• 17.06.2021 06:39
  • (236)

1980-1990 yıllarını bitirirken , on yıllık resme şöyle bütünlüklü bakmaya ihtiyaç var. Dünü bugüne taşıyan temel konu ya da sorunların başlangıcı da bu yıllar çünkü. Hem genel havayı koklamak, hem de o belli başlı konuları hatırlatarak, on yılı tamamlamak, bugünü de daha iyi anlamak açısından önemli bence. 

***

Daha önce görmüştük… 12 Eylül 1980 sonrası bütün ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Cumhuriyet tarihinin çok büyük bölümünde zaten hep sıkıyönetimler var. 1983 yılında seçimler yapıldı. 1983 yılından sonra kademeli olarak bazı illerde sıkıyönetime son verildi. 12 Mart 1987 yılında ise tamamen kaldırıldı. Ancak, sıkıyönetimin kaldırıldığı bazı illerde, özellikle Güneydoğu’da Olağanüstü Hâl ilan edildi. OHÂL’in de kaldırılması ise 2002 yılını buldu.

***

1980 darbesi, sıkıyönetim, olağanüstü hâl yönetimi, askerî iklimdeki bir anayasa ve hukuk rejimine rağmen, 15 Ağustos 1984 tarihinde PKK Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerine büyük bir baskın düzenledi. O baskından bu yana da onca insanın ölümüne yol açan bu kanlı sorun çözülemedi.

***

1980-90 döneminin çok önemli ve bugüne uzayan bir gelişmesi de AB sürecinin start almasıdır. O on yıl içinde Avrupa da Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan (AET) Avrupa Birliği’ne (AB) geçti. 12 Eylül 1980 darbesi Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Türkiye arasındaki ilişkilerin dondurulmasına yol açtı. 1983 yılında çok partili seçimlerin yapılması üzerine Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeniden canlandı. 14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye resmen tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa Birliği'yle bütünleşmenin ilk aşaması olarak Türkiye 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği'ne girdi. 1987 tarihindeki resmen tam üyelik başvurumuza rağmen AB tam üyeliği de çözülemedi…

Geriye dönük bir taramanın büyük bir faydası da, Türkiye’nin düzelmez zaaflarını görmeye yaraması. Bunlardan biri, belki de ilki sorun çözme yetersizliği… Lanetlenmiş gibi hep aynı sorunlar etrafında yaşamı yok ediyoruz.

***

Bu on yılı panoramik bir incelemeye tâbi tutarken, yüz yıllık bir geçmişi olan Kürt Basın Tarihi'nin bu süreçte ivme kazandığını görüyoruz…
İlk Kürt gazetesi 22 Nisan 1898 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’de, Midhat Bedirhan tarafından Arap alfabesiyle ve Kürdistan Gazetesi adıyla yayımlanıyor. 22 Nisan'ın Kürtlerin Basın Günü olarak kutlanması da bu yüzden...

Gazetenin 15 günde bir çıkacağı duyuruluyor. Ama yayımlanması ve devamı pek de kolay olmuyor... Midhat Bedirhan, sürgünde geçen hayatının çalkantısına rağmen gazetenin çıkması için büyük çaba sarf ediyor. Gazetenin ilk beş sayısı Mısır’da, 6.-19. sayıları Cenevre’de, 20.-23. arası sayılar Londra’da, 24.-29. arası sayılar Folkston’da, 30. ve 31. arası sayılar ise Cenevre’de yayınlanıyor.

İlk sayısından sadece sekiz gün sonra, gazetenin daha ikinci sayısı çıkmadan, II. Abdülhamit tarafından Osmanlı topraklarına girişi yasaklanıyor.

***

İlk Kürt matbaası konusunda ise farklı tarihler var. İlk Kürt matbaası, Ekrem Cemil Paşa tarafından Diyarbakır’da kuruluyor. Ekrem Cemil Paşa bu matbaada Kürtçe Gazi (Haykırış) adlı gazeteyi çıkarıyor. Ama...

1908 yılında İstanbul’da Ramiz ve Mutkili Halîl Hayali’nin kurdukları matbaanın, genel olarak ilk Kürtçe matbaa olduğunu kabul görüyor.

Modern anlamda Kürt matbaasının asıl kurucusu ise Hüseyin Huznî Mukriyanî'dir. Mukriyanî, 1915 yılında Halep’te modern bir matbaa kurmuş ve Kürtçe eserler basmıştır.

***

Kürtçe çok zorluklar ve yasaklarla karşı karşıya kalıyor. Türkiye'de bugün bile bazen “bilinmeyen bir dil” gibi çok incitici bir muameleye maruz kaldığını unutmayın. Bu nedenlerle velut bir yayın serüveninden söz etmek mümkün değil...

***

Ancak... Kürt medyasında 1980'den sonrasında dikkat çekici bir gelişmeye rastlanıyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde, Avustralya ve Amerika’da birçok Kürtçe gazete, dergi ve ders kitapları yayımlanıyor.

Kürt Basın tarihi uzmanları İsveç’te 1985 yılından 1990 yılının sonuna kadar Latin harfleriyle 485 kitabın Kürtçenin Kurmancı lehçesinde basıldığını vurguluyor. Yine o yıllarda İsveç’te yaklaşık 50 dergi yayımlandığı belirtiliyor. Gene İşveç'te Kürtlere ait dört beş matbaa var, halen bu matbaalarda Kürtçe eserler basılıyor. 

***

Aynı yıllarda Türkiye’de de Kürt medyası alanında bir gelişme gözleniyor... Dergi ve gazeteler basılıyor. Son yıllarda ise şartlar zorlaşıyor. Kürtçe basılan kitap sayısı çok azalırken, Kürtçe eserlerin okunmasında da düşüş görülüyor.

***

Bir devlet desteği olmamasına, hattâ tam tersine baskı olmasına rağmen Sorani lehçesinde beş yüz bin adet yayın olduğunu hatırlatan Kürt basın tarihçileri, 1898’den şimdiye kadar 123 yıl geçmesine rağmen istenen gelişmenin sağlanamamasını da birtakım nedenlerle açıklıyor:

1- Kürtlerin dört ülke, hattâ Rusya’yı da katarsak beş ülkede bölünmüş olması, 

2- Kürtlerin bir devletinin olmaması ve birçok alanda Kürtlerin bir devlet desteğiyle yürüyen medyalarının olmaması, 

3- Farklı alfabeleri kullanıyor olmaları, 

4- Sosyal anlamda okuma oranının düşük olması, 

5- Kürtçede dergiler ve gazeteler çıkarılmasına rağmen maalesef yeterli bir okuyucu kitlesi bulmaması, 

6- Kürtçenin pazar noktasında müşteri bulamaması, 

7- Kürtçe alanında hâlâ anadilde eğitimin temin edilememiş olmaması.

***

Sıkıyönetimler, Olağanüstü Hâller, Kürt Sorunu, AB tam üyelik serüveni, Kürtçe konusu… 30 yıl öncesinin toplu fotoğrafı bu. Sorunu çözemeyince, hep aynı sorunlarla yaşayan bir ülkeyiz. Toplu fotoğrafta demokrasi hiç olmadı, bazen yarım yamalak göründü. Baş köşeye otursa bu donmuş sorunlar buharlaşıp giderdi. Refah ve özgürlük yoksunu olmazdık. Barış içinde zengin ve mutlu yaşayabilirdik.