• 26.11.2021 06:21

Dövizin çılgınca arttığı, paramızın pul olduğu ve ekonominin çöktüğü kabus günlerini yaşıyoruz. Aslında ekonomik krizden çok tam bir yönetim kriziyle karşı karşıyayız. Ekonomide ipin ucunu kaçıran iktidar çözüm üretemiyor ve çaresiz bir şekilde olup biteni sadece seyrediyor. Ne yazık ki bütün bir toplum olarak başımıza daha ne tür felaketler geleceğini endişeyle izlemekten başka bir şey de gelmiyor elimizden…

Ancak bütün bu felaketlerin esas itibariyle ‘hukuk devleti’ olma özelliğimizi kaybetmekten kaynaklandığını da bilmek gerekiyor. Eğer hukuk işlemiyorsa, ülkeyi yönetenler hesap vermekle yükümlü değilse gerek içeride, gerekse dış dünyada ‘güvenilir ülke’ olma vasfınızı da kaybetmişsiniz demektir. Ve doğal olarak böyle bir ülkeye hiçbir yabancı yatırımcı gelmeyeceği gibi ihtiyacınız olan krediyi de ancak Londra tefecilerinden temin edebilirsiniz. Maalesef hukuk güvenliğini kaybettiğimiz için tefecilerden bile artık kredi bulamaz haldeyiz.

Bu çerçevede geçtiğimiz haftalarda Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın “cübbesiz yargılama” uyarılarının altını çizmekte yarar olduğu kanaatindeyim. Gerçi o günlerde kimsenin pek ilgisini çekmemişti ama AYM Başkanı Arslan “Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı” sempozyumunda yaptığı konuşmada diyordu ki: “Cübbeyle siyaset olmaz ancak cübbesiz yargılama da olmaz.”

Bu sözler çerçeveletilip herkesin duvarına asılmayı hak edecek kadar değerli ve yargının hali pürmelalini anlatması açısından da gerçekten yürek yakıcı. Zira yargının siyasallaşması öylesine derin bir yara haline dönüştü ki ‘cübbesiz yargılama’ neredeyse hukukun bir parçası haline geldi.

Arslan’ın da açıkça belirttiği gibi Anayasa Mahkemesi’ne göre, ‘masumiyet karinesi’ bir kişinin bağımsız bir mahkeme tarafından delillerin serbestçe araştırılması suretiyle maddi hakikate ulaşması sonucu ancak suçlu kabul edilmesini öngörmektedir. Daha da önemlisi yargılama süreçlerine hiçbir şekilde yönetim erkinin gölgesinin bile düşmemesi gerekir.

Zira yönetim erkinden gelebilecek ima niteliğinde bir işaretin bile hem yargı bağımsızlığıyla hem de masumiyet karinesiyle bağdaşması mümkün değildir. Unutmayalım ki henüz suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşmemiş bir kişinin suçlu kabul edilmesine yönelik tutum ve davranışlar, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini zedelemektedir.

Maalesef son yıllarda ülkeyi yönetenlerin, yargının işleyişine dönük siyasal söylemleri Türkiye’nin hukuki görünürlüğünü ve yargı bağımsızlığını derinden yaralamaktadır. Kuşkusuz bu konuda pek çok örnek var, ama sadece birkaçını hatırlatmak bile yargı sistemimizin ne halde olduğunu gözler önüne sermeye yetecektir. Mesela Osman Kavala Gezi davasından beraat ettiği gün cumhurbaşkanı “Bir manevra ile onu beraat ettirmeye kalktılar” ifadesini kullanmıştı. Acaba bu ‘hayır, siz cezaevi dışına çıkamazsınız’ anlamına mı geliyor? Eğer böyleyse bu insan hakları ihlalidir.

Yine aynı şekilde büyükelçilerin Kavala bildirisi sonrasında ‘’Soros artığı üzerinden bize ders vermek haddinize mi?’’ ifadesi de yargı bağımsızlığı açısından izaha muhtaç bir durumdur.

İktidar erkinin yargıya istikamet verme çabasını anlamak için İçişleri Bakanı Soylu’nun günlük konuşma ajandasına bakmak bile eminim yeterli olacaktır. Malum hukuk ve adalet kavramlarıyla arası pek hoş olmayan bakanımız geçtiğimiz günlerde, metruk binalara ilişkin muhtarlara “Sen gece yık, mahkeme kararı arkadan gelsin” şeklinde talimat vererek adalet anlayışında yeni bir çığır açmıştı!

Her ne kadar Adalet Bakanı Abdülhamit Gül on gün sonra yaptığı açıklamada “Biz yapalım hukuk arkadan gelsin’ değil, hukuk önden yürüsün biz ona göre kendimizi ayarlayalım anlayışı içerisindeyiz” diyerek Soylu’ya hukuku hatırlattıysa da eminim değişen bir şey olmayacaktır.

Yargımızın bağımsızlığı(!) konusunda o kadar çok örnek var ki say say bitmiyor. En son yine İçişleri Bakanı Soylu İsrailli turistleri “Cumhurbaşkanımızın konutunun fotoğrafını çekmişler. Sadece bununla da yetinmemişler aynı zamanda buraya yoğunlaşmışlar. Bununla da yetinmemişler aynı zamanda işaretlemişler” diyerek yakalatıp casusluktan gözaltına aldırmış, savcı da ‘casusluk’ suçu icat ederek hapse attırmıştı. Sonunda İsrailli yetkililer devreye girdi ve mahkeme casus değil, turist olduklarına karar vererek serbest bıraktı…

Herhalde dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar hızlı çalışan bir yargı sistemi yoktur, bu yüzden de bütün dünya bize hayran!...