Somalili madenciler

  • 25.08.2011 00:00

Bundan iki yılı aşkın bir süre önce, ‘Başbakanla trende sohbet’ başlıklı yazımda, hızlı trenin Ankara-Eskişehir etabından izlenimler yazmıştım

Yazının ilk satırları şöyleydi:

“Ve hızlı tren yola koyuluyor... 

Yirmi yıl önce öğrenciyken, Fransa’da büyük sürat yapan ‘hızlı tren’ ile Dijon’a bir gösteri seferinin yolcusu olarak gittiğimi hala anımsıyorum... 

Hızlı tren beni sadece Ankara’dan Eskişehir’e değil, otuz yıl önceki o günlere de götürdü.”

Aynı yazının sonu ise şöyleydi:

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la hızlı tren seyahatinde demiryollarındaki modernleşme atılımlarını, Nisan başındaki G-20 toplantısını ve seçimin hemen ertesinde yapacağını söylediği anayasa değişiminin kapsamını da konuştuk.

Ama benim aklım... 

Otuz yıl önceki Fransa’daki hızlı trenin bugün orada geldiği düzeye bizim nasıl ve ne zaman ulaşacağımızdaydı…”

Önceki gün, Ankara-Konya Yüksek Hızlı Tren Hattı’nın hizmete girdiğini görünce, otuz yıl öncesinin Fransa’sındaki hızlı trenin bugün orada geldiği düzeye epeyce uzaktan da olsa biraz daha yaklaşmış olduğumuza sevindim.

Gerçekten de 612 kilometrelik eski tren hattındaki yolculuk 10 buçuk saat sürerken, 309 kilometrelik yeni hızlı tren hattında bu süre sadece bir buçuk saate iniyor…

Bu, geri kalmışlığın insanlarımızın yaşamından çaldığı hayatların gecikerek ve sınırlı da olsa, en azından Ankara-Konya hattında iadesi anlamına gelmekte…

* * *

Ne var ki…

Ankara-Konya hattında insan yaşamlarından çalınan saatler bir ölçüde iade edilirken, bazı sektörlerdeki insan hayatları çok soğukkanlı ve şaşırtıcı bir duyarsızlık ve aldırmazlıkla topyekûn imha edilmeye devam ediyor…

Maden ocaklarındaki kazalarda ölen işçi sıralamasında dünyada üçüncü, Avrupa’da ise ilk sıradayız…

Çünkü maden işçilerinin ölmesini önleyecek yatırım, bile bile öldürülen işçilere verilen tazminatlardan çok daha pahalı…

Madencilik, kan parasına üretim yapılan bir sektör gibi…

Oradaki işçilerin de Somalililerden farkı yok…

 * * *    

Zonguldak’ta, 17 Mayıs 2010’da meydana gelen ve 30 madencinin öldüğü grizu faciasıyla ilgili ikinci bilirkişi raporu açıklandı…

25 Haziran 2011 tarihinde tamamlanarak Zonguldak Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilen 16 sayfalık raporda, ‘12 dakikada ocaktaki metan gazı oranının yüzde 4’ün üzerinde seyrettiği, patlama olasılığının çok yüksek olduğu bilindiği halde, acil kaçış planının uygulanmadığını anlamak mümkün değildir’ denilmekte...

* * *

Raporu okurken, maden işçilerinin de henüz tarımdan işçiliğe geçemediğini bir kez daha üzülerek gördüm.

Örneğin, ocağa girerken yanlarına karbonmonoksit maskelerini almamışlardı…

Ayrıca, Türkiye Taşkömürü İşletmeleri, taşeron firmayı ‘ocaktaki sensörlerin yerleri ve bağlantılarıyla oynanması, metan sensörlerinin sıfır ayarıyla oynanması ve işçilerin lambahanede düzensizliğe yol açıp ocağa piknik tüpü sokmak istemeleri nedeniyle’ uyarmıştı…

Raporda, ‘bu durum Yapı-Tek işçilerinin disiplinsiz ve eğitim konusunda önemli eksikliklerinin bulunduğuna işaret etmektedir’ deniliyordu…

* * *

Maden ocaklarında acz içeren vahşeti görünce de otuz yıl öncesine geri gittim…

Sıkı bir maden ülkesi olan Fransa, otuz yıl önce çağın geldiği teknolojik düzeye denk düşmediği için ocaklarını kapatmıştı.

Biz ise yüz yıl önce Emile Zola’nın Germinal isimli romanında anlattığı proleter işçi portresine bile ulaşamamıştık…

Bu kez de otuz yıl önceki Fransa’daki düzeye bizim nasıl ve ne zaman gelebileceğimiz sorusu içime dert oldu…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar