• 10.11.2021 06:15

Siyasetin normal akışı içinde seyretmesinden rahatsız olan kesimler, bir takım ‘siyaset mühendisliği’ projeleri üzerinden sonuç almak için kirli bir siyaset iklimi oluşturuyorlar.

Bunun en son örneği İYİ Parti milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Meral Akşener’e hakaret eden şehit gencin ağabeyine yönelik Çirkin küfrü… Vicdan sahibi hiçbir insanın böyle bir küfrü kabul etmesi, hoş görmesi asla kabul edilemez. Nitekim Akşener olaya müdahale etmiş ve Türkkan’ı görevinden almıştır. Bu çerçevede dün grup toplantısında konuşan Akşener’in şu sözlerini özellikle Cumhur İttifakı bileşenlerinin dikkatle okumasında yarar var: “Evet Lütfü Türkkan bir hata yaptı ama olgunluk gösterip çıktı açık açık özür diledi, sorumluluğunu aldı. Teröristleri devletin televizyonuna çıkarıp konuşturanlar bize şehitlerimiz üzerinden ahkam kesemez.”

Evet milletvekilinin bu tavrını eleştirebiliriz, herkes de eleştiriyor zaten. Ancak bu durum, siyasette yaşadığımız kirliliği temize çekmeye yetmiyor. Mesela Cumhur İttifakı’nın bileşenleri “İşte şimdi muhalefeti suçüstü yakaladık, bunlar gençlerimizi şehit edenlerle aynı saftalar” gibi hakkaniyetle ve vicdanla izah edilemeyecek bir slogan siyaseti yürütüyorlar.

Bu öylesine bir kampanya ki şehitlerimiz üzerinden iktidar mücadelesi sürdürmeyi göze alacak kadar kirli. Oysa Türk siyasetinin son 30-40 yılında siyasi aktörler, neredeyse her seçim öncesi şehit ticareti yaptılar ama sonunda kimse kazanmadı, sadece Türkiye kaybetti…

Ve sonunda dönüp dolaşıp Türkiye’yi aynı kabus siyasetine mahkum ediyoruz.

Şimdi özellikle iktidar etrafında konuşlanan medya bütün muhalefet partilerine karşı kelimenin tam anlamıyla bir cadı avı başlatmış bulunuyor. Demokrasilerin özünü oluşturan ‘muhalefet’ düşüncesini ihanetle eşdeğer görüp şeytanlaştıran bu ilkel medya anlayışı, muhalefeti terörün ve dış güçlerin safında gösterecek kadar akıl ve izandan yoksun bir sefalet tablosu sergiliyor.

Neredeyse her şeyden muhalefeti sorumlu tutan şu ifadeleri nasıl bir vicdanla izah etmek mümkün olabilir ki…

Durdukları yer, kullandıkları siyasi dil, davranış örnekleri, savundukları tezler, ittifak halinde oldukları yabancı unsurlar, aldıkları talimatlar, Türkiye düşüncelerindeki sakatlıklar bundan daha da ürkütücüdür. Türkiye’yi durdurmak için ABD ve Avrupa’nın hazırladığı büyük projede kendilerine verilen rol.”

Eğer bugün şehit edebiyatı yapan kalemlerde birazcık vicdan olsaydı, yerel seçimleri kazanabilmek için Öcalan’ın mektubunun TRT’de okutulmasına ve yine Öcalan’ın kırmızı bültenle aranan kardeşinin TRT’ye çıkarılmasına karşı çıkar, yeri göğü inletirlerdi. Ama hepimiz biliyoruz ki o günlerde bu kirli görüntüleri görmezden geldiler. Şehitleri ve şehit ailelerini hiç hatırlamadılar. Muhtemelen Öcalan’ın iktidara destek vermesini vatanseverlik olarak görüyorlardı…

Galiba her vesileyle muhalefeti ABD ve Avrupa’nın ‘projesi’ olmakla itham edenlerin zihniyet yapısının analizi açısından bazı noktaların aydınlatılmasında yarar var.

Mesela Rusya İdlip’te 34 askerimizi şehit ettiğinde bu vatansever siyasetçiler, gazeteciler o günlerde neden suskunluğa gömülmüşlerdi? Zira İdlip’te katledilen o gençler de bizim çocuklarımızdı, bizim şehitlerimizdi… O gün Rusya’ya kaşını bile kaldırmaya bile cesaret edilemeyen suskunluğu bir ‘Rusya projesi’nin sonucu olarak mı okumamız gerekiyor?

Aslında demokrasiden nefret eden bu zihniyete karşı sorulacak çok soru var ama bugün değil… Yine de ülkedeki barış ve kardeşlik iklimini zehirlemek isteyenlerle ilgili birkaç soru sormak gerekiyor.

-İki sene önce Çubuk’taki şehit cenazesinde CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldıran ve sığındığı evi ‘yakın’ diye bağıranlar bir projenin ürünü olabilir mi?

-İY Parti lideri Akşener’e Rize’de hakaret edenler hangi mahfillerin projesiydi acaba?

-Ya sokaklarda milletvekillerini, gazetecileri döven ve hala ellerini-kollarını sallayarak aramızda dolaşanlar, onlar da ‘proje’ olabilir mi?

Bilelim ki sırf iktidar mücadelesi ve üç-beş oy için bütün bir toplumun vicdanını yaralayan bu kirli siyasetin kimseye yararı olmayacaktır.