• 11.07.2017 00:00
  • (1623)

 15 Temmuz kalkışmasına ne demek lazım?

Adını koymamız gerekir..

Darbe girişimi desek; öncekilerle uyuşmuyor..

12 Eylül’le alakası yok..

27 Mayıs’tan farklı..

***

15 Temmuz’u sadece o geceyle sınırlamamak lazım..

15 Temmuz’da sadece asker yok..

Tamam o gece asker ayaklandı ama örgüt askerle sınırlı değil..

Hakimi var.. Savcısı var..

Polisi var.. Valisi, kaymakamı, bürokratı, eğitimcisi, akademisyeni, işadamı, esnafı, doktoru var..

Her meslekten adamı var..

Her alana uzanan kolu kanadı var..

Kılcal damarları var..

***

Sadece biz değil dünya böyle bir yapılanma görmedi..

Devlet içinden devlet çıktı demeyeceğim..

Devlet içinden şeytan çıktı..

***

FETÖ şeytani örgütlenme..

Adalet getireceğiz kılıfıyla yargıyı yerle yeksan ettiler.. Saygınlığını sıfırladılar..

Askeri vesayeti kaldıracağız diye ordunun altını oydular..   

Polisi ele geçirip, orantısız güç kullanarak barışçıl gösterileri çığırından çıkardılar..

İstihbaratı ele geçirip devleti dinlediler.. Başbakan’ı, Genelkurmay Başkanı’nı, kilit görevde olan herkesi..

Tezgâh kurup kozmik odaya girdiler; devletin ciğerinin röntgenini çektiler..

Daha sayayım mı?

***

İş dünyasında hükümdarlık kurup kendilerinden olmayana hayat hakkı tanımadılar..

Kendilerine biat etmeyen esnafı iflasa sürüklediler..

ÖSYM’yi ele geçirip on binlerce gencin hayatını kararttılar..

Bürokraside kumpas kurarak binlerce kişiyi saf dışı ettiler..

Daha sayayım mı?

***

15 Temmuz’a sadece darbe girişimi dersek doğru tahlil yapamayız..

Bir kere..

Darbe girişimi değil, özel kuvvetleri kullanarak iç savaş çıkarma girişimiydi..

Şeytanın son hamlesi!.

***

250 şehidimiz var.. Üzülüyoruz, keşke olmasaydı diyoruz.. Ama bir yer de iyi ki oldu da diyoruz..

Devletin içindeki şeytan çıktı..

***

Düşünün devletin içindeki şeytan kendini beş yıl, on yıl daha gizleseydi ne olurdu?

Büyük ihtimalle..

Devlet şeytanlaşacaktı!..

***

15 Temmuz’u ben böyle okuyorum.. Devletin içinden şeytanın çıktığı gün diyorum..

‘Adalet’ kimin sorunu!

Bu işte bir terslik vardı.. Anlaşılamayan bi durum..

Daha doğrusu izah etmekte güçlük çekilen..

Adını Fehmi Koru koydu..

***

Terslik dediğim durum şu.. Yasama organının bir parçası olan parti adalet diye yollara dökülüyor..

Yani..

Kuvvetler ayrılığının üçüncü ayağının uygulamalarına tepki gösteriyor..

Anayasa Mahkemesi Başkanı susuyor..

Yargıtay Başkanı susuyor..

Danıştay Başkanı susuyor..

Yani yürüyüşün muhatabı olan kesimin çıtı çıkmıyor..

Kuvvetler ayrımının üçüncü ayağı tıs pıs!.

***

Yerine..

Yürütme organının başı tepki gösteriyor..

Yürütme organının başı karşı çıkıyor..

Kuvvetler ayrımının ikinci ayağı..

***

Demokrasilerde yasama-yürütme-yargı birbirinden bağımsız organlar değil mi?

Evet..

Adalet yargının sorunudur; yürütmenin değil..

Adaleti yargı dağıtır, yürütme değil..

Hatırlayın..

Geçmişte yürütmenin başı zaman zaman yargıdan şikâyetçi olmuştu..

Yargının aldığı kararları eleştirmişti..

***

Sadece yürütme değil, yasama da yargıdan şikâyetçi olabilir..

Mesela, yasaları katı yorumlamasından, haksız uygulamalarından..

Mesela, milletvekilinin tutuklu yargılanmasından..

Ama yasama organının başı susuyor..

Yasama dert etmiyor..

Yürütme devreye giriyor; yargıyı haklı buluyor..

***

Karışık bi durum diyeceksiniz… Değil..

Demek ki; kuvvetler ayrımı kavramı buhar olmuş..

Yerini kuvvetler birliğine bırakmış..

Diğer kuvvetler yürütmenin arkasında hizalanmış!...