Çok talihsiz zamanlardayız, siyasi partilerin kapatıldığı, siyasetçilerin karga-tulumca cezaevine gönderildiği, bir dönemin düşünce ve ifade özgürlüğüne kelepçe vuran o ünlü 141., 142. ve 163. Maddelerin tarihin tozlu sayfaları arasında kaldığını sanıyorduk.

Ama yanılmışız… Yıl 2021; iktidar bloğunu oluşturan partiler koro halinde HDP’nin kapatılmasını, vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılarak cezaevine gönderilmesini istiyorlar. Bu bir akıl tutulmasından başka ne olabilir ki… Sadece 1960’dan bu yana 26 siyasi parti kapatılmış. Bir dönem “Milli Görüş gömleği”ni çıkartarak başka bir istikamete yönelen AK Parti’nin bugün kapısına gittiği Milli Görüş’ün tam dört partisi kapatılmış. Aynı şekilde bugünkü HDP’nin de neredeyse bütün partileri kapatıldı.

Peki partiler kapatılıp kapılarına kilit vurulunca, zihinlerdeki düşünceler de yok edilebiliyor mu?

Henüz bütün despotik yönetimler dahil hiçbir dönemde düşünceleri, inançları zihinlerden kazıyacak bir aygıt icat edilemediği içindir ki insanlar farklı düşüncelere, farklı inançlara ve farklı kimliklere sahip olmaya devam ediyorlar. Ama şu da bir gerçek ki otoriter yönetimler de doğası gereği iktidarlarını sorgulayanları, itiraz edenleri ve eleştirenleri hizaya sokma girişiminden asla vazgeçmemişlerdir.

Bu tarihin kadim bir döngüsüdür denilebilir, ama hiçbir yönetimin tarihsel tecrübeleri yok sayarak modern zamanlarda toplumlarına yaşanabilir bir yönetim modeli oluşturması da mümkün değildir.

Ünlü yazar Aldous Huxley “Tarihten alınabilecek en büyük ders insanlığın tarihten ders almamasıdır” der.

Maalesef AK Parti iktidarı geçmişte bizzat kendisinin de öznesi olduğu mağduriyetlerden, seçilmişlere yönelik ‘siyaset mühendisliği’ projelerinden ve düşünceye yönelik baskılardan sanki hiç ders almamış gibi görünüyor. Oysa yakın siyasi tarihimizde yaşanan tecrübeler göstermiştir ki muarızlarını yok etmek ve neredeyse onların nefes almasını bile engellemeye dönük tüm ‘siyasi mühendislik’ projeleri de, siyasetin zeminini tahrip eden hileli girişimler de sonunda iktidarların kendi ayağına kurşun sıkmaktan öte bir anlam ifade etmemiştir.

Bugün herkesin gözü önünde HDP üzerinden sergilenen “vesayet” oyunu, her ne kadar terörle mücadele gerekçesine dayandırılıyor olsa da, esas itibariyle muhalefetteki “demokrasi ittifakı”nın alanını daraltmayı amaçlamaktadır. Kısacası, her geçen gün kan kaybeden AK Parti-Bahçeli-Perinçek ittifakı demek istiyor ki: Madem biz kaybediyoruz, muhalefet de kazanmasın. Hatırlatmakta yarar var; üzerinden 6-7 yıl geçmiş Kobani olayları üzerinden yürütülen fezlekeler çok tehlikeli bir süreci başlatabilir. Bu girişim yarın, geçmişte FETÖ lideri ile boy boy resim çektiren, ona methiyeler düzen siyasetçiler için benzer şekilde fezlekelerin yolunu açarsa kimse şaşırmasın…

Kuşkusuz muhalefetin, iktidarın kaybetmesini istemesi ne kadar normalse, iktidarın da muhalefetin kazanmamasını istemesi o kadar normaldir, burada anormal bir durum yok… Esas tehlikeli olan terörle mücadelenin siyasete alet edilerek, terörle mücadele gibi en hayati konunun bile kutuplaştırmaya vesile kılınmasıdır.

Evet siyaset önemlidir, problemlerimizin çözümünde siyasetin devrede olması elzemdir. Bu açıdan bakıldığında siyasetçilerin mücadeleleri de demokrasilerde sıhhat işaretidir. Ancak siyasi partilerin bir bölümünü yok etme anlayışı üzerine bina edilmiş, toplumu tam ortasından bölen kutuplaştırıcı siyaset de bir felakettir. Maalesef iktidarın terörle mücadeleyi hoyratça kullanarak muhalefeti adeta terör sevici gibi gösterme siyaseti sadece vicdanları yaralamakla kalmıyor, toplumdaki bir arada yaşama azmini de yok ediyor.

Belli ki iktidarın kutuplaşma siyasetinden vazgeçmek gibi bir niyeti yok. İşte tam da bu noktada muhalefete düşen; AK Parti-Bahçeli-Perinçek koalisyonunun sahnelediği “vesayet” oyununda yer almamasıdır. İYİ Parti lideri Meral Akşener’in bu konudaki itidalli ve demokrat duruşu takdire şayandır.

Öyle anlaşılıyor ki bu itidalli duruş, iktidar mahallesinin bütün ayarlarını bozmuş durumda. Bu yüzden de artık hiçbir ahlaki ve vicdani bir kural tanımıyorlar. Sosyal medyada Akşener’le ilgili başlatılan çirkin kampanya karşısında “Batsın böyle siyaset” demekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden…

Neyse ki Meral Hanım’ın, vicdanlarını askıya alanlarla ilgili söylediği sözler yüreğimize su serpti. Siyaseti kirletenlerin yüzü biraz olsun kızarır mı bilemem ama, Akşener’in şu sözleri çok ama çok anlamlı… “Allah’ım sen ne büyüksün. Beni vesile kılıyorsun. Kereste gibi yaşam formlarına, erkek demeye midem kalkıyor. Onların yüzünün iğrenç olduğunu, her birinin ne kadar korkak olduğunu göstermeye beni vesile kıldın. Sana şükürler olsun Allah’ım.”

  • Abone ol