Diyarbakır’dan Geliyorum

  • 4.03.2015 00:00

 Organizasyonunu Altan Tan’ın yaptığı, ‘Nasıl Bir Ortadoğu, Nasıl Bir Türkiye ve Nasıl Bir Kürt Çözümü’ başlıklı konferansa katılmak üzere Diyarbakır’a gitmek için yola koyulduğumda, medya, hükümetle HDP’nin ortak açıklamasının ‘önemi’ ve ‘tarihselliğini’ aralıksız bir şekilde tekrarlayıp duruyordu.

Dinleyen herkes de hiç şüphesiz ve tartışmasız Kürt Sorunu’nun çözümünün finale geldiği düşüncesiyle umutlanıyor, seviniyordu.

İstanbul’dan uçağa bu hava içinde bindim.

Diyarbakır’a indiğimde de, uçağa binerken medyadan yayılan havanın karşılığını bulacağımdan adeta emindim.

xxxxxxxxxxxxxxxxx

Ne var ki Diyarbakır’a indiğimde, bizim medyada an başı tekrarlanan bu ‘tarihsel’ gelişmenin yaratmasını beklediğim coşkuya hemen rastlayamadım.

Ama az sonra karşılaşacağımızdan emindim.

xxxxxxxxxxxxxxxxx

Sabah Diyarbakır’ı yeniden keşfe çıktık.

Altan Tan gezdirdikçe, Diyarbakır’ın nasıl değişip zenginleştiğini, yaygın bir orta sınıfa sahip olduğunu, eski anlayışlarla bu yeni sosyolojinin açıklanamayacağını görüyordum.

Belli ki Diyarbakır taleplerinden asla vazgeçmemişti ama bu taleplere bir an önce demokratik yöntemlerle kavuşma arzusu içine girmişti.

Keskin bir şekilde değişen bu kadim kentin beklentisi, samimi bir çözümdü.

Ne dolandırılmak, ne de yeniden sert bir savaşa girmek istiyordu.

Sadece ve sadece demokratik hakkını talep etmekteydi.

xxxxxxxxxxxxxx

Ne ki aradığım coşkuyu, medyanın ‘tarihsel’ damgasını vurduğu gelişmelerin yansımasını bulamadım, hatta tam tersine, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın hükümetin çözüm sürecinde zerre kadar umut vermediğine yönelik açıklamalarını duyup dinledim.

Ardından başbakan gibi davranmayı fütursuzca sürdüren Tayyip Erdoğan’ın “İmralı’ya gidenlerin yaptığı açıklamalar farklı, Eş Başkan’ın yaptığı açıklama farklı. Burada iki maymun oynanıyor” tepkisi geldi.

İstanbul’daki iklim değişmişti.

xxxxxxxxxxxxxx

Gene de beklediğim coşkulu nabzı Cahit Sıtkı Tarancı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen panele gelen katılımcılarda bulacağımı düşünmeye devam ettim.

Dört saate yakın toplantıda böyle bir ‘nabız’ tutamadım.

Üstelik Erdoğan-Demirtaş polemiği büyüyordu…

Partisinin Batman il kongresinde konuşan HDP lideri Demirtaş, “biz AKP’yi gerileteceğiz, bundan şüpheniz olmasın. Tekrar edeyim, AKP’nin bu ülkeye demokrasi getireceğine dair zerre kadar inancım yoktur” demekteydi.

Hükümete, sokağa sıkıyönetim getireceği yorumlarının hedefindeki İç Güvenlik Paketi’ni geri çekme çağrısında bulunan Demirtaş, “dünkü ortak açıklama, parlamentodaki yasanın geri çekilmesini gerektiriyor.

Katliam yasasını asla onaylamayacağız” diyordu.

