• 22.06.2019 00:00
  • (1187)

 İstanbul seçimi, belediye başkanı seçiminin kapsamını aştı...

İktidar kanadının 31 Mart için 'bu seçim beka seçimidir, Türkiye'nin bekasını oylayacağız' yaklaşımının da ötesine geçti...

Sınırlar zorlandı...

Başka anlamlar yüklenmesine zemin oluşturdu... Pazar gecesi itibariyle farklı değerlendirmeler yapılmasına kapı açtı...

Birincisi... Cumhurbaşkanı Erdoğan son virajda sahaya inerek, CHP adayı İmamoğlu'na karşı kendisini de ortaya koydu...

Yarış, Binali Yıldırım / Ekrem İmamoğlu yarışının dışına taştı...

Cumhurbaşkanı'nın doğrudan İmamoğlu'nu hedef alan açıklamalarıyla; Erdoğan/İmamoğlu yarışına dönüştü...

Sanki olası başkanlık/Cumhurbaşkanlığı kapışmasının ilk raundu haline geldi...

Şimdi diyecekler ki; 31 Mart'tan önce de Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı şapkasıyla devredeydi... Partisinin lokomotifiydi... Kampanyayı omuzlayan kişiydi...

Tamam da mücadele birebir değildi... Erdoğan Trabzon seçiminde de işin içindeydi, Adana, Mersin, Kars, Hakkari, Edirne seçiminin de... 81 İlde vardı...

Şimdi ki durum farklı... Seçim sadece İstanbul'a yapılıyor... Cumhurbaşkanı da İmamoğlu ile kafa kafaya seçim yarışına girdi... Kayıp kazanç hesabı buna göre yapılacak...

Haa, bu arada Cumhurbaşkanı eski Başbakan'ını yetersiz bulmuş olmalı ki seçime dört/beş gün kala sahaya inmek zorunda kaldı...

*

Gelelim ikinci meseleye...

Geçmiş seçimlerde HDP'ye oy veren çoğunluğu Kürt seçmen 31 Mart'ta İmamoğlu'nu tercih etti...

Demirtaş hapisten çağrı yaptı, HDP'ye gönül veren İstanbul bu çağrıya uydu...

AKP'yi yönetenler HDP'nin CHP adayını desteklemesine çok farklı anlamlar yüklediler... CHP'yi PKK ile işbirliği yapmakla suçladılar...

CHP'nin Kandil'den gelen talimatla hareket ettiğini iddia ettiler... Teröre destek veren parti yaftası yaptılar... Neredeyse terör örgütü ilan edeceklerdi!..

CHP'ye bu yaftayı vuranlardan biri de Sabah gazetesinin Ankara temsilcisiydi... Ama dünkü yazısında terörist başı Öcalan'ın mektubunun biran önce yayınlanması çağrısı yaptı...

Neden? İmralı'dan gelen mektupta ne var? İktidara en yakın gazetenin önemli mevkiinde oturan kişi neden mektup açıklansın çağrısı yaptı?

Şundan; terörist başı Öcalan HDP seçmenine 'tarafsız kalın çağrısı yapmış' da ondan... Yani, Öcalan CHP adayı İmamoğlu'na oy vermeyin demeye getirmiş...

Sabah gazetesinin Ankara temsilcisini Öcalan ile görüşen mektubu açıklayın diye bastırmasının nedeni buymuş...

Nitekim, dün akşam A.A ajansı tarafından Öcalan'ın çağrısı haberleştirilerek yayınlandı...

(Dikkat... Müsadenizle bir parantez açtım... AKP'li hukukçulara soruyorum... Devletin resmi ajansı; PKK teröörgütünüönder dediği kişinin demecini habermiş gibi yayınlıyor... A.A için, bilerek isteyerek değil ama teröörgütünün propagandası yaptı yorumu yapabilir miyiz?)

*

(Müsadenizle bir parantez daha açayıp bu mevzu derin... Eğer, muhalif bir gazeteci İmralı'dan gelen mektup açıklansın diye yazı döşenseydi, neler olurdu neler. O kişi nasıl topa tutulardı, nasıl yaftalanırdı, PKK ile nasıl irtibatlı/iltisaklı sayılırdı... Savcılar nasıl durumdan vazife çıkarırdı... İktidar sözcüleri kıyma makinasını devreye sokarlardı... Tahmin etmek zor değil... Neyse bu ayrı bir yazı konusu; siyaset sosyolojisinin ilgi alanı, seçim sonrasına bırakalım... Fırsat olursa döneriz değerlendiririz)

*

Gelelim işin finaline... İmralı'daki Öcalan da, hapiste tutulan Demirtaş da İstanbul'da yaşayan HDP'ye gönül vermiş Kürt seçmene çağrı yaptı...

Demirtaş; İmamoğlu'na oy verin dedi...

Öcalan tarafsız kalın çağrısı yaptı/yaptırıldı... Yani İmamoğlu'na oy vermeyin... Sandığa gitmeyin demiş oldu...

Pazar günü bu durumu da oylayacağız...

Pazar akşamı bu halde masaya yatırılarak tartışılacak...

Gündem şimdiden belli... Pazar gecesinin televizyon tartışmalarının konusu şu...

BİR: Erdoğan mi kazandı, İmamoğlu mu? (Bakın Yıldırım demiyorum o dün itibariyle devre dışı)

İKİ: HDP'li seçmen Demirtaş'ı mı dinledi, Öcalan'ın çağrısına mı uydu?

Alın size Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek gülle gibi iki konu...