• 15.05.2021 07:00
  • (94)

Yeni bir yüzyılla birlikte yeni çağlara yelken açtığımızı düşünürken, acı gerçekler hepimizi uyandırmaya başladı. Amerika kıtasından dünyaya salgılanan şiddet ve savaşçılık bir yandan,  coğrafyasını kana ve şiddete bulayan çarpık milliyetçilikler bir yandan, huzursuzlukları her gün daha fazla körüklüyorlar. Bir de derin devletlerin ve yüzeysel kapitalizmin birlikte oluşturdukları tıbbi ve parasal salgınlar var. Bilim gelişti diye ümit ederken, adeta büyücülük gelişiyor.

Eski bayramlar
Eski bayramları öylesine özlüyorum ki... Yeniköy'de yarısı Türk yarısı Rum olan İstanbullular'la kutlardık bayramları. Cami bayram namazında tabii ki dolardı. Daha sonra herkes en yeni giysileri ile ortaya çıkardı. Rumlar da, bizim bayramımızı kutlarlardı. Kurban Bayramı'nda biz etleri dağıtırken Rumları da ihmal etmezdik. Onlar da paskalyalarında bize tatlılar gönderirlerdi.

Farklı dünya
Neticede Ortadoğu coğrafyasının özelliği çok ulusluluk değil miydi? Dünyanın merkeziydi bu coğrafya ve hemen hemen bütün uygarlıklar ya burada doğmuş ya da buradan geçmişlerdi... Milliyetçiliğe asla engel değildi bu çok ulusluluk. Neticede insan sevgisi, ileri uygarlık ve gelişmiş refah gibi hedefler herkesi birleştirirdi.

Her şeyin sonu var
'nun o büyülü dönemi 1955'in 6-7 Eylül gecesi sona erdi. Artık Anadolu Rumları Yunanlı olmaya yönelmişlerdi. Çünkü biz de onları istemiyorduk. Bugün ise, dehşetle İsrailliler'in Filistinli Araplara yönelik şiddetini izliyoruz. Sanki bu insanların aynı coğrafyada yaşamaları mümkün değilmiş gibi bir tablo var ortada. Bizim 1955'te yaşadıklarımızın daha büyük çaplısı, bugün  ve  topraklarında sahneleniyor. Ama ne İsrailli Yahudiler ne de Filistinli Araplar için başka bir coğrafya var...
Keşke Netanyahu'lar, Trump'lar, Biden'lar falan hiç olmasalardı... Ama onlar da var, biz de varız. Üstelik birlikte yaşamaya mahkumuz.