“Burada iki maymun oynanıyor” diyen Erdoğan’a da, “Sayın Cumhurbaşkanı, bizden AKP propagandası bekliyorsanız avucunuzu yalarsınız” diye seslenen Demirtaş, şöyle devam etmekteydi:

“İki maymunmuş, hakaret. Aynen iade ediyorum. Ayrıca o iki maymun değil üç maymun. Demek birini yine götürmüşsünüz. Götürmeye alışmışlar ya.”

xxxxxxxxxxxxxxxxx

Panel sonrası olup biteni anlamaya çalışarak insanlarla konuştum.

Kandil uzmanları bana, hükümetle HDP’nin ortak açıklamasından hemen önce gelen KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu’nun açıklamalarını anımsattılar.

O açıklamalara geri döndüm

Karasu şunları söylüyordu:

“Anlaşılıyor ki HDP Heyeti AKP’nin uygun gördüğü bir açıklama yapacak, Hükümet de bu açıklamayı doğru bulduğunu söyleyecek. Bu da tabii bir kurnazlıktır. Hükümet ve devlet hiçbir taahhüt altına girmeden sadece

HDP’yi ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni taahhüt altına sokan bir açıklama yapılması peşindedir. Bunun da kabul görmeyeceği açıktır.”

“Önder Apo da Kürt Özgürlük Hareketi de defalarca Kürt sorunu çözülürse silahlı mücadeleye gerekçe kalmayacağını ifade etmiştir. Biz de hala bu noktadayız. Türk devleti sorunu çözsün, adımlar atsın yarın bile kongreyi toplayıp Türk devletine karşı silahlı mücadeleyi durdurma kararı alabiliriz. Ancak AKP Hükümeti’nin ve Türk devletinin, bırakalım Kürt sorununda adım atması ve sorunun çözümünü sağlaması, müzakereye yanaşması bile söz konusu değildir. Müzakerenin koşullarını bile oluşturmamıştır. Önder Apo’nun müzakere için önerdiği hiçbir koşul yerine getirilmemiştir.”

xxxxxxxxxxxxxxxxx

Bu farklı ve birbiriyle çelişen resmi açıklamaların ardında olup biteni daha da berraklaştıran gelişmeler neydi?
Son İmralı-Kandil-İmralı ring seferlerinde neler yaşanmıştı?

Son seferde Kandil ne demişti, İmralı’da ne olmuştu?

Kulislerde cevapları aldıkça, olup biteni daha iyi anlıyordunuz.

İstanbul medyasının coşkulu havası, Diyarbakır’da puslu bir çelişki yumağına dolanıyordu.

xxxxxxxxxxxxxxxxx

Diyarbakır, daha fazla özgürlük ve refahın bir an önce kalıcı bir şekilde gelmesini istiyordu.

Siyasal iktidarın, içine düştüğü sıkışıklığı aşmak için dolaplar döndürdüğü ve diktatöryal başkanlık için senaryolar düzdüğü endişesi ise bu beklentiyi zedeliyordu.

xxxxxxxxxxxxxxxxx

‘Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı’ diye sorulur, eğer mesele ‘çözüm süreci’ ise galiba çok gezen daha çok biliyor.

Şu sıralarda Diyarbakır’ı gidip görmekte, oradaki insanları dinlemekte büyük yarar var.

Hem Ankara’da söylenmeyen birçok gerçeği öğreniyor, hem de samimi olmayanın kalıcı da olamayacağını bir kez daha görüyorsunuz.

xxxxxxxxxxxxxxxxx

Diyarbakır’da bir kere daha gördüm ki Kürt Sorunu’nun kalıcı çözümü gerçek bir demokrasidedir. Kürt meselesini çözmek isteyen Türkiye’ye demokrasiyi getirir.

Olan demokrasiyi de geriye götürerek bu iş kalıcı biçimde çözülemez.

Demokrasi getirmeden çözüm oluyormuş algısı yaratmaya çalışmak, demokrasisiz bir çözüm olacağı inancını yaymaya uğraşmak, Demirtaş’ın dediği gibi, ‘maymun hırsızlığından’ başka işe yaramaz.

http://www.gazete360.com/Yazarlar/mehmet-altan/diyarbakir-dan-geliyorum/2296

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar