• 2.06.2021 08:45
  • (192)

Son 30-40 yıllık siyasi tarihimizde bir bakıma siyaseti dizayn etmek üzere farklı yöntemlerle siyaset mühendisliği projelerinin üretildiğini hepimiz biliyoruz. Değişik mahfillerde hazırlanan bu projeler çoğu kez başarılı olmasa da siyasetin zeminini tahrip ettiği bir vakıa.

Ama şu da bir gerçek ki siyasetin genetiği ile uyuşmayan bu tür karışık işler, hiçbir şekilde hazırlayanlara fayda sağlamamıştır. son günlerde de yine akla ziyan siyaset mühendisliği projeleriyle garip işler sahnelenmeye çalışılıyor. Geçmişte bu yollara tevessül edenler projelerini genellikle asker ve yargıya atıfta bulunarak pazarlamaya çalışmışlardı. Ancak her seferinde mühendislik projesini yürütenlerin ipliği sandıkta pazara çıkmış oluyordu.

Şimdi devreye sokulmaya çalışılan siyasi mühendislik projeleri öylesine acemice yapılıyor ki, muhtemelen sandığa kadar bile ömrü olmayacak… Çünkü öylesine küçük aparatçıklar kullanılıyor ki dokunsan yıkılacaklar, o yüzden de insan üflemeye korkuyor.

Güya Millet İttifakı, seçimlerde başarılı olmaları durumunda HDP’ye de hükümette yer vermek üzere gizli pazarlıklar yürütüyorlarmış. Peki nereden çıktı bu pazarlık işi dersiniz? Tabii ki üfürme kulislerden… Güya 5 yıldır cezaevinde olan Selahattin Demirtaş Ankara kulislerine avdet etmiş ve demiş ki: “Ortak cumhurbaşkanı adayı ve üç cumhurbaşkanı yardımcısı olacak. Bize bir cumhurbaşkanı yardımcılığı ve üç bakanlık verilecek. İçişleri, Milli Savunma ve Milli Eğitim’i bize vermezler. Dışişlerini de vermezler ama AB ile ilgili bir bakanlık ya da Kültür Bakanlığı gibi bir bakanlık olabilir.” Demirtaş’ın avukatının ifadesiyle “Demirtaş 5 senedir hangi kulise çıkmış da o sözleri söylemiş? Ne kulisi! Herkesi aptal mı sanıyorsunuz?”

Öyle anlaşılıyor ki muhalefette oluşan ve giderek toplumda geniş bir karşılık bulan demokrasi ittifakı, birilerinin uykularını kaçırıyor. Bu yüzden de muhalefet partisi liderlerinin her birinin en doğal siyasi faaliyetlerini belli olaylar üzerinden irtibatlandırarak gözdağı vermekte bir beis görmüyorlar. Mesela İYİ Parti lideri Meral Akşener’e Rize ziyareti vesilesiyle yapılan çirkin saldırı üzerinden “Dua et ki daha ileri gitmemişler” benzeri sözlerle gözdağı vermek bu projenin bir parçası olabilir mi? Hiç sanmıyorum ama, yine de birilerinin aklının köşesinde “Acaba bu muhalefeti nasıl yerli-milli yapabiliriz” hesapları yapılıyordur.

Hemen hatırlatalım, bu tür projeleri tasarlayanların siyasi tarihimizde yaşanan tecrübeleri okumakta bir sıkıntıları var. Çok uzağa gitmeye gerek yok 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerini iyi okusunlar yeter…

Ama boşuna zahmete girmesinler, bir nevi hizmet olsun diye biz onların yerine okuyalım. Bilindiği gibi o günlerde Türkiye’nin legal siyasi partileri CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi “terör destekçisi” partiler olarak suçlanmış ve vicdanları yaralayan bu ahlak dışı gösteri ile bütün oyların Cumhur İttifakına akacağı hayalleri kurulmuştu.

Yerel seçim öncesine ilişkin hafızalarımızı tazeleyelim;

-Burası İstanbul, burası Konstantinopol değil.

-Fatih’in torunları Bizans’ın torunlarına müsaade etmeyecek.

- Ekrem İmamoğlu seçimi kazanırsa İSPARK’ı HDP’ye verecek.

Ancak kaderin cilvesine bakın ki aynı 23 Haziran öncesinde AK Parti-MHP koalisyonu Hakkında Diyarbakır başsavcılığı tarafından 8 ayrı suçtan yakalama kararı bulunan ve kırmızı bültenle aranan Osman Öcalan’ın TRT’ye çıkmasını sağladı. Osman Öcalan burada kendisiyle yapılan röportajda İmamoğlu aleyhinde açıklamalarda bulundu. Dahası Abdullah Öcalan tarafından yazılan bir mektup yine TRT’de okutularak HDP’ye 23 Haziran’da tarafsız davranması çağrısı yaptırıldı.

Bütün bu alengirli işlerin sonucunda ne oldu dersiniz, tabii ki hezimet…

Talihsizliğe bakın ki aynı Cumhur İttifakı, bütün bu olup bitenlerden hiç ders almamış olmalı ki “küçük aparatçıklar” eliyle yine HDP üzerinden benzer bir senaryoyu yazıp sahneleme hayalleri kuruyorlar.