyor, daha seçilecek bir noktalarda ise bu kez de seçim sonuçları için endişeleniyorlar...

Bunların hepsi nihayetinde kişisel ikbal hesapları...

Olmasa, 12 Eylül’ün siyasal yapısı otuz yıldır arsızca sürmezdi... Sistemle kavga eden yok, o sistemde Meclis’te var olmak isteyenlerse istemediğim kadar fazla...

***

Çokça aynı şeyleri yaşamış deneyimli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, gündemi her daim siyasetin belirlediği, siyaseti de aday adayı listelerinin şekillendirdiği bir tempoda, kimin gidip kimin kaldığını beklemeden yazımın başına oturdum...

Varsayın ki sizi listelerde görmüşler...

Siyasal sistemin belirleyicisi olamayıp, mevcudun figüranları olarak kaldıktan sonra ne olur ki?

12 Eylül’ün mevcut siyasal sisteminde ise başka türlüsü de zaten olası değil...

O halde nedir? Yakaya takılan altın bir rozet, bele takılan bir tabanca ve “sayın milletvekilim” selamı mı?

İstediğiniz bu kadarcıksa, hayırlı olsun.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar