Uluslararası Sistem AKP’nin Biletini Kesti Mi?

  • 15.10.2013 00:00

  AKP ‘milli görüş gömleğini’ üzerinden çıkardığını söylediğinde, kendine ‘muhafazakâr-demokrat’ yeni bir ‘kimlik’ oluşturmuştu.

Muhafazakâr demokrat anlayış siyasette uzlaşı kültürüne dayanıyordu.

Muhafazakâr demokrat anlayış demokratik siyaset zeminini her türlü sorunun aktarıldığı, tüm toplumsal taleplerin yansıtıldığı ve doğru ile yanlışın test edildiği bir platform olarak görüyordu.

Muhafazakâr demokrat anlayışa göre dayatmacı ve baskıcı, otoriter ve totaliter anlayışlar kabul edilemezdi.

Muhafazakâr demokrat anlayış sınırlandırılmış ve tanımlanmış bir siyasal iktidardan yanaydı.

Muhafazakâr demokrat halk egemenliğine dayanan siyasal meşruiyet ile anayasa ve evrensel normlara dayalı hukuki meşruiyeti önemsiyordu.

Muhafazakâr demokrasi hukuk devletinin gereği, siyasal iktidarın ve tüm kurumların yasal çerçeve ile sınırlandırılmasına inanıyordu.

Muhafazakâr demokrasi devletin ideolojik bir tercihle kendini dogmatik bir alana hapsetmesinin savunulmaması gerektiğini söylüyordu.

Muhafazakâr demokraside devlet asli fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir yapıya sahip olmalıydı.

Ama o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular aktı…

Bu söylemden elde kalan ne?

Elde kalan tatara titiri…

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx


Hâlbuki başlangıçta nasıl da umutlanmıştık…

Bundan on üç yıl önce, AKP’nin doğum sancıları uç verdiğinde şöyle yazmıştım:

“Türkiye’nin yeniden bir darbe yaşaması ve militarizmin güç kazanması Erbakan’ın hataları yüzünden oldu.
Ama yaşamın öyle bir diyalektiği var ki Erbakan’ın darbeye verdiği bu gizli destek, kendisinin siyaset yaptığı tabanın da umulandan daha hızlı dönüşmesine, ‘demokrasinin’ önemini anlamasına yol açtı.

Fazilet Partisi’nin tabanı, insanların inançlarını rahatça yaşayacakları en garantili ortamın demokrasi olduğunu fark etti.

Eskiden referans ‘İslam’dı, şimdi her türlü inanç ve düşünce için referansın ‘demokrasi’ olduğu anlaşılmaya başlandı”.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Gerçekten de cami-kışla çıkmazını aşacak yegâne formül demokrasiydi:

“Müslümanların kendi inançlarına uygun bir yaşam tarzını sürdürmelerini ve bu yaşam tarzını başkalarına zorla dayatmadan kendi bireysel özgürlüklerinin peşinden gitmesini demokrasi sağlar.

Başkalarına kendi inancını dayatmak, diğerinin ‘günah işleme hakkını’ elinden almaya kalkmak, ancak totaliter ve otoriter bir rejim getirir. Ya da mevcut ‘otoriter ve totaliter rejim’ eğilimlerini kışkırtır.

Demokrasiyi batıdan gelen sahte ve suni bir referans olarak görmek, çoğulculuğu başka amaçlara hizmet edecek bir araç sanmak bir sonuç getirmediği gibi, çok büyük bir kitleye de çok haksız bir fatura çıkarttı.

Şimdi görüyoruz ki Müslümanlığın demokrasi ile bağdaşması halinde, kendini ifadesi, diğer tüm düşünce ve inançlar gibi büyük bir güvenceye kavuşur.

‘Müslüman-demokrat’ olmanın en temel noktası, ‘ideolojisiz bir devletten’ yana olduğunu açıkça ortaya koymaktır.

Bireysel özgürlüklerin çoğalımı, ancak devletin herkese eşit mesafede hizmet vermesi ve hukukun etkinliğini gözetleyen odak olması ile mümkündür.

Eğer birileri ‘din devleti’ peşinde koşarsa, başka birileri de ‘askeri devlet’ peşinde koşar.

Ama bir ‘din devleti’ ya da ‘askeri devlet’ yerine, yeryüzünün gelişmiş ülkelerindeki gibi bireysel özgürlüklerinin peşinde koşarsanız, o zaman bunun gerçekleştirmenin aracı ‘ideolojisi sadece demokrasi olan bir devlet’ aygıtıdır.

Demokrasi, evrensel hukuk kurallarından başka bir şey değil.

Demokrasinin nihai halini tanımlayan ‘Paris Şartı’nın hayata geçmesi halinde, Türkiye bütün takıntılarını çözer.

Devlet de halkıyla kanlı bıçaklı olmaktan çıkar, çünkü o da özünü, tek parti anlayışından, çoğulcu bir demokrasiye doğru dönüştürmüş olur.”

xxxxxxxxxxxxxxxxx

AKP iktidarının ilk yıllarında bu umudu pekiştiren bir tutum takındı ve önemli adımlar attı, ciddi reformlar yaptı.

Ancak epeydir o dönemlerden eser yok…

AKP eskiye rücu etti.

Son dönemlerdeki uygulama ‘muhafazakâr-demokrat’ kimlik özellikleriyle taban tabana zıt. Gerçekten de ağır bir ihanet söz konusu.

Erbakancı bir Milli Görüş adeta o ilk başlarda laf olsun diye söylenmiş gibi duran ‘muhafazakâr-demokrat’ ilkelere nanik yapıyor.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Başbakan Erdoğan uluslararası sistemin kendisini gözden çıkardığı konusunda ciddi endişelere sahip gözüküyor… Tavır ve söylemlere de bu endişe fazlasıyla yansıyor…

Ama asıl endişe duyulması gereken konu, AKP’nin muhafazakâr-demokrat tanımlamasından Müslüman-Sünni damgalı Milli Görüş noktasına nasıl savrulduğu?

Benzeşmeyenleri yok sayan fanatik bir uçuruma nasıl düştüğü…

Başbakan ve AKP bu büyük savrulma üzerine düşünüp akıl yorsa, belki de bir arada yürüyen iki kişiden, yollardan, parklardan, bahçelerden, statlardan da korkmayacak…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar