• 9.08.2021 07:18
  • (112)

Bir partinin 19-20 yıl kesintisiz iktidarda kalabilmesi öyle çok kolay başarılabilecek bir iş değildir. AK Parti’nin görüşlerine katılmayabilir, hedeflerini paylaşmayabilirsiniz, ama bunca yıl nasıl iktidarda kalabildiğini sıradan bir siyasi olay olarak göremezsiniz.

Dolayısıyla AK Parti’nin uzun iktidar döneminin hem siyasi açıdan, hem de sosyolojik olarak değerlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bazı ideolojik yaklaşımlarda olduğu gibi “AK Parti iktidara geldiği gün hangi siyasi anlayışa sahipse, bugün de aynı hedeflerin peşindedir” şeklindeki toptancı bir yaklaşım kesinlikle sağlıklı bir analiz olmayacaktır.

Sadece ilkeler üzerinden bakıldığında bile AK Parti’nin 19 yıl sonra nasıl bir antidemokratik savrulma yaşadığını, yeni AK Parti’nin kendi kurucu iradesinin artık çok uzağında olduğunu görmek mümkün.

Bir kere bu parti yola çıkarken “tek adam” partisi değildi, ortak akla itibar ediyordu, liyakat, şeffaflık ve en önemlisi de “hukukun üstünlüğü”nü temel hedef olarak belirlemişti. Oysa yeni AK Parti demokratik değerleri, liyakati önemsemiyor, özgürlüklerin askıda olanını seviyor, evrensel hukuk normlarına değil, ‘tek adam’ın işaretine ayarlı hukuka itibar ediyor.

Aslında bütün siyasi partiler zaman zaman yanlış duruşlar sergileyebilir, hatta hatalı politik tercihlerde de bulunabilirler. Bu çerçevede siyasi partilerin daha değişimci ve demokratik bir çizgiye evrilmeleri ayrıca önemli bir kazanımdır. Ama bütün kuruluş ilkelerini ve hedeflerini sıfırlayıp antidemokratik bir istikamete yönelmelerini akıl ve mantıkla izah etmek mümkün değildir.

İşte AK Parti şimdi tam da böyle bir süreci yaşıyor. Sanki birileri bu partinin genetiği ile oynadı ve bu yüzden de toplum vicdanını yaralayan bütün eylem ve söylemlerin odağı haline geldi.

Düşünün ki yangın felaketinin ilk günlerinde ormanlarımız, insanlarımız ve bütün canlılar yanıyor ama yangın söndürme uçağımız olmadığı için uzaktan seyrediyoruz. Bu arada sanatçılar, vatandaşlar belediyeler bölgeye yardımlar götürüyor, bizzat yangın söndürme faaliyetlerine katılıyorlar.

Ve doğal olarak insanlar: “112 yangın sebebiyle perişan olduk. Söndürmeye yetecek adette uçağımız yok. Lütfen bize yardım edin” şeklindeki Help Turkey başlıklı o Türkçe-İngilizce görseli paylaşarak yardım çağrısı yapıyorlar. Nitekim bir süre direnen iktidar da meselenin vahametini kavradı ve değişik ülkelerden yangın uçaklarını kabul etmeye başladı.

Ama sonra gördük ki memleket cayır cayır yanarken bu çağrıyı yapan sanatçılar, sivil insanlar hainlikle, dışarıdan talimat almakla, ajanlıkla suçlanmaya başlandılar. İktidar medyası tarafından “Siz hangi ülkenin sanatçılarısınız”“Bu neyin provası” benzeri manşetler bile atıldı.

Oysa AK Parti bu ülkede kimseyi ötekileştirmeyen ve herkesi kucaklayan bir dille bu milletin teveccühüne mazhar olmuş bir partiydi. Maalesef farklılıkları zenginlik olarak gören AK Parti’den, kendisi gibi düşünmeyenleri ‘hain’‘dış güçler’in ajanı olarak gören, etrafını liyakatsiz ve de çıkar odaklı çapulcuların kuşattığı AK Partili günlere geldik.

Bu öyle bir talihsizlik ki bugün hangi alengirli işin arkasına baksanız ya doğrudan AK Partili bir bakan, milletvekili, belediye başkanı ya da bu partinin etrafındaki kaçak gecekondulara yerleşmiş garip insanlarla karşılaşıyorsunuz.

Mesela organize suç örgütü lideri olarak aranan Sedat Peker, geçtiğimiz aylarda bakanlar, vekiller ve partililerle ilgili akıllara zarar iddialar ortaya attı ama bir tek yetkili çıkıp milleti ikna edici açıklama yapamadı. Sedat Peker son yaptığı paylaşımda Aleyna Çakır ve Esra Hankulu’nun şüpheli ölümlerine ilişkin soruşturmalarda gözaltına alınan sonra serbest bırakılan ve önceki gün tekrar tutuklanan Ümitcan Uygun’a ilişkin iyeni iddialarda bulundu. Peker, Ümitcan Uygun’un serbest bırakılmasının ardında İçişleri Bakanı Soylu’nun olduğunu iddia etti. Bu arada Ümitcan’ın babasıyla Soylu’nun birlikte resimlerini yayımladı.

Yeni AK Partiyle birlikte kendinde güç vehmeden öylesine bir tayfa var ki akıllara zarar… Mesela bir genç otomobilini arayan ve gözaltına alan polisleri sosyal medyadan “En fazla iki saate çıkarım ben, istediğiniz kadar uğraşın, bana haddimi bildirmeye çalışan hadsiz memur kardeşim şimdi yedim seni..” sözleriyle tehdit ediyor, serbest bırakılıyor. Ve ne hikmetse onun da Soylu ile birlikte resmi ortaya çıkıyor. Bir başka gün, AK Partili Urfa Akçakale Belediye Başkan Yardımcısı Navi Çokan ‘lanet’ diye nitelediği CHP’li siyasetçilerin asılması gerektiğini söylüyor.

Pudra şekerinden kokaine terfi eden AK Parti Genel Merkez çalışanı çılgın genci, Peker’den her ay 10 bin dolar alan vekili, Sezgin Baran Korkmaz’ın otelinde sefa sürenleri saymıyorum bile… Sizce bu kadar karışık ve izahı mümkün olmayan işlerin AK Parti çevresinde vuku buluyor olması, bizzat bu partiyi yönetenleri endişelendirmesi gerekmiyor mu?