• 10.04.2021 07:26
  • (169)

 Türkiye hiçbir dönemde dış politika anlamında böylesine bir çaresizliğe mahkum ve mecbur kalmamıştı. Epey bir süredir hukuk devleti nosyonunu kaybettiğimiz için adaletin terazisi adalet dağıtamaz hale gelmiş bulunuyor. Daha da vahim olanı; yargının üzerine düşen siyaset gölgesi yüzünden kimse neden ve niçin yargılandığını, neden hiçbir karar verilmeden yıllarca tutuklu olarak cezaevinde tutulduğunu bile bilmiyor.

En tabii ve de anayasal hakkı olan ‘fikir özgürlüğü’ hakkını kullananların bile gözaltına alındığı, tutuklandığı bir ülkenin ayağını yere sağlam basması, onurlu bir dış politika üretmesi mümkün olabilir mi?

İçeride böylesine umutsuz ve de güvensiz görüntü sergileyen bir ülkenin, dış dünyada başını dik tutacak bir dış politika izlemesi elbette mümkün değildir, ayrıca eşyanın tabiatına da aykırıdır. Suriye’de Hiçbir rasyonel akla, diplomatik gerçekliğe dayanmayan ve sadece hamasetle yürütülen politikanın sonuçları ortada; tek kelime ile kaybetmenin dayanılmaz yalnızlığı… Çok haklı olduğumuz Doğu Akdeniz meselesi bir başka kaybediş hikayesi… Libya’da giriştiğimiz maceranın sonuçlarını ise iktidar bile bilmiyor.

Ama buna rağmen, iktidar bütün bu “kaybet-kaybet” politikalarını “Milli şahlanış” ve “Kurtuluş Mücadelesi” sloganıyla bir başarı hikayesi olarak pazarlayabiliyor. Herhalde bu bir Türk mucizesi olsa gerek…

Şu günlerde çaresizliğin de sınırlarına dayanan Türk dış politikası, bu ülkeyi seven herkesi derinden yaralayan bir karamsarlık tablosuna dönüşmüş bulunuyor. Mesela bütün dünyanın duyarlılık gösterdiği Uygur meselesinde Türkiye’nin sessizliğe gömülmesi… Çin rejiminin her geçen gün büyüyen zulmü karşısında dünya itiraz etmeye devam ediyor ama Türkiye’deki siyasi iktidarın, izahı mümkün olmayan bir umursamazlıkla zulümler karşısında sessizliğini sürdürmesi hepimizin başını öne eğdiriyor.

Maalesef bütün dış politika alanlarında kaybetmeyi bir başarı hikayesi gibi sunma becerisini gösteren iktidar, Çin konusunda sınıfta kalma hali ile ilgili nedense şu ana kadar bir hikaye uydurabilmiş değil. Kabul etmek gerekiyor ki en fazla reaksiyon göstermesi beklenen AK Parti ve MHP gibi iki partinin sessiz kalması, doğal olarak insanların zihinlerinde farklı endişelere ve sorulara yol açıyor. Bu sessizlik bir bedel ödeme midir? Bilmediğimiz neler oluyor ki, Cumhur İttifakı’na mensup hiçbir yetkili çıkıp rejimin Uygurlara uyguladığı zulme dair tek kelime edemiyor?

İşte dış politikada yaşanan bu akıl tutulmasının yarattığı atmosfer Çin Büyükelçiliği’nin, Uygur Türklerine yapılan zulmü eleştiren İYİ Parti lideri Meral Akşener ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı hedef alarak Çin’deki zorbalığı Ankara’ya taşıması konusunda cesaretlendirmiştir.

Ama öyle anlaşılıyor ki Çin yönetimi için bu da yeterli olmamış, Akşener ve Yavaş’ı üstü kapalı tehdit etmesinin ardından skandal açıklamalarına bir yenisini daha ekleyerek pervasızlığını sürdürdü. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lijian ‘Türkiye’de bazı kişilerin teröristleri ve Çin içinde ayrılıkçılığı teşvik ettiğini’ ileri sürerek tehdit dilini devam ettirdi. Yani açıkça Türkiye’yi tehdit etti.

Talihsizliğe bakın ki ne AK Parti, ne de MHP bu kez de Perinçek’in patronuna yönelik tek bir cümle kurmaya bile cesaret edemediler. Artık biliyoruz ki Anayasa ve İç Tüzüğe rağmen fişlenmelerin önünü açan güvenlik yasa teklifiyle ilgili parlamentonun kararını tanımayarak millet iradesini yok sayıyorsunuz, Anayasa Mahkemesi’ni kapatma nutukları atıyorsunuz, keşke biriniz de çıkıp “Eyyy Çin…” diyerek yarım bir cümlecik kurmayı deneyebilseydiniz.