• 4.06.2021 07:21
  • (100)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Salı akşamı TRT ortak yayınında gazetecilerin sorularını cevaplandırdı ve henüz akıbeti belli olmayan 128 milyar dolardan sağlığa ve hayvan haklarına kadar pek çok konuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Benim açımdan konuşmanın en can alıcı noktası AK Parti tarafından hazırlanmakta olan 128 maddelik yeni anayasa çalışmasıydı.

Millet İttifakı’nın henüz bir anayasa çalışması yok ama Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP üzerinden muhalefete yüklendi ve şunları söyledi: “Bunların anayasa metninde millilik, yerlilik olmayacak. Çok açık net söylemem lazım, dağdaki PKK'lıyla mı milli bir anayasa yapacaksınız? Onların uzantılarıyla mı kalkıp bir anayasa metni hazırlayacaksınız? Bu milletin anayasası dediğiniz zaman bunun milli ve yerli bir boyutunun olması şart.”

Yani Cumhurbaşkanı demek istiyor ki “Siz ancak HDP ile birlikte anayasa çalışması yaparsınız…” Peki böyle bir çalışma yapmak suç mu? Elbette hayır, çünkü HDP de bu ülkenin legal ve yasal bir partisidir. Keşke bir gazeteci cumhurbaşkanına “Efendim 2011 yılında sizin talimatınızla Meclis’te AK Parti-CHP-MHP ve HDP’nin yer aldığı anayasa uzlaşma komisyonu önemli bir anayasa çalışması yapmış ve 59 madde de uzlaşmıştı, bu konuda ne söylemek istersiniz?” sorusunu sorabilseydi. Ama ne yazık ki hiçbir gazeteci böyle bir soru sormadı. Demek ki hafızayı beşer nisyan ile malulmüş… Muhtemelen cumhurbaşkanı da, gazeteciler de yakın tarihte yaşananları ya unuttular ya da hatırlamak istemediler.

Esas itibariyle söylemek gerekirse Cumhur İttifakı’nın bir anayasa hazırlama meşruiyeti bulunmamaktadır. Zira “her şey güzel olacak” diye pazarladıkları “Tür tipi” başkanlık rejiminin Türkiye’yi nasıl bir maceraya sürüklediğini bugün hep birlikte görüyoruz. Zira iktidarların hesap verilebilirlikten azade olan bu sistemde Türkiye, ekonomiden dış politikaya, yargıdan eğitime kadar her alanda kan kaybetmeye devam ediyor. Dolayısıyla ülkenin yeni bir maceraya tahammülü yok.

İttifak ortakları yeni rejimin sağladığı imkanları yeterli bulmamış olmalılar ki, halen anayasada var olan evrensel hukuk normlarının kısıtlamalarından biraz daha uzaklaşabilmek için “yerli ve milli” bir anayasa hazırlığına başlamış bulunuyorlar.

Her ne kadar Cumhur İttifakı parlamentoda anayasa yapabilecek aritmetik bir güce sahip olmasa da, “yerli-milli” anayasa çalışmaları başlatıyor olmaları bir zihniyetin göstergesi açısından değerlendirmeye muhtaçtır.

Öyle anlaşılıyor ki umutsuz bir girişim olmakla birlikte AK Parti-MHP-Perinçek koalisyonu “Türk tipi” rejimi taçlandırmak için Türk’e yakışan(!) bir anayasa hazırlamaya kararlılar. Oysa mevcut rejim Türkiye’yi zaten işlemeyen bir demokrasiye mahkum etmiş durumda. Zira bu sistem kuvvetler ayrılığına değil, kuvvetler birliğine dayanmaktadır.

Hal böyleyken Türkiye’yi tümden demokratik dünyadan uzaklaştıracak “yerli ve milli” bir anayasayla demokrasimiz tümden mazi olabilir.

Eğer yerli-milli anayasayla yapılmak istenen hukuki normlardan tümüyle kurtulmaksa, bu Türkiye için bir felaket senaryosunun başlangıcı demektir. Cumhurbaşkanının "Merkez Bankası parasının nereye gittiği sorulur mu?" sözlerinden de anlaşılıyor ki, yeni anayasayla birlikte artık vatandaşların iktidarlardan hesap sorması kesinlikle önlenecek demektir.

Kuşkusuz Cumhur İttifakı’nın bu yeni anayasa hayalinin gerçekleşmesi ancak bir mucizeyle mümkün olabilir. Diyelim ki erken ya da zamanında yapılacak bir seçimde toplum hafızasını tümüyle sıfırladı, Türk ekonomisinin uçuşa geçtiği kanaatine vardı ve Cumhur İttifakı’nı açık ara yeniden iktidara taşıdı.

İşte o zaman yapılacak yeni bir anayasayla hukuk, hesap verilebilirlik, şeffaflık tümden Türkiye semalarından uzaklaşır ve kimse “128 milyar dolara ne oldu?” benzeri iktidarları rahatsız eden sorular sorma gafletinde bulunamaz…