• 27.09.2019 00:00
  • (980)

 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu 23 Haziran seçim sonuçlarını değerlendirirken böyle demiş; “Benim zaferim bir uyarıdır...”

Uyarı kime?

Güç bende, her şey iki dudağım arasında” diyeneymiş... Yani merkezi iktidara... Yani yürütmenin yegane temsilcisine, yani Cumhurbaşkanı'na...

Uyarı sadece İstanbul'dan gelmedi... Ankara, İzmir, Hatay, Adana, Mersin, Antalya, Eskişehir, Çanakkale ve tüm Trakya'dan da geldi... Bolu'dan da geldi...

Asıl mesele şu; yürütme bu uyarının farkında mı? Seçim sonuçlarını doğru tahlil edebildi mi? Seçmenin bu tepkisini okuyabildi mi? Ne mesaj verdiğini algıladı mı?

Zannetmiyorum!..

İktidar partisi de, ortağı MHP de yerel seçimi beka seçimi ilan etmişti... Bahçeli yeni rejimin onaya sunulacağını ima etti... Rejimin yerli yerine oturması, istikrarın sağlanması, rejim bunalımı çıkmaması için oy istedi...

Ama istediği oyu alamadı... Almış gibi yaptılar, seçimi kazanmış gibi yaptılar ama durum öyle değildi... Seçmen yeni rejime destek vermedi... Seçmen yürütmenin tek kişiden oluşmasını, tek kişilik iktidarı sevmediğini, benimsemediğini ilan etti...

Denilecek ki ekonomi etkili oldu... Doların tırmanışı, enflasyonun yükselişi, işsizliğin had safhaya ulaşması belirleyici oldu... Seçmen cüzdanında ki yangın nedeniyle AKP'ye sarı kart gösterdi...

İyi güzel de ekonomi bu duruma nasıl geldi? İktidarın yegane temsilcisi ustalık dönemini yaşadığını söylüyor... Pusula neden şaştı?

Diyecekler ki: “Döviz/faiz/enflasyon üçgenini zıplatan, cüzdanlarda yangın çıkartan dış güçler. Dış güçlerin Ankara'yı boyun eğdirme çabasıdır.”

İnanırsanız; evet... Gerçeği sorgularsanıız; hayır...

Türkiye'ye yabancı yatırımcı gelmiyor... Yerli yatırımcı elini cebine atmıyor, riske girmek istemiyor... Sıcak para bile uğramaz oldu...

Neden?

Algı şu; Türkiye'de her şey bir kişinin iki dudağı arasında... Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bir gecede hayat değişebilir... Torba yasayla bir gecede farklı bir ekonomik hayat başlayabilir... Başkanın bir direktifiyle yargı (savcı/hâkim) hukuku bir kenara bırakabilir... Direktifle karar verebilir... Avrupa Türkiye'yi böyle görüyor...

Bu algıyı değiştirmek için ne yapmamız lazım?..

Çözüm belli; rejimi değiştirmek... Kuvvetler ayrılığını sağlamak... Meclis'i güçlendirmek, yürütmeyi denetleyecek mekanizmaları hayata geçirmek, yargıyı lafta değil batı standartlarında bağımsız ve tarafsız hale getirmek... HSK'nın siyasi yapı olmasına son vermek...

İlk etapta Türk usulü başkanlık modelinden, gerçek anlamda başkanlık sistemine geçmek... Sonra parlamenter demokrasiye dönmek... Başka çare yok...

Ekonomi uçacak, kişi başına düşen yıllık milli gelir 25 bin dolar olacak, diye değiştirdiğimiz rejim, ekonominin çökmesine cüzdanların boşalmasına neden oldu...

Yerel seçim de gösterilen sarı kartın nedeni bu... Pişmanlık beyanı... İmamoğlu “Benim zaferin bir uyarıdır” diyor ya... Evet, uyarıydı... Kabinede yapılacak bir, iki değişiklikle, yargı reformu gibi göz boyama paketleriyle tatmin olacak uyarı değildi...

Sert uyarıydı... Hele hele tekrarlanan İstanbul seçimi... Öncü depremdi... Büyük depremin habercisiydi...