• 21.04.2021 06:25
  • (178)

Yeni rejimin matematiksel zorunluluğu ile yani 50+1’le hiç ilgilenmiyorum. Zira meselenin bu boyutunu zaten AK Parti kendisi bilerek ve isteyerek tercih etti.

Esas tehlike yasamanın, yürütmenin ve yargının tek elde toplanması… Bir ülke ister gerçek anlam başkanlık sistemiyle, isterse parlamenter sistemle yönetiliyor olsun, eğer yetkiler tek elde toplanmışsa o ülkede demokratik bir sistemden söz edilemez.

Maalesef şu ana kadar nasıl bir sistem olduğu bir türlü anlaşılamayan “Türk tipi” rejimle Türkiye ciddi anlamda zaman ve enerji kaybediyor. Mesela son günlerin en yeni skandalı ile Türkiye’yi okumaya çalışalım. Belediyeler aracılığı ile gri pasaport üzerinden bir bakıma insan kaçakçılığı yapılıyor, ama olayın sorumluları ortalarda yok. Oysa normal bir hukuk devletinde belediyeler, valilikler ve İçişleri Bakanlığı bu tür konularda doğrudan sorumludur. Ancak yeni sistemde kurumlar yok edildiği için herkes kafasına göre takılıyor. Çünkü onlara hesap soracak bir merci yok, öyle anlaşılıyor ki yargı da kendi inisiyatifiyle bir işlem başlatamıyor. Sadece tepeden bir işaret gelirse, kurumlar ona göre vaziyet alıyor ve ancak hareket edebiliyorlar.

Dolayısıyla böyle bir sistemde biyonik bir göze sahip olsa bile cumhurbaşkanının il, ilçe ve kasaba belediyelerinde ya da başka bir devlet kurumunda yapılan usulsüzlüklere anında müdahale etme imkanı yoktur, isterse cumhurbaşkanı Süpermen olsun… Bu işleri cumhurbaşkanı dışında kontrol edecek başka bir kurum da olmadığına göre, ülke Allah’a emanet demektir…

Günlerdir Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervinin nereye gittiğini öğrenmeye çalışıyoruz. Ama bir Allah’ın kulu çıkıp da toplumu ikna edici bir açıklama yapmıyor. Bazı AK Parti genel başkan yardımcıları, cumhurbaşkanlığı danışmanları kendilerinin bile inanmadığı “Para orda duruyor, bir yere gitmedi” türü açıklamalarla top çeviriyorlar.

Şimdi anlıyoruz ki Merkez Bankası, Hazine ile bir protokol imzalamış ve Hazine 128 milyar doları devlet bankaları eliyle satışa sunmuş. Hazine Bakanı Lütfü Elvan “Yöntem eleştirilebilir ama, yolsuzluk yok” diyor ve hemen ekliyor: “Ben geldim ve bu satışı durdurdum.” Böylece 128 milyar dolarla ilgili bugüne kadar yapılan işlemlerin yanlış olduğu bizzat Hazine ve Maliye Bakanı tarafından teyit edilmiş oluyor. Bu tablo karşısında doğal olarak insanlar, devlet bankalarına transfer edilen Merkez Bankası rezervlerinin satılmasına kimin talimat verdiğini öğrenmek istiyor. Bu konuda İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu’nun sorusu son derece net: “Hangi amaca hizmet etmek için ve hangi tarihlerde, bu dövizleri kaça sattınız?”

Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Kerim Rota“Hazine Maliye Bakanı’nın söylediğinden anladığım; TCMB rezervlerini ve rezerv yönetimini tamamen hazineye devretmiş. Hangi seviyeden, ne zaman, ne kadar satılacağına karar veren birisi de, kamu bankasının ekranı başında oturanlara emir verip, kafasına göre takılmış. Tebrikler” değerlendirmesinde bulundu. Gelecek Partisi’nden İbrahim Turan’ın değerlendirmeleri ise daha da düşündürücü: “Sürekli bir açıklama yapma çabası içinde lafı dolaştırıp duruyorlar. Sürekli geri oynayan, kendi yarı sahasında top çeviren futbol takımı gibi bir halleri var. Neden mi? Yapılan iş dehşet verici de ondan...”

Bu arada DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Merkez Bankası’nın eriyen rezerviyle ilgili 130 milyar dolar hesapladıklarını bu rakamın geriye gidilmesi halinde daha da yükseleceğini ileri sürdü ki bu, tablonun daha da vahim olduğuna işaret ediyor.

Haydi hafızalarımızı tazeleyelim, hani “pudra şekeri” ile başlayıp kokainde karar kılan bir AK Parti genel merkez elemanı vardı, nerede kaldı bu vatandaş bilen var mı?

Peki para çantalarıyla poz veren vekilin danışmanı nerelerde kaldı dersiniz…

Görüldüğü gibi “Türk tipi” rejimde her hafta yeni bir skandalla uyanıyoruz, ama sonra hiçbir şey olmamış gibi her şeyi unutuyoruz ve “ekonomimiz uçuyor” şarkısını söylemeye devam ediyoruz…

Aslında bu tablodan en çok rahatsız olması gereken AK Parti, zira toplumun vicdanını yaralayan pudra şekerli parti elemanlarının, valiz dolusu paralarla poz veren vekil danışmanlarının, izah edilemeyen 128 milyar dolarların, Avrupa’ya insan kaçıran belediyelerin faturası sonuçta AK Parti’ye kesilmektedir. Herhalde hiçbir iktidar toplum nezdinde bu tür skandallarla anılmayı ve de her geçen gün itibar kaybetmeyi istemeyecektir.